turkler birlesin ataturk koylulerle birlikte225 

Bir-Le-Şe-Mez-Sek…

Gezi Parkı direnişi toplumsal mücadelemize son derece değerli bir hedef hediye etti :

- Birleşe birleşe kazanacağız!..

Taksim’den Anadolu’ya yayılan bu bilinç,

birbirleri ile uzlaşmaz bir duruş içindeki kitlelerde ortak bir taban yaratmış ve birleşerek güçlenmenin sevinç ve coşkusunu yaymıştır.

Ancak… Uzun yılların getirdiği alışkanlıklar ve Yeni Dünya Düzeni’nin “yükselen değeri” olan bencil-bireycilik ve bunun insanlarımız kafalarının içinde birikmiş olan tortusu, bu güzelim heyecanı kemirmektedir.

Bu tortunun içindeki en belirgin unsur, “dar-grup-çıkarları”nın her şeyin üstünde tutulmasıdır.

Birleşelim… Ama, bizim bahçede!..

Birleşelim… Ama mikrofon benim elimde olsun.

Birleşelim… Ama ben yöneteyim.

İşte, “birleşe birleşe başarma” enerjisinin önüne çıkan temel engel bu tortudur.

Herkes şu gerçeği beyninin içinde seçkin bir köşeye yazmalıdır:

- Dar grup çıkarları öne çıktığında, “birleşe birleşe başarmak” asla mümkün değildir.

Çünkü o zaman birleşmek söz konusu olamayacaktır.

Birleşme olmayınca da güçlenme atiye terk edilecek ve atı alan Üsküdar’ı geçip, gidecektir…

Birleşme iradesi, salt bir düşünce de değildir.

Bu irade yaşamın içine sızarak eylemlerimizi yönlendirmediği sürece, kayda değer bir anlamı yoktur.

Birleşebilmek için bencilliklerden sıyrılmak gerekir.

Dar grup çıkarları gütmekten vazgeçmek demektir.

Toplumsal mücadeleyi kişilikleri parlatmak için kullanma çirkinliğinden uzaklaşmak gerekir.

Karşısında üç-beş kişiyi bulduğunda mikrofonu kapıp, kendi küçük ve ilkel egemenliğini toplumsal yararın önüne koyma zafiyetini terk etmek gerekir…

“Hep beraber yapalım yerine, “ben yaparım,” düşüncesi alnından vurulup, defnedilmeden hiçbir toplumsal hareket hiçbir yere varamaz…

Dar-grup-çıkarlarını her şeyin üstünde tutmayı benimsemiş olan kişi ve çevreler, niçin yıllar yılı sadece o küçük grubun içine hapsolmuş olduklarını düşünmek ve efendice özeleştiri yapmak durumundadırlar.

Bu kişiler bilmek zorundadırlar ki, bir insanın değeri, mikrofonu kapıp, öne fırlaması ile ölçülmez; tam aksine, bu öne zıplayış sıradan bir değersizliğin açık bir delilidir.

Bir toplumsal hareketin başarısı, kişisel çıkarlarını ve beklentilerini bir kenara koyma alçak gönüllülüğüne ulaşmış öncülerine bağlıdır.

Fedailik yeteneği ve erdemi, yaşam pratiğinin içinde somut olarak hayata geçirilememişse bu sokaktan giderek hiçbir meydana varılamaz.

Bir insanın hedefinde, “kendi”sini geliştirmek olmalıdır.

Vitrini bir süre de olsa işgal ederek, toplum önündeki görüntüsünü öne çıkartma uğraşı değil…

Birinci şıkta, eğitim, erdem, kültür, incelik, derinlik ve benzeri değerler yer alır.

İkinci seçenekte ise, cehalet, ilkellik, bencillik ve çıkarcılık…

Seçin bunlardan birisini şimdi.

Ama güzel bir söz olarak değil… Bir yaşam pratiği olarak, dünya görüşü olarak… Yani insan olarak!..

Haydi!

Faruk HAKSAL - 25 Haziran 2013
http://www.soruyusormak.com/
http://www.dnm-ler.com/ 

Son Yazılar