levent kirca icerdekiler225

Levent Kırca ne yapıyor?

En iyisi size baştan anlatayım;
Biz Levent Kırca’yı aradık..
“Usta Kars’a gelir misiniz” dedik.
“Eğer Kars gelemiyorsa, biz geliriz” dedi.

“Kars’ta bir yere gitmesin ha, gelince herkesi bir arada görelim, sonra düşüp dağ, taş Kars’ı aramayalım” diye de ekledi.
Anladık, anlamasına da..
Kars’ı sığdıracak bir tiyatro salonumuz yok ki..
Şehir dışındaki spor sergi sarayını kiralamaya karar verdik.
Salon ikibinikiyüzelli kişilik
Yönetimdeki yedi kişi gardaş gardaş toplandık;
Oğlumuza, kızımıza düğün yapıyor gibi davetiye paylaşmaya karar verdik.
Yediyüz davetiye dağıttık aramızda..
İade yok..
Tamamlaştık..
“Tüh şunu unutmuşum” diyenler sonradan yine davetiye aldı.
Bizi kanatsız uçuran TGB indi hava limanımıza..
Şehirin günde beş defa geçtiği yere izin alıp masa kurdular..
Hayatta olan herkes bilir:
Olacak o kadar… evet bu programın müziği çalmalı..
Ses düzeni kuruldu, afişler asıldı..
Oldu mu size düğün yeri..
O noktadan tartışarak geçenler, o nokta da tartışmayı kesip gülüyorlar..
Sağa- sola bakıyorlar..
Masanın altında Levent Kırca’yı arayanlar bile oldu..
Yönetimden bir arkadaşımız arabasına branda afiş yaptırdı..
Dışarıya kolon bağlayıp aynı müziği de hoparlörden caddelere verince..
Berberden bi yüzü köpüklü adam bile dışarı çıktı..
Balkondan el sallayandan tutun..
“Levent Kırca arabada mı?” diye sorandan..
“Toplu gelirsek indirim var mı” diyenine..
Kalacağı otel’den, yemek yiyeceği lokantayı soranlara kadar bir kitlemiz oldu..
Arabamızın girmediği sokak kalmadı..
Arabayı kullanan arkadaşımız daha gün doğarken girmiş bir semte..
Pijamayla balkondan biri:
“Bu ne ya sabah, sabah” diye bağırınca,
“Olacak o kadar” diye bağırıp arabanın sesini bastırmış arkadaşımız
Araç gümbür gümbür dolaşıyor.
Masa düğün evi gibi..
Millet “Olacak o kadar”ın sözlerini ezberledi.. kesin.
Piyadelerimiz günde yetmiş kilometre yol kathediyor.
Şehir içinde yaya kırkla yürüyoruz.
Bir yerde oturmak eyleşmek haram..
Bir yerde bir bardak çayı zıkkım etmişiz kendimize..
Uyku deseniz..
Tavşan gibi gözü açık yatıyoruz..

*** *** ***

Uçak hava da gözükünce..
Bizde elimizde çiçeklerle havalimanı kapısındayız..
Gezici aracımızdan müzik yükselince.. Kalabalık arttı..
“Keşke davul- zurna da getirseydik” dedi bir arkadaşımız..
“Yok canım Levent Kırca istemez öyle şeyler” dedi diğer arkadaşımız.
Oyunun başlamasına dört saat var..
“Salona gidelim” dedi usta..
Gidemiyoruz..
Aracımız elli metre ötede, ama ulaşamıyoruz.
Levent Kırca sabit durdu.
Millet kuyruğa girdi.
Resim çekilenler işi uzatınca arkadan biri bağırdı:
“Haydi arkadaşlar daha sırada bir yığın insan var”
Acemi, yeteneksiz bir ressam bile..
O sürede o pozda Levent Kırca’nın beş tablosunu çizerdi..
Yalvardık, yakardık aldık milletin elinden..
Oyunun başlamasına üç saat vardı..
Yol üzerindeki salona girdiğimizde onlarca kişi ayağa kalkıp alkışladılar usta’yı..
Korkuyorduk.. salon büyük..
Tamam yarıdan fazla bilet satılmış gözüküyor.
Ama yine de salon deniz gibi duruyor..
Ya ortada sandal gibi kalırsak..
Şehirden yaya gelen kalabalık yüreklendirdi bizi..
Gelen otobüsler, dolmuşlar, özel araçlar kapımızda durdu..
Yönetimin yarısı kız, yarısı erkek tarafı gibi gelenleri kapıda karşılıyor, “Buyur” ediyoruz..
“Davul- zurna” diyen arkadaşımız bu kez de..
“Tüh, kolonya şeker unuttuk” dedi..
Kars akıp geliyor..
Deniz doldu taşıyor..
Tribünden göremeyenler koltuğunu alıp sahnenin önüne geliyor..
Işıklar kapanıyor, sahnenin ışığı açılıyor..
Usta sahnenin önüne geliyor..
Alkış çığlığı kopuyor..
Levent Kırca..
Uğur Mumcu oluyor..
Gürdal Mumcu ile konuşuyor kahvaltıda
Kızını öpüyor iki yanağından..
Bir tutam sevgi bırakıyor masanın orta yerine..
Yarısını Gürdal alıyor, yarısını kızı..
Akşama büyütecekler onu..
Daha rüzgarı, kokusu içerideyken..
Bir bomba patlıyor dışarıda..
Salon ağlıyor..
Sahne bir milyon oluyor..
Yağmur yağıyor karanfillere..
Karanlıklar mum oluyor, yanıyor salon..
Mumu tutanlar Mumcu oluyor..

*** *** ***

Kocaa bir ordunun komutanı eşini bekliyor
Komutanın eşi..
Saç diplerine baktırıyor güvenlikte
Dişlerinin arası dilinin altı aranıyor..
Sayılıyor dişleri..
Bir öncekinden “eksik- fazla var mı” diye..
Ayakyalın yürütülüyor yolda..
Getirdiği giyecekler “yünlü” sayılıyor..
Kanunen yasak deniliyor..
Salon gülüyor gözyaşı ile..
Öfke ile..

*** *** ***

Tuncay Özkan, Mustafa Balbay..
İnce belli buğulu bardakta çay düşlüyor..
Ve içeride..
Bir icat buluyorlar..
Beyaz eşyacılar iflasın eşiğinde..
Çamaşır makinesinin devir sayısını kendileri de hesaplayamıyor..
Salon sayıyor..

*** *** ***

Düğün salonu yapıyor koca hapisaneyi..
Bir Amiral kız evlendiriyor Hasdal’da..
Konfetinden tutun, pastaya varıncaya..
Gelin damadın ayağına bile basıyor..
Salonun yüreği kanıyor..

*** *** ***

Gülşah mektup yazıyor babası Balbay’a..
Salon okuyor..
Erkekler Mustafa oluyor, kızından mektup alan
Kadınlar elini yüreğine tutuyor
Ve yanındaki kızının başını okşuyor..
Tüm kızlar Gülşah oluyor..
Babasını özleyen..

*** *** ***

Bir ana belirliyor, arkadan ekranda..
“Kocasızda, evlatsızda yaşanır bir müddet; ama yaşanılır mı vatansız bir soluk” diyen ana..
Ve Levent Kırca alınlara çakıyor çiviyi:
Bari aynı koğuşta bir araya getirin baba- oğulu..
Ve babanın gür sesi yankılanıyor salonda..
Duvar yıkılıyor..
Yer çatlıyor..
Bulut dağılıyor..
Salonun yüreğinin büyüklüğünde ayyıldızlı bayrak duruyor sahnede..
Altından oyuncular çıkıyor..
Salon ayağa kalkıyor..
Ağlayanlar var..
“yıkılacak duvarlar” diyor usta..
Salon gitmiyor..
Salon sahneye yaklaşıyor..
Salon sahneye çıkıyor..
“Biz neden yapmadık” diyor şimdi herkes..
İstanbul yaptı..
Aldı ustayı sahneden çıktı yola..
Görülmüş müdür bilmiyorum;
Üzerinde kostümü ile..
Alıp oyuncuyu vuruyorsa kendini yola bu halk
Ve yollar
Ve balkonlar
Ve kaldırımlar alkışlıyorsa..
Ve gözyaşını öfkeye çeviriyorsa bu halk..
Ve bir halkı ayağa kaldırıyorsa bu oyun
Ve demek ki;
Bu halkın kesilecek bir ağaca da,
O ağacın dalındaki kuşun yuvasını bozana da öfkesi vardı..
Bostancı’da
Bastırılmış, örselenmiş, öfkelenmişler..
Taksim’de ayağa kalktı..
Şimdi Kars oturmuyor..
Edirne çağırsa oraya gidecek..
Kars şimdi iki kez yanıyor:
Bir: oyunu izlemeyenler
İki: izleyip omuzuna alıp yürüyüşe geçmeyenler..
Size gelirse bu oyun..
Siz bi defa düşünün..

Muharrem YERLİ - 26 Haziran 2013 - Ulusal Bakış

Son Yazılar