sisecam_iscileri_hepimiz_mustafa_kemalin_askerleriyiz225

Derinlerdeki Gelişme!

Yeryüzünün ve ülkemizin genel görünümü çerçevesinde olumlu unsurlar ve gelişmeler yakalamak, herkes için bir hayli zorlaşmış bulunuyor.

Bu görünümle çelişen bir durum olarak derinlerde oluşan iki önemli gelişmenin, büyük anlam ve önem taşıdığını düşünmekteyim.

Bu gelişmeler tarihin çarkını ileriye doğru çevirme sorumluluğunun sahibi olarak bilinen emekçi kitleler safında kendisini göstermekte. Ülkemizde giderek yaygınlaşan ve boyut kazanan emekçi hareketlerine tanık olmaktayız. Bunlar elbette ki önemli. Bunlarla bağlantılı olarak asıl önemli gelişmeler, emekçi kitlelerin ve onların sözcülüğünü yapanların bilinçlerinde biçimleniyor. Emekçiler ve kuşkusuz daha geniş bir anlatımla halkımız, sorunlarının asıl kaynağı, dolayısıyla çözümü konusunda çok gerçekçi gözlemler ve tespitler ortaya koymaya başlamıştır.

Temel sorun ekonomiktir ve esas olarak işsizlik ve yoksulluk olarak kendisini göstermektedir. Bu konularda, daha düne kadar her şeyin mevzuatla çözülebileceği yönünde bir yanılsama, hükmünü tartışmasız bir biçimde sürdürmekteydi. Giderek anlaşılmaktadır ki yasalara konulacak süslü maddeler uygulanmadığı sürece hiçbir anlam ifade etmezler. Kaldı ki çoğu kez, kanun hükümlerinin, canlık kazanmalarını mümkün kılacak ekonomik tabandan yoksun olmaları halinde –uygulanmak istenseler bile- uygulanmalarının gerçek bir anlamı bulunmayabilir.

Bir örnek vermek gerekirse, emek arzı ve emek talebi arasında dengesizliğin bulunduğu bir ekonomik ortamda asgari ücreti mevzuat yoluyla artırmanın ya gerçek bir önemi yoktur ya da bu yönde atılacak bir adımı yoka indirgeyecek bazı olumsuz sonuçların önlenmesi mümkün değildir. Genel olarak ücret düzeyinin yükseltilmesinin emekçi kesim açısından yararı, emekçiye pazarlık gücü kazandıracak bir istihdam düzeyinin ve ücretlerdeki artışın işsizlik gibi olumsuzluklara dönüştürülmesine olanak tanımayan bir ekonomik yapılanmanın sağlanmasına bağlı olarak gerçeklik kazanabilir.

Bu tespitlerin ışığında sorunun gerçek çözümünün ekonomiyi özelleştirmeci anlayışın, daha kestirme bir anlatımla piyasa düzeninin ve piyasaya egemen olan yerli ve yabancı güç odaklarının boyunduruğundan kurtarmak olduğu açıktır. Ne var ki bu yargıya varılması kolay olmamaktadır. Bu konuda, özellikle egemen medya eliyle sürdürülen beyin yıkama faaliyetlerinin yıkımı büyük olmuş, geniş kitlelere özelleştirmeyi bir kurtuluş kapısı olarak göstermeyi geniş ölçüde başarabilmişlerdir. Kamusalcığın sistematik ve kasıtlı bir biçimde yozlaştırılması, yağmurdan kaçarken doluya tutulmak misali, özelleştirmeden medet umma beklentisini körüklemiştir. Özelleştirmeye en çok eleştirel gözle bakanlardan bazılarının bile, özelleştirmeye değil, “özelleştirme adı altındaki yağmaya” karşı olduklarını söyledikleri sıkça görülür olmuştur. Bizatihi özelleştirmenin bir yağma olduğunun anlaşılması kolay olmamıştır.

Her şeye rağmen, bugün varılan aşamada, direnen emekçi kitleler safından özelleştirmeye karşı giderek yükselen haykırışlara tanık olmaktayız. Derinlerdeki gelişmenin birincisi bu konuda kendisini göstermektedir.

Derinlerdeki diğer önemli gelişme de emekçi kitlelerin, kendilerini özelleştirme girdabına sürükleyen bu sürecin gerisindeki güçlerin kaynağının anlaşılmasıyla ilgili olarak kendisini göstermektedir. Geride IMF, Dünya Bankası gibi uluslar arası oluşumların varlığında somutlaşan küresel güçler bulunmaktadır. Emekçiler bunu da görmektedirler ve bu yönde kaydettikleri gelişme, ekonomik kurtuluşlarıyla ülke bağımsızlığı arasındaki bağı şuurlandırmaları noktasında kendisini göstermektedir.

Bu gelişmenin en somut ve en duygulandırıcı ifadesi, Şişe-Cam Fabrikasının çatısında topluca tepkilerini koyan işçilerin aralarına büyük önderin portresini de alarak sergiledikleri görüntüde ifadesini bulmuştur.

Emekçinin Atatürk’le buluşması, temel sorunlarının bağımsızlık ülküsüyle ayrılmazlığının ifadesidir.

Bu gelişme, bir yönüyle de Atatürk’ü gerçek tabanından koparıp ayrıcalıklı bir azınlığın malı gibi gösterme çabalarının iflasının yeni bir kanıtı olarak önem taşımaktadır.

Alpaslan IŞIKLI - 14 Ocak 2013 - İlk Kurşun

Son Yazılar