fetullahgulen10Neden 7 Yıl Beklediler?

“Dikkatli olmalıyız. Erken harekete geçersek, tepemize binerler. Durmadan hazırlanmalıyız. Zamanı gelince, uygun boşluk bulunca maratona geçeriz. Devlet memuru arkadaşlarımız kahramanlık yapamazlar. Erken vuruş yaparlarsa dünya başlarını ezer. Bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephenize çekeceğiniz ana kadar her adım erken sayılır.”

Bu sözler kimi hatırlatıyor sizlere? Yıllardır, adım adım yaptıkları çalışmalarla, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesini ve ilkelerini yok etme planları hazırlıyor, o sözlerin sahibi ve destekçileri.

Dergilerle, dershanelerle, okullarla, son yıllarda oluşturdukları güçlü sermayeyle, kurdukları gazete ve televizyonlarla, adeta devletin temel taşlarının altına dinamitlerini tek tek yerleştirmektedirler. Zamanı geldiğinde patlatmak üzere…

Ergenekon soruşturmasıyla başlayan, darbe iddialarıyla devam eden bu süreçte, hangi noktalara geldiklerini ve artık somut adımlar atmaya başladıklarını çok net bir şekilde görmekteyiz. Özellikle ortaya atılan darbe iddiaları için niye bu kadar yıl beklediklerini, her ne kadar “Büyük İmam”ın sözlerinden anlasak da, bunlara somut örnekler vermeye çalışacağım.

Bu noktada Necip Hablemitoğlu'nun, yıllar önce yazmış olduğu şu sözlere dikkatinizi çekmek istiyorum, Köstebek kitabının 141. sayfasından:

"Devletin gücünü (polis, adalet, maliye..., ellerinden gelse ordu...) devlet savunucularına karşı kullanma aşamasına gelmiş olan fetullahçıların, operasyonel anlamda kayda değer başarıları olmuştur.

Operasyonlarında, amaca ulaşmada her yolu mübah sayan ve her türlü sınır tanımaz fırsatçılık, ahlaksızlık, takiye unsurlarını içeren bir konsept çerçevesinde hareket eden fetullahçı istihbaratçıların kullandıkları yöntemler şöyledir:

Telefon dinleme, tehdit, sahte belge üretimi ve montaj, çarpıtılmış bilgiye yönelik kampanyalar, hırsızlık, kundakçılık, şantaj amaçlı kadın pazarlama ve görüntü kaydı, her türlü illegal kayıt kullanımı (böcek, gizli kamera vb) rüşvet, gasp, darp, bilgisayar sahtekarlıkları, ev ve işyeri kurşunlama, emniyeti suiistimal, "hakim kiralama" ve diğerleri..."


DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel’e montaj seks kasetiyle yapılan şantajlar, askerliğini bitiremeyen ve bir şekilde askerle husumeti olan, geçmişte sicili lekeli olan savcıların açtığı soruşturmalar, Ali Tatar ve diğer teğmenlerin suçlandığı suikast iddialarındaki sahte imzalı mektuplar, evlere gizlice girip bırakılan notlar, sahte günlükler rahmetli Necip Hablemitoğlu’nun 2002’de yazdığı bu kitabındaki sözlerinin ne kadar doğru olduğunu ortaya koymuştur.

AKP’nin iktidar olmasının ve iddia edilen darbe planlarının üzerinden yaklaşık 7 yıl geçmiştir. Neden bu iddia edilen planlar 7 yıl sonra, ortaya çıkmayan subayların gönderdiği mektuplarla ya da bavullarla ülke gündemini işgal etmekte ve Türk Ordusu’nun değerli subayları, komutanları gözaltına alınmaktadır? Bu cesareti ve bu gücü nereden bulmaktadırlar? Acaba, artık harekete geçmenin zamanı gelmiş miydi?

Tabii ki, o zamanın gelmesi için, bu maratonda, iktidarın gücüyle, öncelikle kendilerine engel teşkil edecek devletin temel kurumları, kadrolaşma yoluyla tek tek ellerine geçmeliydi. Özellikle işe, yapacakları çalışmalara bilimsel dayanak oluşturacak Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB), Adli Tıp Kurumu ve TÜBİTAK gibi kurumlara kendi adamlarını yerleştirerek başladılar.

Yapılan anayasa değişiklikleriyle, Adli Tıp Kurumu’na, kurum dışından ve bir haftada uzmanlık alan kişiler önemli noktalara getirildiler.

TÜBİTAK’ta, Bilim ve Teknik dergisine evrim teorisinin kapak yapıldığı gerekçesiyle başlayan görevden almalarla bu kurum da, ele geçirilmeye ve kendi dünya görüşlerine hizmet verecek bir yapıya çevrilmeye çalışıldı.

2005 yılında yapılan düzenlemelerle TİB yapılandırıldı. TİB’de Ahmet Necdet Sezer döneminde başarılamayan başkan değişiklikleri, Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı olmasıyla gerçekleştirildi. Böylece, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı ile de herkes çok rahatça dinlenilebilecek, baskı ve tehdit altında kontrol edilebilecekti.

Güçlü bir yandaş sermaye oluşturmak adına, özelleştirmeler yoluyla, devletin stratejik öneme sahip kurumları, yandaş işadamlarına satıldı. Türk Telekom, SEKA, Şeker fabrikaları, TEDAŞ ve benzeri kurumlar çok önemli noktalardaki taşınmazlarıyla, değerlerinin çok çok altında peşkeş çekildi. Bu işadamlarıyla Meclis’te, milletvekilleri satın alınmaya çalışıldı.

Yine güçlü bir kamuoyu oluşturmak adına medya, çeşitli baskılarla susturulmaya çalışıldı. Önce Cem Uzan’ın elinden tüm malvarlığı alındı. Tuncay Özkan, Kanaltürk’ü Maliye’nin baskısıyla satmak zorunda kaldı. Sonra Doğan Medya Grubu’na tarihi ceza kesildi.

Bu arada zor durumda olan bir yayınevine hazineden teşvik verilerek, Taraf gazetesinin kurulma süreci başlatıldı.

Zaman gazetesinde yazamadıklarını bu taşeron gazetede yayınlamak ve kamuoyu oluşturmak adına…

Atv ve Sabah, yandaş bir şirkete, devlet bankası kredisiyle satıldı. Artık bu medya organlarında yazılacak iddialar ve kampanyalarla kamuoyu, baskı altına alınarak ve yönlendirilerek, psikolojik savaş yöntemleriyle hazmettire hazmettire planlar yürürlüğe rahatça sokulabilirdi.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Yargıya yapılan baskılar; Emniyet’teki cemaatçi yapılanmalar; herkese dokunulması söylenirken milletvekillerine dokunulamaması; Ergenekon soruşturması, komutanların, savcıların içeri atılması artık harekete somut adımlarla geçildiğinin bir göstergesi. Onlar zamanın geldiğini düşünebilirler.

Arkalarına sermayeyi, dış güçleri ve medya gücünü almış olabilirler; fakat hesap etmedikleri şey, bu milletin büyüklüğü, yüreğinin asaletinden, “Ata”sının gösterdiği ülküsünün yüksekliğinden gelmektedir. Gerçek güç de bu güçtür.

Oğuz Kemal ÖZKAN - 02.03.2010 - Politika Dergisi
This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.
http://www.politikadergisi.com/

Son Yazılar