barikatlariniz_viz_gelir_bize_13aralik2012_silivri225

Nokta …kuşatma mı yoksa taarruz mu?

Nokta’yı yazıyorum. Virgül’e devrimcilik atfedenlere naziredir. 13 Aralık bir nokta koyma işidir. Noktalı virgül’le başlayan, virgüller silsilesini sonlandırıp yeni bir cümle kurma girişimidir.

Artık Mayıs 19, Ekim 29 ve Kasım 10, günden ibarettir. Ayları kısaltmış oluyoruz. Bu bir telaştan çok, vakit kalmadığının göstegesidir. Kuşatma yerindedir. Fakat daha çok bir taarruz hareketidir. Şu haliyle 13 Aralık Silivri Kuşatması’na bir taarruzun provasıdır diyebiliriz.

Faşizmin zindanlarını yıkacak gücümüz var. Yıkılacaksa yıkarız. Şimdi buradayız….

Bastille mi? Çok yakındır. 1789′a gönderme yapıyoruz. Elzemdir. Duvarlar yol olacaktır; köprü iki ucu birleştirmektir. Uçurumlara meydan okuyoruz. İhtilal aynı zamanda bir trajedi’yi beraberinde getirmektedir. Bu seferkinin komedi olması muhtemeldir. Gülen taraf ise hep güçlü olandır. Hukuk mu? Üstünlerin hukukudur!

”İleri” ve belki ”hücum” da denilebilir. Tek bir işaret kafidir! Artık bir ordumuz var. Seferberlik halindedir. Yürüyoruz, uygun adım mı? Henüz değil. Lâkin duramayız, hep söylüyorum; durursak düşeriz…

Koşmaya 10 Kasım’da başladık. Silivri artık İzmir’dir. Yüzbaşı Şerafettin Bey ve üç süvarisinin hatırası bizimledir. Taarruz an meselesidir. Yalnız ve yalnız bir işarete bakmaktadır.

…”güneş battığı kızıllıkta doğuyorsa / davullar çalınıyordur tutsaklar ülkesinde / prangaları eritecek ateş yakılmıştır artık / ve sen nefessiz kalana dek haykıracaksın”….

Yeni bir altüst oluşa tanıklık ediyoruz. Geçen yüzyılın başında olduğu gibi daha ilerisine zemin hazırlanmaktadır. Parçalı bulutlu ve yer yer güneşli bir mevsime kapı açılmıştır. Yağmuru ise pek seviyoruz. Yürümek güzeldir. Soğuk mu? Aldırış etmiyoruz.

Ocak körüklenmiştir ve demir tavında dövülecek. Örs çatlayana dek; muttarit ve mütemadiyen…

Kimleri göremiyoruz; kılıç dövüyoruz, savaşa gidiyoruz fakat ‘hurdacı’mız yoktur! Şaşırmıyorum. Külüstür Alman otomobilleri koleksiyonu ve yıllık kahvaltılarda zeytinlerle metamatik hesabı yapmakla meşguldür. ‘Külüstür devletlü’ pek uygundur. Diğeri ise meydanlardan korkmaktadır. Ulus’ta çokça ürktüğünü tespit ediyoruz. Bir ekonomi toplantısında 10 Kasım’ı kendilerine işaret ettiğimde; ‘yasaklanırsa giderim’ demiştir. Fizikte vardır; ‘moment noktası’ velinimetini işaret etmektedir. Kılıcını kınından çekecek cesareti yoktur.

…”istiklâl caddesi isyanın son resmî geçidini seyrediyor / ulus’ta düşen düşmanın gardıdır / rasattepe’ye bu sabah güneş bir başka doğuyor / silivri’de titreyen zulüm duvarlarıdır”…

Öncüleri kurtarmak aynı zamanda bir kurma girişimidir. ‘Milli Birliği’ tesis etme yolunda atılan en sağlam adımdır. Silivri’de zindanların ağır kapıları zorlanırken, Millet Meclisi kürsüsünden ‘jandarma biz sosyalistiz’ marşı okunmaktaydı. Silivri’de önümüze barikatı kuransa ‘robocop’ jandarmadır. Tesadüf müdür? Bilemiyoruz. Belki, tesadüfler mucizelerin yansımasıdır. Not ediyorum. Tarih yazımıdır. Ayrıntılar önemlidir. Belirleyici oldukları zamanlardayız.

Meydan muharebelerinden mevzi savaşlarına gelmiş durumdayız. Noktasal hucümlar zamandır. Sandıklar da bir mevzidir. Vur, vur, vur! Her mevzide savaş. ”Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır” bizim doktrinimizdir. Artık bütün vatan savaş alanıdır. 13 Aralık bunun ilanıdır.

….”her yıldırımda bir gece, bir gölge devrilir, / bir ufk-ı i’tilâ açılır, yükselir hayât; / yükselmeyen düşer: ya terakkî, ya inhitat!”…. (*)

Hasan Basri dışarıdaki öncülerin lideri konumundadır. ‘İstersek yıkarız!’ esaslı bir tehdittir. BOP Sultanı’nın makamında ve Pensilvanya’da duyulduğu aşikardır. CHP’li vekilleri es geçmiyoruz. Varlıkları önemlidir. ‘Genel Başkan’ın aksine orada olmaları ve hep olmaları bir tutarlılık göstergesidir. Mücadeleyi kabullenmiş olduklarını görüyoruz. Ancak Silivri’de hakim güç yine gençliktir. Gördüğümüz şudur; İlker Yücel’in ‘ileri’ emri beklenmektedir. İlk-Er olarak başı çekiyor. İlkelidir, daha zamanı olduğunu bilmektedir. Fakat zaman kaybedemeyiz. Bir de yaşı genç olanlar var ki, onlar, sevdiklerinden başka kaybedecek hiçbir şeyi olmayanlardır. Çünkü her şeyleri maphustur!

Dışarda faşizmin duvarlarına hücum eden Millet mütalaasını heyet-i sefil’e sunmuş görünüyor. Bir mahkemeden söz edemiyoruz. Özel yetkili soytarılar divanı kurulmuştur. Savunma da artık hucüm marşı söylemektedir. Vural Ergül üstadımın ‘mahkeme’de yüksek sesle konuşması ‘slogan’dır. O halde konuşmak, bağırmaktır ve slogan atmak ise böylece ‘küfür’ niteliği taşımaktadır. Bütün küfürlerimiz ak-faşizmedir.

…”o sözler ki kalbimizin üstünde /dolu bir tabanca gibi / ölüp ölesiye taşırız / o sözler ki bir kere çıkmıştır ağzımızdan / uğrunda asılırız”… (**)

Mayıs yürüyüşünü 22′sinde ”medya’nın gözleri” başlıklı yazımızda işlemiştik. Bir tarih yazımından söz ediyorduk. Buraya bir virgül (,) koyuyoruz. Ekim seferberliğini ise daha öncesinden görebiliyorduk. Ve 10 Ekim’de Attilâ İlhan’ı da anarak ”yürüyün çocuklar siz onu göremezsiniz” dedik. Bir tane de buraya (,) . Ve dahi Kasım’ın kasvetinden sıyrılıp ”karanfil kokulu çocuklar”a selam durmuştuk. Bu sonuncu (,). ‘Virgül’ olsa olsa bir ihtilalin aşamalarını simgeler. Oysa ‘nokta’ başlı başına bir devrimdir. Bitişler yeni başlangıçları getirmektedir. Yani;

…”dünle beraber gitti, cancağızım, ne varsa düne ait / bugün yeni şeyler söylemek lazım”… (***)

Bitirmekten kastımız yeni bir yol açmanın zaruretini göstermektir. 22 Aralık satıha yayılan mücadelenin süreceğini haber veriyor. Bu sefer kadınlar öncüdür. Oğullarını emperyalizme kalkan yapmayacaklar. İkinci Hatay isyanının kıvılcımını çakmak içindir. Not ediyorum. Ve bitiriyorum.

M.Recep ERÇİN - 15 Aralık 2012 - Ulusal Bakış
http://www.ulusalbakis.com/

Dipnotlar :

*Tevfik Fikret, ‘ferda’

**Attilâ İlhan, ‘o sözler ki’

***Mevlânâ

Son Yazılar