eren erdem225 

İki yüzlü medya ve Gezi Parkı!

Günlerdir gazetelerde aynı yalan anlatılıyor. Başbakan’ın özür dilediği ve polisin aşırı şiddetine tepki gösterdiği ifade ediliyor.

Aynı Başbakan polisin gücünü artırmaktan bahsediyor ve nedense gazeteler, medya patronları bu cümleyi görmezden geliyor. Türkiye’nin bir polis devletine dönüşmesi, polis şiddetinin tam olarak artması bekleniyor. Tüm bunlar olup biterken Cumhurbaşkanı ve bazı Bakanlar barışçıl mesajlar (?) vermeye çalışıyor. Bu kaotik ve karışık ortamda aynı siyasi gelenekten gelen ama çok farklı şeyler söyleyen kişilerin olması dikkat çekici bir durum. Ben bu süreci şöyle okuyorum; en temelde Başbakanın tasfiyesi yüksek ihtimal olarak görüldüğünden birileri Başbakanın yerine oynuyor. Ve oyun oynarken net biçimde kendi gerçekliği ile de çelişiyor, bu durumu doğru anlamamız lazım. Başbakan’ı götüren şey, Ortadoğu’daki davranışlardır. Beşar Esad’ın direnişi ve Batı’yı bu direniş üzerinden zorunlu bir ikna sürecine sürüklemesi, Başbakanın tasfiyesindeki önemli nedenlerden biridir.

Nasıl mı diyeceksiniz?

Amerika ve Avrupa artık Esad’ı yok edemeyeceğini anladı. Bu yüzden Ortadoğu planları değişti ve bu değişime uyum sağlaması imkânsız olan tek güç Türkiye’dir. Çünkü Türkiye tamamen yanlış zeminde gelişen bir Ortadoğu stratejisi üzerinden bölgedeki herkese düşman hale geldi. Dolayısıyla Batı’nın Tayyip’i daha fazla desteklemesi imkânsız hale geldi. Ve Batı bu kendiliğinden gelişen halk hareketini bir fırsat bilerek değişen Ortadoğu Projesi’ne uyum sağlayabilecek kadroları iktidara taşımak için kolları sıvadı. Ve hemen Abdullah Gül ve Bülent Arınç gibi isimler halka sempatik mesajlar vermeye başladılar.

Esasen, Başbakan Amerika’ya güvenerek ve varlığını Amerikan emperyalizmine uyumu esas alarak biçimlendirdiği için kaybetmiştir. Peki, kazanan kimdir? Halk mı, Amerikan seçkinleri mi; elbette bunu bu direnişin önderliğine soyunanlar belirleyeceklerdir. Bu direniş halkın lehine mi gerçekleşecek, yoksa değişen Ortadoğu Projesi’nin yeni çıkarları doğrultusunda mı sonuçlanacaktır?

Halk değişim istiyor. Halk milli bayrağını 12 Eylül faşizminin elinden alarak özgürlük ve demokrasi talebi ile açıyor. Bu taleplerin somut karşılığı nedir? Erken seçim değil midir? Ya da 12 Eylül faşizminin mirası olan seçim barajının kaldırılması değil midir? İleri demokrasi, seçim barajının kaldırılmasını ve genel seçime gidilmesini zorunlu kılmaktadır.

Merak ettiğim şey şu; Ahmet Davutoğlu nerelerde? Kendisi ekranlara çıkmıyor, konuşmuyor. Bunun sebebi, Suriye’de kaybedilen savaş mıdır acaba? Ahmet Davutoğlu, Suriye krizinin sonucunun bu olacağını önceden biliyor muydu? Elbette ki biliyordu. Sonuçla yüzleşmekten kaçıyor: bu gayet normal bir reflekstir. Bu yaşananlar bir siyasetin iflası olarak tarihteki yerini alıyor. Bu gerçeği unutmamak lazım.

Bu direnişin nereye gideceğini hep birlikte göreceğiz. Lakin bu direnişin halk lehine gelişmesi örgütsüz halkın, örgütlü harekete yönelmesi ve böylece akbabaların amaçlarının boşa çıkması gerekiyor.

Elbette bu tür eylemlerde uluslara-rası kapitalist güç odakları hemen devreye girebilir. Bu durumdan kurtulmanın ve süreci halk lehine kılmanın tek yolu vardır: örgütlenmek. Halkın bu örgütünün hareketi bütün temizliği ile koruması ve bir programı esas alması gereklidir. Bu, çok hayatî önem taşıyan bir durumdur. Çünkü örgütsüz halk her an bir sürecin parçasına dönüşebilir. Keza Arap Baharı tam olarak böyle bir şeydir: tamamen örgütsüz, amaçsız, hedefsiz, slogana boğulmuş bir hareket olması açısından çok hızlı biçimde Batı menfaatlerine uygun hale getirilmiştir. Bu, çok vahim bir durumdur. Bu yüzden sürecin halk lehine gelişmesi için tümüyle antiemperyalist bir zeminde biçimlenmesi gereklidir.

Eren ERDEM - 21 Haziran 2013 - Aydınlık

Son Yazılar