bu_halk_sana_boyun_egmez225

Siyasi iktidar asla karanlıkla uğraşmaz!

Karanlık ve aydınlık…

Biri diğerinin karşıtı ve ikisi de varlıklarını birbirine borçlu.

Aydınlığı karanlığa çeviremezsiniz, perdelerinizi çekip de öğlen uykusuna yattığınızda karanlığı istiyorsunuz demektir. Aydınlık hep aynı kimlikle kalır.

Oysa kötülüklerin anası diye bilinen karanlık tüm loş ışıklardan yararlanır. Elinizde bir fenerle de dolaşsanız, projektörünüz de olsa, karanlık hep gri tonlarda dolaşıp duracaktır.

Aydınlıkta karanlığı elde etmek tarih boyunca hep gündemde tutulmuştur. Perdelerinizi kapatırsınız, güneşi engellersiniz, gözünüzü bantla bağlarsınız, ama mutlaka aydınlık bir yerlerden geçip size ulaşır. Loş bir aydınlıktır, alacakaranlıktır, ama karanlık değildir.

Karanlık ise aydınlık kadar soyludur. Kendi dışında hiçbir şeyi kabul etmez.

Kullanılan ise, karanlığa yakın loşluktur. Kimi zaman bir el feneriyle, kimi zaman günün ilk ışıklarıyla, kimi zaman güneşin batışıyla, kimi zaman bulutların çökmesiyle aydınlığa bir direnç gösterilir. Bütün bunlar karanlığa yakın olan şeylerdir, ama asla karanlık değildir.

Karanlığı kullanmak isteyenler işte bu aydınlık karşıtı her şeyi öne sürerler. Ortalık alacakaranlıktır, bir parça ışık daha sağlansa aydınlık olmasa da en azından o korkulan karanlık ortada yoktur. Karanlık çok daha somut bir olgudur. Salt karanlıktan mutlak aydınlığa geçişin hepsi karanlığın hesabına yazılır. Salt karanlığın ufacık bozulması veya kimliğinin değişmesi, aydınlığın zaferi gibi gösterilir. Ortalık yine karanlıktır, ama salt karanlığı bilenler için ortalık kişiliksiz biçimde de olsa aydınlanmıştır. Yalnız dikkat edin, bu aydınlanma yalnızca salt karanlığı bilenler içindir. Kimliksiz, sırnaşık ve tehlikeli bir aydınlıktır ortalıkta dolaşan. Karanlıktan uzaklaşan, uzaklaştıkça da kötülüğe doğru yaklaşan bir loşluktur. Oysa algılanan, aydınlığa doğru gidiştir.

Bütün çevremiz karanlık ile aydınlık üzerine kurulmuştur. Karanlıktan her çıkış, aydınlığın bir zaferi gibi görülse de, aslında tüm kötülükleri yaratan alaca aydınlık aldatmacasında ezilen karanlıktır.

Bütün bunları niye yazdım? Her şeyden önce karanlığın saflığını ve çaresizliğini anlatmak için.

Sistemler de böyledir zaten. Karanlık bir korku merkeziyken, aydınlığa giden her yol kurtuluşun da izdüşümüdür. Bir bakıma karanlık, tıpkı aydınlık gibi kurtuluşun başlangıcıdır, ama alaca karanlık, mutlak karanlığı algılamanıza izin vermez. Karanlığa doğru giden her yol lanetlenir. Bu arada kendi sistemini yerleştirmeye çaışan yönetim biçimlerinde en kestirme yol, karanlığa pirim vermektir. Karanlık, aydınlığa giden her yolda kendine yolcu bulur, ama aydınlık tek başına mücadele etmek zorundadır.

Türkiye karanlığın merkezindeyken birdenbire aydınlıkla mücadeleye girişiyor. Ne tarafa bakarsanız bakın alacakaranlık kuşağındaki esrarengizliklerle birlikte olmak zorundasınız.

Savaş ve barış gibi…

Savaş özünde karanlıklar manzumesidir. Gücünü aydınlıktan alır, ama asla geri vermez. Kısacık ölümlü yaşamımızda karanlık her daim aydınlığın zayıf noktalarını belirler ve kendini bir şekilde aydınlığın dışında tutmaya çalışır. Çünkü bilmektedir ki aydınlık olmadan karanlığı tanımlamak mümkün değildir.

Bu herkesin bildiği “karşıtların birliği” ilkesiyle de açıklanacak bir durum değildir. Evet, aydınlık olmadan karanlığı tanımlamak mümkün değildir, ama karanlık olmadan aydınlığı tanımlayabileceğiniz bir çok “gri” ton vardır. Hepsi karanlığa yakındır ama mutlak karanlığı ifade etmezler.

Yüz yıllardır da insanoğlunu “umacı” gibi korkutan karanlık, böylesine çaresiz bir mücadelenin tarafsız kalan tek “karanlık” noktasıdır.

Siyasi iktidarların asla karanlıkla uğraşmadığı, alaca karanlığın her tonunu kullandıklarını ve mutlak aydınlığa yaklaştıkça da baskı ve zulümlerini arttırdıklarını tarih kitaplarının her sayfasında bulabilirsiniz.

Mümtaz İDİL - 18 Aralık 2012 - Odatv

Son Yazılar