emin gurses225 

PKK’dan self-determinasyon talebi!

Hükümet, orta sınıf radikalleşmesinin önünü almakla meşgulken, PKK ‘planlanmış’ olan bir dizi konferansın ilkini Diyarbakır’da 15-16 Haziran’da düzenledi.

Konferanstan, “... kendi geleceklerini belirleme (self-determinasyon) hakkının sadece Kürdistan halkının kararına ve onayına bırakılması...” gibi kararlar çıktı. (Özgür Gündem, 18.06.2013).

Konferansta AB ve BM’ye de selam gönderildi.

Erdoğan hükümetine ise uyarı.

Washington zaten izin makamı.

Washington’un ilk talimatı neydi?

Kuzey Irak’a çekil. Yeni görevlere hazır ol.

Talimata uyacak PKK.

Uymak zorunda.

O’nun sayesinde Kuzey Irak’ta at koşturuyor.

Ya hükümet?

PKK gibi, işe Washington’un yol haritasıyla başladı.

Talimatlara uydu. Sivil-asker Amerikan karşıtlarına yüklendi.

Bölge ile ilgili talepleri yerine getirmede gecikme oldu.

Washington Erdoğan’ı dört bir yandan uyardı.

PKK da devrede.

Erdoğan yol haritasına aykırı işler mi yaptı?

Yapabilir mi?

Varlık nedeni ne?

Yaparsa ne olur?

Washington dışında herkese çattı.

Kendi ülkesinin gençleriyle kavgalı bir lider, ona yol veren merkezlerin işine yarar mı?

Uluslararası sermayenin Türkiye temsilcileriyle dalaşma girişiminde bulundu ‘yeni sermayedarlar’ın temsilcisi.

Kendi sermaye sınıfını yaratırken diğerlerini tasfiye ederim hesabı yapıyor olabilir mi?

Sermayenin enternasyonal dayanışması bunların boyunu aşar.

İcazet aldığın merkezlere karşı durmak istiyorsan masadan kalkarsın.

Yoksa, altındaki halıyı çekmek için bekleyenlere yakınındakileri de eklerler.

Self-determinasyon hakkı isteyen ‘PKK cemaati’ de bu koroya iliştirildi.

AB ve ABD’nin postacısı ‘tarihsel pratik’ten ders almış mı?

Dönemin ABD başkanı Wilson, ulusların geleceklerini belirlemeleri düşüncesini ortaya attığında Avrupa’da geniş coğrafyaları kontrol eden imparatorlukları tasfiye etmeyi amaçlıyordu. Bunu sadece Avusturya-Macaristan ve Osmanlı imparatorlukları için uygulanır görmüş ve kendisini ziyaret eden bir İrlanda heyetinin İngiltere’den bağımsızlık talebini reddetmişti.

Lenin de, self-determinasyon hakkını savunuyordu.

Fakat Kafkasya’da özellikle devrimin petrole olan ihtiyacı nedeniyle Azerbaycan’ın ‘emperyalist saldırılara karşı durabilmesi’ için Sovyetler Birliği çatısı altında bulunmasının daha uygun olacağını iddia ediyordu.

Kasım 1961’de dönemin BM genel sekreteri olan U Thant, BM’ye üye bir ülkenin coğrafi bütünlüğünün bozulmasının hiç bir zaman kabul edilmeyeceğini ifade etmişti.

Rosa Luxemburg, “bir ulusun kendi geleceğini belirlemesi ancak sosyalizm ile mümkündür” diyordu. (The National Question, 1976.)

Dinleyen kim?

Dönemin İstanbul Kürt Enstitüsü başkanı ise,Kürt sorununun sosyalizme havale edilemeyeceğini söylüyordu. (İstanbul, 23 Nisan 1994).

Tarihsel pratik, bu anlayışın sonu çatışmadır der.

Büyük güçler kazananın yanında yer alır.

Zalimden medet umanları ise tarih ayakçı listesine ekler.

Emin GÜRSES - 22 Haziran 2013 - Aydınlık

Son Yazılar