ismail taylan225 

Balyoz komplosunu kim hazırladı? (3)

Gazeteci Mahir Kaynak’ın Balyoz yayınlarının başladığı ve soruşturmasının da başlatılmak üzere olduğu günlerden 23 Ocak 2010 tarihinde Star Gazetesinde yaptığı açıklamada şunları söylüyor:

“Türkiye’nin dünyadaki yeni rolü ve yeri ile ordunun ideolojisi uyuşmuyordu. O halde bu ideoloji değişecek ama ordunun etkinliği azalmayacak hatta artacaktı. Bu rol içe yönelik değil dışa yönelik olacaktı. Bu ordudaki darbeci eğilimleri yok etmek ama onun gücünü ve prestijini korumakla mümkün olabilirdi.

Belgeler değiştirildi!

Şimdi komplo teorisi de sayılabilecek bir proje sunuyorum. Silahlı Kuvvetlerdeki bazı dokümanlar ele geçirildi ve bunlar bir darbe hazırlığına uygun biçimde yeniden düzenlenerek kamuoyuna sunuldu ve darbe karşıtlığının yerleşmesi ve bu tavrın genelleşmesi sağlandı. Kimse açıktan darbeciliği savunamazdı ve bu kadar yaygın olan tartışmanın dışında kalamazdı. Medyanın durumu askerlerin yemin törenini andırıyordu. Herkes ne kadar demokrasiden yana olduğunu göstermek için kaleme sarıldı.

Ancak bu meselenin birinci safhasıydı ve darbe karşıtlığı sağlandı ama planın bir de ikinci safhası vardı. Ordunun prestiji korunmalıydı ve bölgede oynayacağı rol için güvenilir bir kurum haline gelmeliydi. Kamuoyuna sunulan belgeler orijinal değildi ve elde edilen bazı bilgiler değiştirilmiş ve bir darbe planına uygun hale sokulmuştu. Eğer bu belgelerin, bir kısmının bile, değiştirilmiş olduğu tespit edilirse Ordu aleyhine yapılan yayınların maksatlı ve gerçek dışı olduğu kanıtlanmış olacaktı. Zaten ortaya atılan iddialar bunu kolaylaştırıyordu.

Mesela camiye atılacak bir bomba her kesimdeki halkı iktidar etrafında birleştirir ve bir darbeyi imkansız hale getirirdi. Bir darbecinin asla düşünemeyeceği bir eylem söz konusu idi. İstikrarı bozmak için eylemlerde askerlerin yer alacağı söyleniyordu. Bir tek asker bile böyle bir eylemi yaparken yakalanırsa ki bu kaçınılmazdı, darbe yapılamazdı. Çünkü ordu kurtarıcı olarak yönetime el koyardı. Eylemi yapanla kurtarıcı aynı kurum olamazdı.

Şimdi çok akıllı bir biçimde yürütülen projenin ikinci safhasındayız. Belgelerin değiştirilmiş olduğu ortaya çıkacak ve ne darbe kalacak ne de ordu düşmanlığı”. Bu açıklamaya göre son aşamaya gelmiş olmamız gerekir.Öngörülen tüm teoriler gerçekleşmiş ve başarılı bir toplum mühendisliği ile darbe hikayesi toplumun büyük kesimine enjekte edilmiştir.

Ancak bu şekillendirme sırasında Silahlı Kuvvetler özellikle de Deniz Kuvvetlerinde onarılması nesiller alacak yaralar açılmıştır.

Keza 2007 yılından sonra yayınlanan kitaplar,incelemeler ve makaleler yukarıda verdiğim örneklere benzer değerlendirme ve belgelerle doludur.Sanırım tüm bu yazı ve açıklamalar Balyoz Davasında ve diğer davalarda (Ergenekon, Kafes, Poyrazköy,Casusluk vs.) yaşanmış olan sürecin nasıl kurgulandığına ve yaşama geçirildiğine ışık tutabilecek açıklıktadır. Bu komployu kuranların ve uygulayanların bu kadar masum insana bu eziyeti çektirirken,bu kadar beddua alırken vicdanen nasıl rahat edebildiklerini de doğrusu merak ediyorum. İleride bu komplocuların ve yaptıklarının ortaya çıkacağına da inanıyorum.

Yüzeysel kararlar şaşırtıcı!

Bir paragraf da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Balyoz davasıyla ilgili Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderdiği Tebliğname ile ilgili yazacağım.

Basından takip edebildiyseniz Yargıtay Başsavcılığı yaptığı inceleme (!) sonucunda 325 sanıktan 67 sanığın beraatine karar verilmesini, benim de aralarında bulunduğum diğer sanıkların ise cezalarının onaylanmasını talep etmektedir. Gerekçelerini okuduğumuzda ise yine hayal kırıklığına uğruyoruz.Yargıtay gibi en üst seviyedeki bir kurumun savcıları nasıl bu kadar yüzeysel, varsayımlara dayalı karar verebiliyor anlamak mümkün değil.

Bizim esas olarak üzerinde durduğumuz delillerin sahteliği dikkate bile alınmamış. Bu ülkede normal hukuk uygulanıyor, adil yargılama yapılıyor diyenlerin bizi yargılayan Özel Yetkili 10. Ağır Ceza Mahkemesinin gerekçeli kararını, buna karşılık savunmanın Yargıtay’a gönderilen ve kitap haline getirilerek de yayınlanan Temyiz dilekçesini, son olarak da Yargıtay Başsavcılığının Tebliğnamesini okumalarını tavsiye ediyorum.

Temyiz dilekçesinde ne bilirkişi raporları ile açıkça belirtilen sahtecilik, ne tanıkların lehimize olan beyanları, ne de fiziken mümkün olmayan durumlar ve zaman-mekan mantık çelişkileri yer almış.

Bunun yanında cezasının onanmasını istediği sanıklar ile aynı durumda olan bazı sanıklara beraat istenmiş, beraat isteğinin gerekçesinde belirtilen hususlar birçok sanığa göre de aynı hususları içeriyor.Kısaca yine karşımıza olumsuz anlamda ders niteliğinde bir hukuk metni.

Umarım ülkemiz adaletin tartışılmadığı ve herkesin rahatlıkla hukuka güvendiği günlere kavuşur.

Saygı ve sevgilerimle...

İsmail TAYLAN - 17 Temmuz 2013 - Aydınlık

Son Yazılar