yalcin kucuk her diktatoryada iceri alinirim225

Tutamama korkusu!

Ergenekon’dan ilk alınışıydı; duruşmada Yalçın Küçük’e sordular: “Ne iş yaparsınız?” Yalçın Küçük yanıt verdi, “50 yıldır mahkemelerde huzura çıkarım, mesleğim savunma yapmaktır.”

Mahkemeler ve hapishaneler Yalçın Küçük’ün ikinci adresi oldu. Davalarım kitabında “Ceza uslandırmak içindir, çünkü ben uslanmıyorum” diyordu, “Devrimcilik bir yeni dünya işidir. Davalar yeni dünya işine tepkidir.” Uslanmadı, yeni dünya, yeni insan üzerine kitaplar yazdı, bekası dinselliği ve cehaleti yaymaya bağlı bir düzende “aydın” bir korku kaynağıydı; satın alınamıyorsa uslandırılmalıydı. Yalçın Küçük uslanmadı, bir davadan tahliye beklerken bir diğerinden tutuklandı. Şimdi savcının kendisi için ağırlaştırılmış müebbet istediği Ergenekon davasında tutuksuz, Odatv çalışanlarının tutuksuz yargılandığı Odatv davasında tutuklu yargılanıyor. Mesleği budur.

Odatv Davası’nın son duruşmasında, “Geçen duruşmada Odatv davasını kapattınız. Yalçın Küçük davası açtınız. Bu davayı beni tutuklamak için açtınız”, bağırıyordu, ‘’Bu davayı bitirdiğinizde beni tutuklayacağınızdan emindim. Bugüne kadar tutuklulukla ilgili hiçbir kararınızı okumadım’’. Ergenekon davasından tutuksuzdu. Dinsellik ve cehalet yayılacaksa aydın ya uslanmalı ya tutuklu olmalıdır. Yalçın Küçük uslanmıyordu.

Tutuklusun, tutuklu kal!

12 Eylül’den aylar önce yayınlanan ve Erbakan’ı hapse atacak, ama Erbakan’ınkinden daha koyu bir dinsellik getirececek bir darbe geldiğini “haber verdiği” kitabı “Bir Yeni Cumhuriyet için” nedeniyle tutuklanmış, İlk duruşma 1982 Ağustosu’nda, Selimiye Askeri Kışlası’nda yapılmıştı. Bu tarihten iki ay sonra, Kasım 1982’de Sıkıyönetim Savcısı, Yalçın Kücük’ün beraatini istiyordu.

Yalçın Küçük ve mücadele ateşini hiç yitirmediği yaşamını önceki gün kaybeden, devrimcilerin devrimci avukatı Gülçin Çaylıgil, savunmalarını mahkemeye yazılı olarak duruşma öncesinde teslim ederek, dava sürecini hızlandırmaya çalışmışlardı. Mahkeme heyeti davayı uzatmayı tercih etti. “Savunmaların duruşma gününden önce dosyaya konmuş olmasına rağmen işlerin çokluğu nedeniyle karann hazırlanamadığı anlaşıldı.” Bu, Kasım’da düşülen nottu; Ocak’ta ise mahkeme “Sanık Yalçın Küçük’ten, kısa ve öz olarak, özgeçmişi ve eserleri ile bilgi” vermesini istiyordu.

Tahliye beklerken!

Bir sonraki Kasım’da Yalçın Küçük, Yargıtay’ın Askeri Mahkeme’nin kararını bozması üzerine, cezaevinde, tahliyesini bekliyordu. 24’ünde koğuşundan alındı, elleri kelepçelendi ve Selimiye’ye götürüldü. Tahliye edilmek yerine tutuklandı. Yeni bir dava icat edilmişti. Yalçın Küçük’ün,gitmediği cezaevi revirindeki bir üsteğmene, “Siz askerler, bütün subaylar, erinden albayına kadar yalancısınız, işkencecisiniz” dediği iddia edildi ve böylece devletin askeri kuvvetlerini tahkir ve tezyif suçundan dolayı tekrar tutuklandı.

Tutuklayamıyorlarsa tutukluyorlar. Odatv davasını son duruşmasında “Siyasi davalar nasıl başlarsa öyle biter. Bu davalarda deliller çürümez” diyordu.

“Siyasi davalarda sanıklar suçlarını bilmezler.Nazım Hikmet suçunu bilemedi. Tuncay Özkan 5 yıldır mahkemeye çıkıyor, suçunu bilmiyor”. Bilmezler, siyasi davalarda aslolan tutuklamadır.

Yapılmayacak darbe!

Ergenekon, Balyoz, bütün davalar “darbe” suçlamasına dayanıyor. Genelkurmay’sa 2008-2009 tarihli bilgi notlarında, önce “merkez güçler” diye tanımladığı ABD, AB ve sermaye ile “ittifak içinde hareket edemediği” saptamasında bulunuyor ve ardından “merkezi güçlerle uyum içerisinde bulunulmadan gerçekleştirilecek bir müdahalenin” TSK’ya çok ağır fatura edileceği açıktır, deniyor. Yargılamanın birincisi nedeniyle mi, ikincisi nedeniyle mi, yapıldığı sorusu ortada kalıyor.

Yalçın Küçük bağırıyor, “Beni boşa tutukluyorsunuz.Bana zarar vermezsiniz. Sizin gücünüz yok, ben sizden daha güçlüyüm. İddianamelerinizi değiştirin. TSK darbeye olumsuz baktığını yazıyor, sizin raporlarınızda var. KCK iddianamelerinde yazıyor, PKK AKP ile müzakere ve çatışmazlık peşinde. PKK ile TSK arasında hiçbir bağlantı yok. İddianamelerinizi değiştirin.” Uslandıramıyorlar. Zarar veremiyorlar. Tutamama korkusuyla tutuyorlar.

*** *** ***
Davalarım’dan!

Yalçın Küçük, işini, Davalarım kitabında yazmış :

“Benim rolüm cenneti sevdirmek / Benim rolüm cennet heyecanı vermek / Benim rolüm cennetin alınabileceğini göstermek / Benim rolüm cennet örneği vermek. Cennet örneği yaşamak. İnsan olmak.”

Yalçın Küçük’ün işi, bir de, hapis yatmak; mahkemelerde “huzura çıkmak”; cezaevlerini, mahkemeleri, savcıları, hakimleri, ardındakileri yazmak. Odatv duruşmasında “Sizi de yazacağım” diyordu. Türkiye’nin tarihidir.

Devrimcilik!

“Devrimcilik bir yeni dünya işidir. Davalar yeni dünya işine tepkidir.”

“Ceza uslandırmak içindir, çünkü ben uslanmıyorum.”

Işık!

“Üst ranzada, camları kırık bir pencerenin yanında yatıyordum. Kar yağıyordu ve kırık pencereden yatağımın üstüne akıyordu; mazoşist değildim ve yazgı arkadaşlarım benim orada yatmamı istemiyorlardı. Mecburdum, çünkü idare elektrik vermiyordu. Mum vermiyordu. Bazen telgraf çekiyor ve her gün idareye paramızla mum almak için dilekçe veriyordum. Işık yoktu ve ben ancak pencereden gelen ışıkla okuyabiliyordum.”

“Slogan temsilci koğuşundan başlıyor. Anlatmak zor, görmek gerek. Müthiş canlanıyorlar. Sanki bütün acılarını unutuyorlar.”

Delikten ilaç!

“İdare önce ilaçlarımızı, aspirinlerimizi bize veriyordu; cezaevi doktorundan geçen,kontrol edilen ilaçları, daha önce biz alıyorduk.Yeni düzenlemede bu da kaldırıldı. Bir jandarma eri, bir sağlık onbaşısı bir sepete ve gazete kağıdına sarılmış olarak, herkesin ilacını topluyor ve koğuşun önüne isimleri bağırıldıktan sonra delikten, bir gazete kağıdının içinde hapı dağıtıyordu; Amerika Birleşik Devletleri’nden madalyalı Orgeneral Öztorun, bu usülü getiriyordu. Bize bunu layık görüyorlardı.”

“Çok sağlıksız buldum; altı yüz kişilik bir hapishanede bir onbaşının bu ilaçları karıştırmadan veremeyeceğine inanıyordum. Verem tedavisi gören bir yazgıdaşımın ilacı bana, benimki ülser tedavisi gören bir arkadaşıma verilebilirdi. Dahası, delikten ilaç almayı onuruma yediremedim; ilaç almayacağımı söyledim. Neden dediler; Namık Kemal’in, Mithat Paşa’nın soyundan geldiğimi, bana layık bir biçimde davranılması gerektiğini,onurlu bir aydın soyum olduğu için de delikten ilaç almayacağımı söyledim.”

“Bütün cezaevine yayıldı. İlaççı onbaşı, gazete kağıtlı ilaç sepetini dağıtamaz oldu; verem ve ülser tedavisi gören yazgı arkadaşımızdan rica ettik, ilaçları almalarını istedik, razı olmadılar. Altı yüz kişilik Sultanahmet Cezaevi ilaç almıyordu.“

“Sonradan ilacımızı, bize layık ve bizim istediğimiz biçimde vermeye başladılar.”

‘Bilirler’

“Sıkıyönetim Savcısı ve herkes bilir; hangi savcı yardımcısının hangi sanığı tutuklama isteminde Orgeneral Öztorun’un isteğine katılacağını önceden bilirler. Orgeneral Öztorun’un imzasını taşıyan beni tutuklama emrinde, el yazısıyla, ‘Metin Çelenligil’e’ işareti var. Çelenligil işini çabuk bitirir ve sizi, Selimiye koridoruna çıkarırlar; jandarmalar etrafınızı sarar.”

Amerikan madalyası!

“Orgeneral Necdet Öztorun Genelkurmay ikinci Başkanı idi ve Kara Kuvvetleri Komutanı olması için Ordu Komutanlığı yapması gerekiyor. Yalçın Küçük’ü elinden kaçırıp serbest bırakırsa, rakipleri arasından sıyrılıp Kara Kuvvetleri komutanı olabilir mi? Sonra Amerika Birleşik Devletleri’nden alınan madalya hak edilmiş olur mu? Sonra Genelkurmay Başkanlığı? Kararlı olduğu gösterilmelidir ve tahliye olacağını düşündüğü gün, Yalçın Küçük, Öztorun’un emriyle tekrar deliğe tıkılmalıdır. Aklı var.“

Evrim!

“Darwin, mağaraya konan bir hayvanın körleştiğini yazıyor. İnsan, aydın tersi. Karanlıkta gözü büyüyor.”

‘Bu davayı önemsemiyorum’

“Bu davayı önemsemiyorum.Artık davalarımı önemsemiyorum.Gelecek bizim.”

Sırma ÖZGÖNÜL - 12 Nisan 2013 - Aydınlık

Son Yazılar