esin_turhan225

Eşkıya dünyaya hükümdar olmasın!

Sene 1300’ler değil, 2013. Sebep olan şeytan falan da değil, bizzat yasa koyucular. Sendikal örgütlülüğün en bilinen amacı toplu iş sözleşmesi imzalayabilmek değil midir?

Sözleşmede anlaşma sağlanamaz ise yasalar işçi için grev hakkını da vermemiş mi? Eğer grev hakkının uygulanması engellenir ise suç işlenir ise bu suçun cezasını verecek olan ya da grev hakkının uygulanmaması durumunda yaptırım uygulayacak olan kimdir? Ortada yok da.

Birleşik Metal-İş Sendikası Çorlu’da kurulu bulunan Daiyang fabrikasında greve çıktı. Yani grev hakkını kullanması gerekti. Kullanmaz ise yetkisi düşer, bunun da ötesinde işçilerin sendikalı olmasının bir anlamı kalmaz. Çünkü sözleşmelerde asıl pazarlık grev hakkı olur ise yapılır. Daiyang işçisi ne yaptı kaçak işçi getirdi üstelik Güney Kore’den. Grev olan fabrikada göz göre göre üretimi yaptı. Ürettiği malları da yükletip fabrikadan çıkarmak istedi. İşçiler “Hop dur bakalım. Nereye” deyince de kıyamet koptu. Silahlar işçilerin ve sendika yöneticilerinin üstüne çevrildi ateşlendi. Bu yetmiyormuş gibi bir işçiye polis aracı çarptı. Bir yetkili de çıkıp Daiyang işvereninin yüzüne yasaları çarpmadı.

AKP Hükümeti havacılık iş kolunda grev yasağını TBMM’den geçirerek vakit kaybettiğini düşündüğü için artık, fiili grev hakkı gasplarında polisiyle işverene destek vermeyi tercih etmeye başladı. Zamandan kazanıyor. İşin yoksa taslak hazırlat, komisyonla, Meclisle uğraş, yetmezmiş gibi basınla da uğraş. (tabii ki yandaş olmayanlar.) Ne gerek var; yolla polisi dövsün grevdeki işçiyi. TÜMTİS’in yaşadığı da farklı değil. AKP baktı işçi sınıfı hareketlendi, hakları anlamında bilinçlendi, eylemler daha güçlü oluyor, kolluk güçlerini devreye soktu. Taşeron sistemine karşı sesini çıkaran kim olursa “organik biber gazı”, greve çıkana jop, bir de mermi.

Türkiye yeni bir sürece girdi. Bunu oturduğumuz yerden değil bizzat işçinin içinden yazıyoruz. Yatağan işçisinin, Şişecam işçisinin, işten atılan THY işçisinin cesaretinden, kararlılığından görüyoruz. Gaziantep’ten, İzmir’den görüyoruz. Okumasını bilene işçi sınıfı anlatıyor. Şimdi önderlik önemli. Ama toplumsal hareketler önderini de yaratır. Beklemez şu başkan çıksın gelsin de bizi harekete geçirsin diye.

Yatağan işçisine, Şişecam işçisine, THY işçisine maden işçisi de ekleniyor. İşten atılmalara, köle gibi çalıştırılmaya, bile bile ölüme yollanmaya dur diyecek maden işçisi. 27 Ocak’ta Genel Maden-İş’in Zonguldak’ta yapacağı miting, işçinin başkaldırısının ortak sesi olmalı. Kömürü yeryüzünün kalbinden söken işçi, Türkiye topraklarına yerleşen, ülkenin işçisini köle, bağımsızlığını esarete çeviren, yerli ve yabancı tüm asalakları da söküp atama kararlılığını ortaya koymalı. Vatan ve ekmek mücadelesi birleştirildiğinde artık Ankara yollarını işçiye kapatacak güç kalmayacaktır.

İşçi sınıfının sorunu sadece taşeronlaştırma değil. Ancak insana yakışmayan bir uygulama. Adı her ne kadar Ulusal İstihdam Stratejisi (UİS) olsa da zerre kadar ulusal olmayan strateji tüm çağ gerisi maddeleriyle geliyor. Çalışma Bakanı kıdem tasminatı fonunyla birlikte UİS’in de geleceğini de söyledi. Onun için Zonguldak’ta sadece işçiler değil, gençler, esnaflar, kamu çalışanları, sömürü ve esaret düzeninden rahatsız olan herkes olmalı. Çünkü, eşkiyayı dünyaya hükümdar etmemeliyiz. Çünkü, ya hep beraber, ya hiçbirimiz.

Esin TURHAN - 25 Ocak 2013 - Aydınlık

Son Yazılar