esin_turhan225

Sistemin unuttuğu işçi kadın!

Yazmadan olur mu? Çalışma hayatının gerçek kahramanlarını, kadın işçileri. Ben hep rahatsız olmuşumdur, 8 Mart denildiği zaman töre kurbanlarından öteye geçmeyen kadın hikayelerini dinlemekten.

Oysa bana göre şiddet, insana dair kara hikayedir. Oysa kadını anlatmak için fabrikalara, atölyelere, yoksul evlere, pazarlara da girmek gerek. Bu belki de kendilerine kadına şiddet hikayeleri anlatarak toplumda yer edinmeye çalışan örgütlerini rahatsız edecek. Ama şiddet insanı, emeği sömüren, ülkelerin gelişimini engelleyen çok daha büyük bir sistemin getirdiği sonuç. Bu sistem içerisinde kadını tek başına kurtarmak söz konusu olamaz. Evlerimize temizliğe aldığımız kadının hayatından yoksulluğu çıkartamadıkça o kadının hayatından şiddeti de çıkartamayız.

Şiddetin en büyüğü eğitimsiz ve yoksul bırakmak değil midir? Şiddeti yaratan zemini görmeden şiddeti bitirmekten sözetmek, bataklığı bırakıp sivrisineklerle uğraşmaktır.

Neyse ben şimdi işçi kadınlardan sözetmek istiyorum. Fabrikalardaki kadınlardan. Evde çocuklarını bırakıp, sabahın ayazında mesaiye giden o kadınları anlatmaya çalışacağım. Hani bir şarkı vardır, Alpay söylerdi, “Fabrika Kızı” işçi kadınları öyle güzel anlatır ki;


“Fabrikada tütün sarar
Sanki kendi içer gibi
Sararkende hayal kurar
Bütün insanlar gibi

Bir evi olsun ister
Bir de içmeyen kocası
Tanrı ne verirse geçinir gider
Yeter ki mutlu olsun yuvası”


Belkıs Kümbetoğlu, inci User ve Aylin Akpınar’ın, kayıtdışı çalışmaya dair yaptıkları ve kitaplaştırdıkları kadın istihdamına yönelik alan araştırması, çalışma hayatındaki kayıp işçi kadını ortaya koyuyor. Bu araştırma aslında 8 Mart’ın anlamını daha netleştiriyor. Neden Emekçi Kadınlar Günü sorusuna yanıtı da veriyor.

Kitap üç akademisyenin öğrencileriyle birlikte yaptıkları bir alan araştırmasını içeriyor. Araştırma İstanbul, Kocaeli, Bursa, Sakarya ve Düzce İlleri’nde anket şeklinde, karşılıklı görüşerek yapılmış. Kadın işçiler bu illerde ağırlıklı olarak tekstil, gıda ve hizmet sektörlerinde kayıtdışı olarak çalışıyor. Araştırmaya katılan 213 kadın çoğunlukla çocuk yaşta çalışmaya başlamış, birçok iş değiştirerek ve arada uzun dönemler işsiz kalarak bugünlere gelmiş.

Son derece elverişsiz ortamlarda, asgari ücretin altında ücretlerle, uzun çalışma saatleri boyunca kuralsız bir şekilde çalışan kadınlar, işte ve ailede yaşadıkları güçlükleri, yoksullukları, şiddeti açıkça ifade etmiş, örgütsüzlük ve güvencesizliğin kişinin yaşamını ne hale getirdiğini anlatmışlar. Sistemin görünmez kıldığı, kayıp işçi kadınlar haklarını savunabilecek, bu haklar için seslerini yükseltebilecek herhangi bir olanağa sahip değil. Sağlık güvencesi, emeklilik, sendika etkinliği, onlardan çok uzak ve geleceklerinden umutlu değiller. Gene de yükselen işsizlik karşısında çalışmaktan hoşnut ve ücretten tatile, düzenli mesai saatlerinden, hastalık iznine tüm haklarını sınırlayan işverenlerine müteşekkirler.

Araştırmacılar, çalışmanın bu kadınları özgür, bağımsız ve güçlü kılmadığını, onlara sadece boğaz tokluğu temin ettiğini, buna karşılık onlar için bir çok rahatsızlık, eziyet ve aşağılanma anlamına geldiğini vurguluyor. Türkiye’de kadın istihdamı ve kayıtdışılık başlıklı bölümde, kadınların istihdama erkeklere oranla çok düşük katıldığı ve çalışma koşullarının erkeklerden farklı olduğu belirtiliyor. Araştırmaya göre hizmet sektörü giderek daha fazla kadının istihdam edildiği bir alan olmaya başladı.

İşte görülmeyen tablo bu araştırma sonucunda bütün çıplaklığıyla ortaya çıkıyor. Kadın, ülkenin koşullarıyla birlikte haklarını kazanıyor ya da kaybediyor. Milli olmayan ekonomi kadın ya da erkek demeden emeği sömürüyor, insanı köleleştiriyor.

Esin TURHAN - 08 Mart 2013 - Aydınlık

Son Yazılar