lutfu_kirayoglu225

Ele Geçirme Sırası…

İktidarda 10. yılını tamamlayan AKP’nin kamu kurumlarını nasıl ele geçirdiğini yaşayarak gördük. İlk bakışta bu ele geçirme harekâtının herhangi bir sırası olmadan yürüdüğü sanılır.

Günümüzde yaşananlara bakıldığında bu sıralamanın hiç de tesadüflere bırakılmadığı, önceden yapılmış bir planın adım adım yürütüldüğü açıkça görülür.

Türkiye’de bunca önemli kurum varken işe TÜBİTAK’tan başlanmış olması o gün için hiç de dikkat çekici değildi. Bu satırların yazarı 10 yıl boyunca yazdığı değişik yazılarda hep TÜBİTAK’ın ele geçirilişinin önemini vurguladı.

Ülkeyi alt üst eden “Ergenekon” ve “Balyoz” davaları gibi hukuk rezaletlerine bakıldığında ele geçirme sırasının nasıl dikkatle ve büyük bir hesapla yapıldığı anlaşılıyor.

AKP iktidarı döneminde kilit kurumlarda ele geçirme sırasını şöyle özetleyebiliriz:

• TÜBİTAK
• Adli Tıp Kurumu
• YÖK (Yüksek Öğretim Kurulu)
• Üniversiteler
• TİB (Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı)
• Cumhurbaşkanlığı
• HSYK (Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu)
• Danıştay
• Yargıtay
• Anayasa Mahkemesi

Bu kilit kurumlar ele geçirildikten sonra TSK’ya ağır darbe indirilmesi, ülkenin adalet, güvenlik, eğitim, yerel yönetimler, sağlık, sosyal güvenlik, sendikalar vb kurumlarının teslim alınması 90 yıllık Cumhuriyet birikiminin yerle bir edilmesi hiç de zor olmadı.

İşe neden TÜBİTAK’la başlandı sorusunun yanıtına gelmeden zamanlamasına bakalım.

Başbakan RTE hakkındaki seçilme yasağını kaldıran Anayasa değişikliğinden sonra ilginç bir YSK (Yüksek Seçim Kurulu) kararı ile Siirt seçimleri iptal edilerek RTE’nin Siirt milletvekili olması sağlandı. RTE 9 Mart 2003 tarihinde de Başbakanlık koltuğuna oturdu.

Aynı günlerde TÜBİTAK Bilim Kurulu 29 Mayıs 2003 tarihinde görev süresi dolacak olan Namık Kemal Pak’ı oybirliği ile yeniden TÜBİTAK Başkanı olarak seçti. İlginçtir bu atama aylar boyunca RTE tarafından imzalanmadı. Daha sonra Bilim Kurulunun yapısı yasa dışı olarak değiştirildi. Bu konudaki bütün işlemler yargıdan dönmesine rağmen kurum resmen işgal edildi. TÜBİTAK’ın o günlerdeki öyküsü basında şu şekilde yer aldı:

“AKP iktidarının ilk yılında, görev süresi dolan, o zamanki TÜBİTAK Başkanı Prof. Namık Kemal Pak, TÜBİTAK Bilim Kurulu tarafından yeniden başkanlığa seçildi; ancak Başbakanlık bu kararı onaylamadı ve bunun yerine başkanlığa (şu anda TÜBİTAK başkanı olan) Nükhet Yetiş'i önerdi. Ancak Bilim Kurulu Yetiş'in başkanlığını kabul etmedi. Bunun ardından Başbakanlık, 12 kişiden oluşan Bilim Kurulu'nun 6 üyesinin görev süresinin dolduğu 2003 Eylül'üne kadar TÜBİTAK'tan gelen evrakları onaylamayarak bekletti ve Bilim Kurulu'nun 6 üyesinin yeniden seçilecek olmasıyla tartışma yeniden başladı. Başbakanlık, boşalan 6 üyelik için Bilim Kurulu'nun seçtiği yeni üyeleri onaylamayarak kendisinin belirlediği 12 kişilik listeden 6 kişinin seçilmesini istedi. Bilim Kurulu bu uygulamayı kabul etmezken Başbakanlık da kurulun seçtiği üyeleri atamadı.

“Sonuçta Başbakanlık, bir defaya mahsus olmak üzere, TÜBİTAK Başkanı ve boşalan Bilim Kurulu üyeliklerini Başbakan'ın atamasını öngören tek maddelik bir yasa tasarısını meclise sundu. Meclis'in kabul ettiği tasarı, dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından onaylanmayarak meclise iade edildi ancak meclis yasayı aynen kabul ederek Cumhurbaşkanı'na tekrar gönderdi ve yasa iki kez aynı yasayı veto yetkisi olmayan Cumhurbaşkanı tarafından kabul edildi. Sonrasında CHP yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvuracak ve Ankara 1. İdare Mahkemesi de 2004 Aralık ayında yasanın iptali doğrultusunda karar alacaktı.

“Diğer yandan, Başbakanlık, yasanın cumhurbaşkanı tarafından onaylanmasının ardından, 6 bilim kurulu üyesini atadı ve Nükhet Yetiş bu üyelerce başkanlığa seçildi. Bundan birkaç ay sonra da Nükhet Yetiş'in eşi Önder Yetiş başbakanlık tarafından TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi başkanlığına atandı. Bilim Kurulu'nun 6 eski üyesi ise, Nükhet Yetiş'in başkan seçilmesinin ardından topluca istifa ettiler.

“AKP 2005 Nisan'ında TÜBİTAK hakkında yeni bir yasa hazırlayarak meclise getirdi ve ilkinde yaşanan süreç, son olarak Anayasa Mahkemesi'nin yürürlüğü durdurma kararı vermesiyle aynen tekrarlandı. Diğer yandan başbakanın TÜBİTAK yönetiminde yaptığı atamalar konusunda ise bir değişiklik yapılmadı.”

Ahmet Necdet Sezer’in Cumhurbaşkanlığından ayrılmasından sonra artık TÜBİTAK’la ilgili engel kalmadı. Kurumdaki uzmanlar hızla görevlerinden ayrılmak zorunda bırakıldı.

Nükhet Yetiş de “verdiği bütün hizmetlere” karşılık geçen yıl görevden alındı.
Yukarıda ele geçirme sıralamasını verdiğimiz kurumlardan yıllar önce ele geçirilmiş kurumlar zaten vardı. Anayasa Mahkemesine Haşim Kılıç Turgut Özal tarafından demirbaş olarak atanmış ve hukukçu olmayan bir üye idi. İşlevi daha sonra ortaya çıkacaktı. Polis içindeki F tipi örgütlenmenin temelleri yıllar önce atılmıştı.

Polisteki F tipi örgüt tarafından ifadesi 2000 yılında alınan Haham Tuncay Güney’in yaptığı suçlamalar, asılsız iddialar ve sahte deliller TİB tarafından yapılan yasadışı dinlemeler ve üst üste gelen provakatif cinayetler ile (Hırant Dink, Rahip Santoro, Malatya Misyoner Cinayetleri ve Danıştay Cinayeti) harekete geçildi. Üst üste gelen “Ergenekon” dalgalarının ardından TSK’ya yönelik “Poyrazköy, Casusluk, Oraj, Balyoz” adları ile tutuklamalar başladı. Bu tutuklamalar ile TSK hiyerarşisi bozuldu. Deniz ve Hava Kuvvetleri fiilen dağıtıldı.

Elde edilen delillerin gittiği 2 adres vardı. Sahte olduğu iddia edilen dijital delillerin gittiği TÜBİTAK ile diğer delillerin gittiği Adli Tıp Kurumu. Özel Yetkili savcıların ve mahkemelerin yaptığı hukuk ihlallerinin HSYK’dan ve Yargıtay’dan döneceği düşünülürken her 2 kurumun yapısı bir daha kolay kolay düzelmeyecek şekilde bozuldu.TÜBİTAK’ın dijital veriler konusunda verdiği bilirkişi raporlarının içler acısı halini son Oda TV davasında gördük.

Ele geçirilen bir başka kurum olan Adli Tıp Kurumu ile ilgili son günlerde gündeme getirilen Turgut Özal’ın mezarının açılması olayında yaşananları da şaşkınlıkla izliyoruz.

Siyasi iktidarın her başı sıkıştığında yandaş basın bir şekilde elde ettiğini söylediği Adli Tıp raporları ile Özal’ın zehirlendiği iddialarını kamuoyuna yayıyor.

Böylece bir yandan 12 Eylül’le hesaplaşma davası komedisi oynanırken öte yandan da 12 Eylülün esas ideologu Turgut Özal kahraman haline getiriliyor. Türkiye de Cumhurbaşkanını öldüren bir ülke olarak dünyaya rezil ediliyor.

Bir avuç elit bilim insanını ilgilendirdiği sanılan TÜBİTAK’ı ele geçirme harekatı ile buralara kadar geldik. Bundan sonrasını hep birlikte izleyeceğiz.

Lütfü KIRAYOĞLU - 26 Kasım 2012

Son Yazılar