her_birimiz_bir_isik_olmadikca225

Fiili Federalizm!

CHP’li Mehmet Kesimoğlu, partisine, belediyeleri feodal beylikler haline getiren tasarı konusunda ayrıntılı bir rapor sundu.

Mehmet Kesimoğlu’na göre, tasarı ile AKP yerel yönetimlerde yetkiyi “otoriterleştirmekte”, anakent ilçe belediyelerini anakent belediyesine bağlayacak, kendisiyle aynı partiden olmayan muhalefetin kazandığı anakent ilçe belediyelerini çalıştırmayacak:

“Anakent belediyelerinin il sınırına çıkarılması muhalefetin kazandığı yerleri de AK’nin kazanmasına yöneliktir. Kendi kazandığı anakent belediyelerinde muhalefetin aldığı anakent ilçe belediyelerine kesinlikle yaşam hakkı tanımayacaktır. ‘Kindar’ bir partiden de başka türlü davranması beklenmemeli ve kamuoyu ve parti buna hazırlanmalıdır. Ancak daha önemlisi, bu düzenleme aynı zamanda anakent belediyelerinde her biri bakanlıktan -belki, başbakan yardımcılığından- gelmiş, bir belediye başkanından çok daha fazla nüfuza sahip - dolayısıyla ‘vali’nin de karşısında esas duruşa geçeceği- bir tür ‘eyalet valisi’ kudretinde, doğrudan parti liderine bağlı kişilerin yerel yönetimin başına geçmesi demektir ki, bu açıdan sonucun ‘fiili federalizm’ olacağını söylemek yanlış olmaz. Belde belediyelerinin kapatılmasının, köylerin mahalleye çevrilmesinin bu fiili federalizmi kolaylaştıracak bir yol olarak da tercih edildiğinde duraksanamaz.”

Yeni Osmanlıcılık böyle bir şey. Çankaya’da padişah oturacak, belediyelerde de tımarlı sipahileri...

*** *** ***
Dumanı Dağıtmak Gerek!

Ahmet Taner Kışlalı, bize yıllar öncesinde “Atatürk’e Saldırmanın Dayanılmaz Hafifliği”nin ne anlama geldiğini açıklamıştı. O hafiflik giderek alçaldı, alçaldı, bugünlere geldik.

Vardığımız yer ortada:

- Ulusal birliğimizin tanımı olan “Türk” sözcüğü hani neredeyse anayasa dahil, tüm yaşantımızdan sökülüp atılacak.

- 89 yıldır sürdürdüğümüz yurtta barış, dünyada barış ilkesi, yerini içte kavga, dışta savaş saldırganlığına bırakıyor.

- Pazarlık ödünleri ile azdırılan ayrılıkçı şiddet, açık açık yurdun bölünmesi istemiyle siyasi alana iniyor.

- Laikliğin ve bilimsel eğitimin temeli olan, bugün de anayasa güvencesinde olan Öğretim Birliği Yasası, dört dörtlük medrese yasası ile delik deşik ediliyor. Bu yolla, çocuklarımızın gerçeği algılama ve geleceği kurma becerileri köreltiliyor.

- Kinle beslenerek iktidara çöreklenen kadrolar, bu kez günümüz gençliğini sevgisizliğe itiyorlar.

- Yüzlerce gazeteci, subay, öğrenci; uyduruk gerekçelerle cezaevlerinde.

- Ülke, televizyonlarda her gün bas bas bağıran, padişahlık hevesine kapılmış bir parti başkanının kuşatmasında. Üstelik, onun partisi, anayasal bir suç nedeniyle, laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmak gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’nce cezalandırılmış.

İnsanı ister istemez karamsarlığa iten böyle bir süreçte, biz Cumhuriyetçilere düşen görev bellidir:

Başkan babacı, tam bağımlı, piyasasever, cemaatçi ılımlı İslam federasyonu kurma çabalarına karşı; uğruna şehitler verdiğimiz tam bağımsız, laik, demokratik, sosyal hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ni hiç çekinmeden savunmak. Gazetesiyle, partisiyle, demokratik kitle örgütleriyle, belediyesiyle, öğretmeniyle, öğrencisiyle savunmak.

Karşıdevrimciler bugün bir adım önde, hatta amaçlarına ulaşmış gibi gözükebilirler. Bu, yalnızca bir görüntüdür.

Sevgiyle, yürekle, dirençle çok çalışacağız ve yine biz Cumhuriyetçiler, kazanacağız!

Uygarlığın bize bıraktığı kalıtı yerine getirmenin tam zamanıdır.

Yılgınlık yok, korku yok. Yolumuzu biliyoruz, yürüyeceğiz.

Dağ başını duman almışsa, o dumanı dağıtmak görevimizdir, ödevimizdir.

*** *** ***
Kitap Fuarına Gitmek de Yasak!

Bartın Belediyesi, tüm Anadolu kentlerine örnek olacak kitap fuarını ısrarla sürdürüyor.

Bu yıl, 16’ncısı gerçekleştirildi. Geçen yıllara oranla katılım az da olsa düşüktü. Nedenine gelince.

Sanat ve sanatçı dostu Bartın Valisi İsa Küçük, merkeze çekildi, yerine AKP iktidarı boyunca örneklerini çokça görmeye başladığımız valilerden biri atandı ve ilk uygulamasını resmi yazıyla Kitap Fuarı için devreye soktu:

“Bartın Belediyemizin düzenlemiş olduğu 16. Kitap Fuarı etkinliklerinde, öğrenci programları ile ilgili İl Milli Eğitim Müdürlüğümüzle herhangi bir koordinasyon çalışması yapılmadığından, etkinlikler okul ders saatleri içerisinde planlanmıştır. Öncelikli amacımız olan eğitim-öğretim yerine, öğrencilerimizin ders saatlerinde diğer kamu kurum ve kuruluşlarının faaliyetlerine yönetilmesi, eğitim açısından kazanılması istenen faydadan mahrum olmalarına neden olacaktır. Yukarıda belirtilen nedenler ile yeni uygulamaya konulan 12 yıl zorunlu eğitim uygulaması çalışmaları ve ders yılının başında olmamız nedeniyle öğrencilerimizin ders saatleri içerisinde, eğitim öğretime devam etmeleri gerekirken bu sosyal etkinliklere katılması uygun bulunmamaktadır.”

Uygun bulunsaydı, şaşardık.

Işık KANSU - 29 Ekim 2012 - Cumhuriyet

Son Yazılar