misir gercegi husnu mahalli225 

Mısır Gerçeği! (1) - Büyük Plan!

Her şey ‘Arap Baharı’ denilen ılıman rüzgarla başlamış gibi gösterildi bize.

Oysa coğrafyamızdaki durum 100 yıl öncesinden pek farklı değildi. O zaman da Batılı güçler Osmanlı’yı çökertip bölgeye egemen olmak istiyordu, bugün de aynı güçler Türkiye’nin kendi kontrolleri dışında yükselen siyasal, ekonomik, sosyal, kültürel ve psikolojik güç ve etkinliğini engelleyerek hem bölgeyi hem de bu coğrafyanın en önemli ülkesi Türkiye’yi kontrol etmek istiyorlar.

Daha açık bir ifadeyle, son dönemde olup biten her şeyin en önemli hedefi Türkiye’dir. Tıpkı Haçlı Seferleri’nde ve 100 yıl önce Osmanlı’nın çökertilmesi sürecinde olduğu gibi...

YENİ OSMANLI HARİTASI!

Yani 100 yıl önce Osmanlı’yı dağıtarak bölge haritalarını çizenler şimdi Osmanlı mirasçısı Türkiye’yle birlikte eski haritalarda bazı tadilatlar yapmaya ya da tümüyle yeni haritalar çizmeye hazırlanıyor ya da öyle görünüyor.

İşte bu nedenle tümü yerli malı ama planlanan zamanlardan önce olgunlaşan devrimler karşısında başlangıçta neye uğradığını şaşıran Batı, bu devrim süreçlerinin bir yerinden devreye girerek kendi planlarını uygulamaya çalışıyor. Çünkü Batı kendi içindeki ekonomik ve siyasal çıkar çatışmalarına rağmen yüzyıllardır kendine hedef seçtiği bizim coğrafyadan kolay kolay vazgeçmeyecektir. İsrail’i bu coğrafyada kurmanın nedeni budur. Bu nedenle Batı, Arap ülkelerindeki yeni süreçlerin gidişatına bakarak gerektiğinde bu gidişatı savsaklamaya, amaçlarından saptırmaya ve son olarak durdurmaya çalışacaktır. Nasıl olsa bu coğrafyada her zaman kendisinin emrinde olan işbirlikçileri kolay buluyor. Batı’nın bu planında başarılı olup olamayacağını hep birlikte yakında göreceğiz. Çünkü sonuçta toplumsal dinamikler her zaman matematiksel ya da geometrik değildir. Tarih yazan insanlarımızn kanı ise Pentagon’un bilgisayar savaş oyunlarında görünmez.

BATI'NIN HİZMETİNDE REJİMLER!

Ama her şeye rağmen Batı’ya göre karışmış ya da karıştırılarak yıllarca sürecek politik ve sosyal kargaşanın içine çekilen bir Arap âlemi (hatta İran) doğal olarak şimdiye kadar olduğu gibi İsrail’i rahatlatacaktır. Nitekim ‘Arap Baharı’ ile birlikte Arap medyası dahil hiç kimse artık İsrail ve İsrail’in Filistin halkına yönelik geleneksel saldırılarıyla ilgilenmemekte, ABD ise BM’de İsrail’i kınayan karar tasarılarını bile veto etmektedir. Oysa aynı ABD ve müttefikleri Suriye konusunda karar çıkartmak için sürekli çaba içindedirler. İşte bu nedenle bunca kalkışmadan sonra Arap halkları Batı destekli iktidarları ve anlayşları gerçek anlamda deviremez ve kendi gerçek demokratik iradesini kullanamazsa o zaman bu coğrafyada demokrasi bir sonraki bahara değil bir sonraki bin bahara kalacaktır. Buna da en çok, alternatifli plan ve projelerle politika üreten ve yürüten Batı sevinecektir. Çünkü bu ülkelerde, örneğin Körfez ülkelerinde iktidarlarını sürdürecek olan çağdışı, rezil, bağnaz, ilkel ve anti-demokratik liderler şimdikinden çok daha fazla Batı’nın hizmetinde olacaklardır.

Hatırlıyorum da Irak halkı Saddam’ı devirmek için onlarca kez ayaklandı ama her seferinde Saddam bildik katliamlarıyla bu ayaklanmaları bastırdı ve suikastlardan kurtuldu. Ama Saddam bilerek ya da bilmeyerek hep Batı’nın hizmetinde oldu ve sonunda Batı’nın darağacında sallandı. Batı’nın müdahalesiyle “demokrasi ve özgürlüğüne” kavuşan Irak’ın halini ise burada anlatmanın anlamı yok. Çünkü biz Irak’ı en az 50 yıl daha konuşacağız. Bir milyondan fazla insanın öldüğü ve Şii-Sünni kırımı ile öldürülmeye devam ettiği Irak’ta bir milyondan fazla da dul kadın ve 4 milyon yetim çocuk var...

Ama kimin umrunda !!

AVRUPA’YLA UYUMLU İSLAMCILIK!

Batı’nın coğrafyamızla ilgili alternatifli ikinci planı ise biraz daha farklı ve bir o kadar da ilginç. Batı değişim yaşayacak ülkelerde iktidara gelen ve gelmesi olası ve “Biz AKP gibi olmak istiyoruz” diyen “İslamcı” parti ve gruplarla işbirliği yapabileceğinin sinyallerini verdi, veriyor. Çünkü Batı bu İslamcıların kendi çıkarlarına zarar vermediği sürece onlarla çalışmanın sakıncalı olmayacağını düşünmektedir. Burada ise temel koşul bu İslamcıların Batı politika, plan ve anlayışları ile hep “uyumlu” olmalarıdır.

Batı, “uyumlu” yani teslimiyetçi olmaları durumunda Arap İslamcılarına her türlü yardımı ve desteği vereceğinin sinyallerini verdi, veriyor. Çünkü Batı’ya göre kendisiyle uyumlu ve bulundukları ülkelerin halklarının desteğine sahip Arap Sünni İslamcıları, Şii İran’a karşı kullanmak çok daha kolay olacaktır. Çünkü Batı Mübarek örneğinde olduğu gibi yandaşı Arap diktatörleri halkın desteğinden yoksun oldukları için bu tür planlarda kullanma çabasında hep başarısız olmuştur. Örneğin Irak işgali sonrasında Batı Sünni Arap liderlerine, “Gelin, İran’a karşı birleşin” çağrılarında başarısız olmuş, Sünni Müslüman halklar ise Şii olmasına rağmen Lübnan’daki Hizbullah’ın 2006’da İsrail’i yenilgiye uğratmasından büyük sevinç duymuşlardı.

FİLİSTİN SINAVI!

Çünkü yetiştirilme kültürlerinde hep Batı ve İsrail karşıtlığı bulunan Arap Sünni İslamcılarının Batı’yla uyumlu olmalarının hiçbir garantisi yok ve kolay kolay da olmayacaktır. Çünkü halklarının desteğiyle iktidara gelen İslamcılar yine halklarının vicdanında özel bir yeri olan Filistin konusunda kolay kolay taviz vermeyeceklerdir. Çünkü Filistin davasından vazgeçen herhangi bir Arap İslamcı parti “İslamcı olma meşruluğunu” yitirecektir. İşte Batı’nın en önemli sınavı da bu olsa gerek.

Aksi takdirde coğrafyamızdaki son gelişmelerin Arap, Acem, Türk ve hatta Kürtler açısından hiçbir anlamı yoktur ve olmayacaktır. Çünkü Batı, planlarının işlemeyeceğini gördüğü andan itibaren bu 'devrimlerin' önünü kesecek ve yeniden her tarafı karıştırmak için her türlü provokasyon ve sinsi oyunlarına başvuracaktır. Buna yönelik bölgeden çok sinyal gelmektedir. Mısır bunun ne ilk ne de son örneği... Bu nedenle Mısır’daki ‘darbe mi değil mi ‘ tartışması abesle iştigaldir. Yani demokrasi ve özgürlükler Batı’nın umrunda değil ve olmayacaktır. Çünkü Batı'nın bizim coğrafyaya yönelik tutum ve davranışını siyasal, ekonomik, kültürel ve dinsel gerekçelerin yanı sıra genetik dürtüler belirlemektedir. Batı üzerindeki tüm insanları ile bizim coğrafyamızı kıskanmakta, zaman zaman da nefret etmektedir. Haçlı Seferleri yapıldığında bizim buralarda henüz petrol bulunmamıştı

MURSİ’DEN ERDOĞAN TAKTİĞİ!

Gezi Parkı Direnişi ve bu direnişle ilgili olarak Türkiye’nin bir çok yerinde milyonlarca insan sokaklara dökülürken tüm dünyada olduğu gibi başta Mısır olmak üzere Arap ülkelerinin medyası ve dolayısıyla kamuoyu Türkiye’yi yakından izliyordu. O günlerde birçok Arap televizyonu bana bağlanarak Türkiye’de nelerin olduğunu anlatmamı istiyordu. Çünkü ‘Arap Baharı’ sürecinde herkese Türkiye’nin model olduğu söylenmiş ve inandırılmıştı. Şimdi ise bu model ülkede devlet ve model hükümet sokaklara çıkan insanlarına orantısız şiddet uyguluyordu. Dünya medyasına yansıyan görüntüler ve başta ABD olmak üzere AKP’nin müttefiği ülkelerin tepkisi ise herkesi şaşırtmıştı. Özetle model tartışılır olmuştu Arap sokaklarında.. Hem de herkesin gözü ve kulağı Mısır’dayken.. Çünkü Mısırlı tüm muhalifler hafatalar öncesinde cumhurbaşkanlığı seçiminin birinci yıldönümü olan 30 Haziran’da alanları dolduracaklarını açıklamıştı. 30 Haziran yaklaştıkça tansiyon yükseliyordu. Başkan Mursi belki de Başbakan Erdoğan’dan aldığı taktikle ‘Kendi yandaşlarımı tutamam’ mantığı ile Müslüman Kardeşlere ‘sokaklara çıkın’ dedi. Olanlar da işte o zaman oldu.

HAYDİ SAHNEYE!

ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi bu bölgede günümüzü şekillendiren en önemli gelişmedir. Mısır, Suriye ve Irak'ta yaşananları BOP'u göz önünde tutmadan değerlendirmek mümkün değildir.

Adı ve başlığı ne olursa olsun geçmişteki plan ve projelerin tümünden farklı olarak günümüz gelişmelerini şekillendiren en önemli gelişme kuşkusuz Büyük Ortadoğu Projesi denilen ve iki tarafı ‘mis’ kokan “Sihirli Değnek...”

6 Kasım 2002’de Başkan Yardımcısı Dick Cheney’in kızı Elizabeth Cheney’in değişik Arap ülkelerinden topladığı 50 kadar kadınla bir araya gelen Dışişleri Bakanı Harlemli Colin Powell kafasındaki projenin ipuçlarını veriyordu. Powell, "önümüzdeki dönem mücadelelerde kadınların olası rollerini ve ABD’nin onlara desteğini" anlatıyordu. Powell, 22 Arap ülkesine demokrasinin gelebilmesi için kadınlara 29 milyon dolar yardım sözü de vermişti.

SİYAHLARIN AÇIKLADIĞI BOP!

Bu toplantıdan beş hafta sonra, yani 12 Aralık 2002’de Jamaikalı çeyrek siyah Powell, işi bu kez daha ciddiye alarak Haritage Foundation salonunda yaptığı konuşmada Büyük Ortadoğu Projesi’ni resmen açıklayacaktı. Powell kendisinden farklı olarak tam siyah olan ve Kaddafi’nin deyimiyle "Afrika’nın Gülü” Condoleezza Rice’tan –ki ulusal güvenlik sekreteriydi– bu projeyi uygulamasını isteyecekti.

Aynı Powell bu söylemine uygun olarak planlar yapacak ve bunun ilk adımı olarak Irak’ın işgalini sağlayacaktı. 9 Nisan 2003’te Bağdat düştükten sonra 3 Eylül 2003’te Şam ve Beyrut’a uçan Powell, Başkan Esad’a, “Ya bize teslim olur dediklerimizi yaparsın ya da başına geleceklere hazırlıklı olursun” tehdidinde bulunur. Esad’a, “İran’dan uzaklaş, Iraklı direnişçilere destek verme ve Hamas ile Hizbullah ilişkilerini kes” diyen Powell ülkesine dönerken yanındaki gazetecilere, “İstediklerimizi yerine getirmezse geleceğe dönük stratejilerimiz için karşı tedbirlerimiz hazır” diyecekti. Powell ve diğer Amerikalı yetkililerin sonraki demeçlerinde hep bu ciddiyeti görecektik. Amerikalılar geçen süre içinde hep Suriye’ye kafayı takmış, Şam yönetimini tehdit etmiş ve bu ülkeye dönük proje geliştirmekten yorulmamıştı. Yani bugün Suriye’de yaşanan her şey 2003’te planlanmıştı.

60 YIL CUMHURİYET’LE YÖNETİLDİ!

Kuzey Afrika'nın nüfusu en büyük olan ülkesi Mısır, yaklaşık 7 bin yıllık bir geçmişe sahip. Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı bir vilayet olan Mısır, 1922'de bağımsızlığını kazandı. 1953'te ise Cumhuriyet ilan edilidi. 32 yıl boyunca Mısır'ı yöneten Hüsnü Mübarek'ten sonra başa gelen Muhammed Mursi de ordunun yönetime el koyması nedeniyle devrildi. Halkının çoğunluğu Müslüman Araplardan oluşan ülkenin nüfusu 2012 tahminlerine göre yaklaşık 90 milyon. Nüfusun büyük bir bölümünün Nil Nehri boyunca yerleştiği ülkenin başkenti Kahire'dir. Akdeniz ve Kızıldeniz'e kıyısı bulunan Mısır'ın, batısında Libya, güneyinde ise Sudan yer alıyor. Mısır, Asya kıtasında yer alan kısmı Sina Yarımadası üzerinden Filistin ve İsrail ile komşu. Mısır'dan geçen Nil Nehri, sularını Akdeniz'e boşaltıyor. İslam İşbirliği Teşkilatı, Arap Birliği ve Asya Birliği'ne üye ülke, uzun süre hem doğu hem de Batı ülkeleri ile dengeli ilişki içerisindeydi.

YARIN : BOP DENİLEN BÜYÜK OYUN!

Hüsnü MAHALLİ - 29 Temmuz 2013 - Yurt Gazetesi

Son Yazılar