turk milletini silmek istiyorlar2 225 

Yeniden İnşa İçin Çözülme Süreci Mi?!…

Kadum el Caburi, bu isim bize yabancı… Iraklılar iyi tanıyorlar onu. Saddam’ın heykelini devrilişini tetikleyen balyozlu adam olarak Irak tarihine geçti.

Balyozu indirdiğinden on yıl sonra şimdi pişman ve pişmanlığının aslında ilk iki yıl içinde başladığını söylüyor. “Saddam döneminde güvenlik vardı. Yolsuzluk vardı ama böylesi yoktu. Hayatlarımız güvencedeydi. Elektrik, gaz gibi temel ihtiyaçlar çok daha ucuzdu…. İki yıl geçti ve ben ilerleme göremedim. Sonra cinayetler, hırsızlıklar ve mezhep şiddeti başladı” diyor ve yakıcı cümleyi ekliyor: “O zamanlar sadece bir diktatörümüz vardı, şimdi yüzlercesi var. Hiçbir şey iyiye gitmedi”.

Türkiye’ye buradan ne ders düşer derseniz? Kurumlarımızın başında görmeye alışkın olduğumuz T.C. ibaresinin kaldırılışı haberlerini ibret ve kaygı ile izliyoruz. Hiç tereddüdümüz yok; T.C. ibaresini kaldıranlar ve Türkiye’ye giydirilmek istenen yeni rejim için yola çıkanlar, çözüm denilen süreç sonlandırılırsa, Caburi’den farklı düşünmeyecekler. Hatta bunların içinde “akil” etiketliler de olacak.

Ancak okumayan, bilgiyi kulaktan dolma edinmeye alışkın bir topluma birilerini akıl versin diye görevlendirebilirsiniz… Eğitim düzeyi yüksek olan bir ülkede böyle bir beyin yıkayıcı mekanizma kurulamaz. Toplum, şu an elindeki anayasada ne yazılı bilmiyorken, yeni bir anayasa sürecine, “barış süreci” başlığı ile anlatanlarla hazırlanıyor.

Birileri aklınca bizleri sıkıştırmak için soruyor: “Siz barıştan yana değil misiniz?” Irak’ta da demokrasi gelecek denilerek, sürece karşı çıkanlara da, “sen demokrasiden yana değil misin?” diyorlardı. Nitekim Caburi, demokrasinin gelmediğini, önceki sürece öykünerek anlatmış. Bizde de “barış” adı altında yeni çatışma başlıklarının açılmayacağını kim biliyor? “Barış süreci” denilenin ne olduğunu tam olarak kim, ne zaman anlatacak? Bu sürecin içinde ne var? Madem barışa gidiyoruz, öyleyse neden giderek artan bir baskı ortamına sürükleniyoruz? Fazıl Say üzerinden düşünce neden hüküm giyiyor? Devletten, Cumhuriyetten ve laiklikten yana olmalarının dışında suçları kanıtlanmamış askerler, komutanlar, aydınlar neden hala tutuklular? Bu aşırılaşan baskı ortamında üretilen “akil insanlar”, tüm bu soruları neden sormazlar? Baskılara tepkili olanların tepkilerini emen bir sünger vazifesi gördüklerinin, iktidara tampon oluşturduklarının farkındalar mı?

Giderek yaygınlaştırılan yanlış, terk etmemiz istenen doğrudan üstünmüş gibi gösterilmeye çalışılıyor. Kamuoyu yoklamaları adı altında çoğunluğun iradesi gibi yansıtılan yanlışı toplum çok iyi biliyor. Toplumun eğitim düzeyi düşük ancak algı düzeyi yüksek. Ve bu algıyı dönüştürme görevi üstlenen “akilleri” bile şaşkınlığa sürükleyen bir sağduyu ve tepki var.

Süreç haklı ve doğru ise elçilere ne gerek var?

Bizler “Bir millet uyanıyor” başlıklı filmlerle büyüdük. Artistler orada oynamıyorlar, duygularını yansıtıyorlardı. Bu yüzden inandırıcıydılar. Bugün artistler kadar, artist olmayanlar da artistlik yapmaya başladılar ve hiç inandırıcı değiller. Şimdi bize “uyuyun” telkini yapılıyor. Ve “Bir millet uyutuluyor” başlıklı bir film her gün TV’lerden servis ediliyor.

Bu millet uyandı… Cumhuriyetle güçlendirilen bir devlet kuruldu. Egemenlik milletin iradesine verildi. Millet olma bilinci yerleşti. Egemen olan milletin bütün olduğu, bölünemez olduğu anlatıldı. İçinde bulunduğumuz coğrafyadaki gücümüzü bu bütünlükten aldık.

Şimdi bize “siz millet değilsiniz, halksınız” deniliyor… Tam bağımsız Türkiye ideali yerini, yeni bağımlılık ilişkilerine bırakıyor. Benzemezlerin bir araya getirilmesi ile oluşturulan benzerlikle bir hizada toplaşmamız isteniyor.

Çoğulculuk yerini tek tipçiliğe bırakırken, siyaset bitiriliyor. Siyasal partiler, benzemezlerin bir araya getirilerek benzeştikleri yapılara dönüşürken, paradoksal olarak birleştirici değil, ayrıştırıcı işlev görerek çözülüyorlar. Parti tabanları partilerinin tavanına yabancılaşıyor ve kendisini ifade edecek zemin bulamıyorken, koalisyon Meclis içindeki komisyonlarda kuruluyor. Meclis içindeki – başına demokrasi, açılım, barış, çözüm gibi sıfatlar eklenen – süreci yürüten gizli koalisyonun en güçlü partisi, Meclis içinde grup kurarak partileşen BDP. Tıpkı koalisyonlarda olduğu gibi, küçük partilerin anahtar rolünü üstlenmiş durumda. Süreci İmralı üzerinden kontrol ederken, kantarın topuzunu kaçırabiliyor….

Bu özet tablodan çıkaracağımız ders ne olmalı? T.C.’yi silmek isteyenler, bu istekten heveslenip, silmeye kalkışanlar, Irak’ın yakın tarihine baksınlar. Bu coğrafyada güçlü ülke istenmiyor. Türkiye’de hepimiz önce bunu görmeli ve gücümüzü korumak için stratejiler geliştirmeliyiz. Bağımlılık mı? T.C’ye bağlılık mı? Hangisi bizi güçlendirir sizce? Yeni tür partilerle girdiğimiz bu süreçten gerçekten barış içinde çıkmak istiyorsak, birlikteliğimizi tutkallamak yerine neden bölünmekten söz ediyoruz? Hepimizin algısında “bölünme” kaygısı var… Bu kaygıyı yok etmek için yola çıkan “akiller” (barış elçileri) tam tersine T.C. ibaresinin kaldırılışına suskun kalarak pekiştiriyorlar… Bazıları fütursuzca yeni Cumhuriyet kurmaktan söz ediyorlar… Süreç barış getirir mi bilinmiyor ama “yeni” diye yutturulacak eski kurumlar yaşamımıza hızlı bir şekilde nüfuz ediyorlar.

Angelina Jolie bir TV röportajında; “BM (ABD) dünyayı herkes için daha iyi bir yer haline getiriyor” diyordu… Bu söze Caburi ne der sizce?!..

Angelina kim mi? BM iyi niyet elçisi… O da artist… “Düşündüklerinize değil, gördüklerinize inanın” telkini yapılan sürecin elçilerinden.

Kıssadan hisse: Kurulu birlikteliğin çözücülerinin, yeni birliktelikleri değil, ayrılıkları, bölünmeyi inşa ettikleri bir süreçten geçiyor coğrafyamızdaki ülkeler ve Türkiye bu oluşumun içine çekilmekle kalmıyor, parçası, yürütücüsü haline getirilmek isteniyor.

Tülay ÖZÜERMAN - 20 Nisan 2013 - İlk Kurşun

Son Yazılar