tayyip istifa225 

Halk hareketi’ne düşmanlık, düşmanın hareketi’ne dönüşür!

Türkiye, Salı gününden bu yana, Gezi Parkı’nı savunmak gibi son derece masum bir talepli eyleme, şiddetli polis müdahalesinin ardından gelişen hareketi konuşuyor.

Son derece masum bir gösteriye bile bu kadar şiddetli müdahale yapan bir iktidar anlayışı, aslında 11 yıldır adım adım bu diktatörlüğün yapı taşlarını döşedi. Hatırlayalım:

- ABD ile anlaşılarak, Büyük Ortadoğu Projesi’ne eşbaşkanlık başladı. Bu çerçevede, PKK’da 2002′den itibaren ABD temaslarıyla beraber bu projenin siyasi kanadını üstlendi.

- DEP’liler serbest bırakılırken, PKK ile mücadele etmiş komutanlar adeta derdest edilerek Silivri, Hasdal, Maltepe gibi cezaevlerine kondu. Türkiye’nin önde gelen siyasetçileri, gazetecileri, aydınları vs. aynı şekilde cezaevine kondu. Örneğin, Tayyip Erdoğan’a tepki gösterip ayağa kalkmayan komutan ve yine Tayyip Erdoğan’ın KKTC’yi pazarlama ve akçeli işlerinin telefon kaydını yayınlayan gazeteci Silivri’ye gönderildi.

- Öğrenciler, memurlar, işçiler her eyleminde daha sert müdahalelere maruz kaldı. Çok sayıda öğrenci, memur, işçi gözaltına alındı.
                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                          - Ülkenin bütün kaynakları yabancı sermayeye satıldı.

- TSK adeta bir çete olarak gösterildi.

- Siyaset kurumu baskı altına alındı.

- Yargıya operasyon yapıldı, yargı tamamen iktidarın yargı ayağı haline getirildi.

- Irak, Afganistan gibi kardeş halklara yönelik işgaller, soykırımlar desteklendi, Haçlı seferlerine uşaklık yapıldı.

- Suriye gibi, geçmişte sıkıntılar olsa da, son 10 yılda çok iyi ilişkiler sayesinde, adeta sınırları bile açma noktasına geldiğimiz bir komşumuz ile yine Haçlı seferlerinin parçası olarak ilişkiler gerginleştirildi. Bu ülkeye saldıran teröristler, AKP nedeniyle ülkemiz topraklarına sokuldu. Bu eli kanlı, şerefsiz teröristlerin kendi halkımıza zulmetmesine ses çıkarılmadı. Son olarak El Kaide denilen eli kanlı Vahabi teröristler Reyhanlı’da yurttaşlarımızı katletti.

- PKK-ÖSO gibi ırkçı ve gerici terör örgütlenmeleriyle masaya oturuldu, etnik ve mezhepçi anlayış yerleştirildi. Alevi ve Sünni yurttaşlarımız arasında gerilim çıkarılmaya çalışıldı.

Daha çok sayacak şey var.

Kimin Hareketi’sin?

Gezi Parkı’nda başlayıp, 11 yıllık bir diktatörlüğe isyana dönüşen hareket işte bu yaşananlara yönelik bardağın taşmasıdır.

Bu gelişmeleri iyi okumak varken, 57′nci Hükümeti bitiren 3 Kasım’ı seçim tarihi olarak önermek, Abdullah Gül’ü Çankaya’ya çıkarmak, Suriye tezkeresine destek vermek gibi kritik dönemlerde AKP destekçiliğinin bir benzerini büyük çoğunluğu görmeyip, olanları 3-5 PKK’lı/çapulcunun önderliğinde diye yorumlamak, en kibar ifadesiyle yeni bir şaşkınlıktırb. Sokaklarda, Ay-Yıldızlı büyük çoğunluğa ve taleplerine göz kapatanlar, yarın öbür gün BDP gibi partilerin şovuyla gelişebilecek Anayasal, yasal gelişmeler karşısında kesinlikle sorumlulukları olacaktır. BDP şimdiden “Taleplerini gözardı etmeyin, yasal düzenleme yapın” demeye başlamıştır. 2 Haziran Pazar günü TV 8′de konuşan AKP’nin akili Yücel Sayman da “İstanbul’la ilgili bir kararı Ankara vermesin. Bu nedenle merkeziyetçilik bitmiştir. Yerelleşme güçlendirilsin” diye konuşmuştur. Bunun anlamı şudur: Sokaklara dökülen milyonlar, gerçek anlamda tepkili oldukları bu kesimler tarafından kucağa çekilmek istenmektedir.

Ya sokaklardaki halkın cephesindesin, ya da ABD-AKP-PKK cephesinde!

Kitle hareketlerinde her zaman risk de vardır. Herkes bu büyük gücü kendi kontrolüne almaya çalışır. Bu “Herkes”in içinde tepkili olduğumuz küçük azınlık gruplar da olabilir. Yukarıda örneğini de verdim. Ama esas olan Halk gücüdür. Halk nettir: Pazar günü Taksim’de Abdullah Öcalan posteri açmaya çalışanlara kendiliğinden müdahale etmiş ve o posteri indirtmiştir. Halk uyanmış öncüsünü beklerken, Milli bir cephe için çağrı yapılan ve bu büyük millete önderlik etmesi gerekenler, kendi halkına düşmanlık etmekte, “Polis düşmanlığı” söylemiyle hareket etmektedir. Bu, büyük bir yanlıştır.

Burada Türk bayraklı, Atatürk posterli büyük çoğunluğu görmeyip, 3-5 kişiyi gören siyaset anlayışı, ilk açıklamasında “Biz Ulusalcı-Faşist kesimle yan yana” gelmeyiz diyen BDP siyasetiyle aynı cephede yan yana düşer. Bu cephe ABD-AKP-PKK cephesidir.

Burada sessiz olan polisin, İzmir’de Türk bayraklı kıza adeta tekme tokat dalması mı alkışlanacak?

Polisin hatası ve yapması gereken!

Kimse polise düşman değildir. Tam tersine, polisin içinde de büyük bir tartışma vardır. Polislerin sendikası Emniyet-Sen, meslektaşlarına “Kanunsuz emirleri sakın uygulamayın” diye çağrı yapmıştır. O polislere bu insanlar “AKP’ye güvenmeyin. Ülkesini satan, sizleri hayli hayli satar” diye uyarmıştır. Ancak gözümle gördüğüm için şunu açıkça yazıyorum: Bütün polisler değil, Halk Hareketi’ne karşı görev yapan polisler, karşısındakilere adeta “düşman” gibi görmüş dün sabah İstiklal Caddesi’nde saat 10.05′te “Her şey Vatan İçin” diye slogan atan kitlenin üzerine biber gazları, gaz bombaları atmıştır. Orada görev yapan polisler şu soruyu sormalıdır: Bu milletin, bu halkın mı, yoksa Tayyip Erdoğan’ın polisisiniz? Polis bir an önce Emniyet-Sen’in yaptığı çağrıya uymalı ve milletiyle kendisini karşı karşıya getirecek kanunsuz tüm AKP talimatlarını protesto etmeli ve uygulatmamalıdır.

Düşmanlık ettiği askere sığındı!

Ve şimdilik son söz: Tayyip Erdoğan, ABD’den gelen talimatlarla düşmanlık ettiği askere sığınmak zorunda kalmış ve Ankara’da Başbakanlığın etrafını jandarmalarla çevirtmiştir. Çünkü bilir ki bu halk askerine hiçbir şey yapmaz. Kendisini kurtarmak için, ABD adına düşmanlık ettiği askeri halkın karşısına çıkartma çabası boşa çıkacaktır. Umduğunu bulamayacaktır…

Ceyhun BOZKURT - 02 Haziran 2013 - Ulusal Bakış

Son Yazılar