bayrak_dikilecek_demistik_yaptik_tgb_9eylul2012_225

Cumhuriyet devrimi mevzilerine!

Türkiye'nin üzerine çöreklenmiş sıcak para bağımlısı gericiliğin diktatörlüğü ve dolayısıyla emperyalizm, saldırılarının son safhasına geldi.

Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlığı bugün açıkça sergileniyor ve saklanma ihtiyacı görülmeden, direnen kuvvetlere sopa gösterilerek ilerlemeye çalışıyor. Olumlu ve olumsuz gelişmelerle birlikte ele alacağımız esas soru, halkın AKP'yi devirmek ve geleceğini kurmak üzere cumhuriyet devriminde nasıl mevzileneceği ve bu konumlanma çağrısının ne anlama geldiğidir.

Uçkuru Dolarlı Şeyhler Müritler Ülkesi!


Son bir yıldaki gelişmelere bakarsak, Cumhuriyet'in kuruluş gününün kutlanması yasaklanıyor, 19 Mayıs ve 30 Ağustos'lar akıllardan silinmeye çalışılıyor, beş dakikalık resmi törenlere ve akşam haberlerinin otuz saniyesine indirgeniyor, gençliği bütün yozlaşmalara karşın cumhuriyeti ve bağımsızlığı savunma görevine çağıran Gençliğe Hitabe ile birlikte devrim tarihi dersleri okullardan kaldırılıyor. Yine son bir yılda, Balyoz mahkemesinin ve casusluk benzeri davalarda mahkemelerin arka arkaya yaptığı tutuklamalar, bazen mahkemeden daha etkili olabilen sistem medyasının tutuklamalar üzerine manşetleri ve en son Türk Ordusu'nu dağıtmayı, cumhuriyeti ve bağımsızlığı savunma iradesinin ezilmesini hedefleyen müebbet hapis cezaları. Bayrakların indirilmesi, sınırların silikleştirilmesi, 4+4+4 ile cumhuriyet eğitiminin yıkılması da arka arkaya yakın zamanda yaşadığımız olgular. Türkiye yeniden şeyhler, müritler ülkesi. Bu kez uçkurlarında Amerikan dolarları olan şeyler ve müritler kol geziyor.

Bütün bu yoğun saldırı tablosunu görüp, karamsarlığa kapılanlar muhtemelen 19 Mayıs yürüyüşümüzü görmemişlerdir. Görenler, orada olanlar, olmak isteyenler muhtemelen bu Türkiye tablosunda çözümün nerede ve nasıl olduğunu bir çırpıda yerine koyacaklardır. Bütün bu saldırılara karşı, TGB Türk gençliğini ayağa kaldırmış ve en büyüğü 19 Mayıs'ta olmak üzere AKP'ye cevabı, çözüm arayan halkımıza da son dönemde çıkış yolunu vermişti. Bu çıkış yolu; AKP'yi yıkacak kuvveti toplamak üzere il il, okul okul, mahalle mahalle örgütlenmek, halkı seferberlik haline getirmek ve taarruza hazırlamaktır.

Sürece karşı duran emekçilerin eylemleri, 4+4+4'e karşı ortaya çıkan tepkiler ve yakın zamanda Hatay halkının AKP diktatörlüğünün bütün araçlarıyla yaptığı psikolojik ve fiziki savaşa direnmesi de gençliğin eylemleri kadar öğreticidir. Faşizmin, sistemin dışındaki subaylara verdiği 20 yıllık cezalarla; biber gazı, cop, plastik mermi saldırılarıyla çıplak zoru açıkça kullanmaya başladığı şu dönemlerde, cesaret ve kararlılıkla öne atılanlar büyük kuvvetler topluyor.

AKP Diktatörlüğünün Çıkmazı : 15 Gün 1 Yıl Oldu!

Büyük Ortadoğu Projesi'nin taşeronluğunu üstlenen AKP diktatörlüğü bugün "görevlerini" sürdüremez hale geldi. Türkiye için bölünme ve dağılmayı içeren anayasa çalışmaları nisan ayında taslak olarak açıklanacağı duyurulmasına rağmen henüz ortada yok. Üniversitelerde, meslek örgütleriyle, kendi dilleriyle sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte topluma yayılacağı iddia edilen anayasa çalışmaları, toplumun açıkça gündeminde değil. Hatta artan terör olayları bölünme anayasası sürecinin kanlı gideceğini gösteriyor. Türkiye'yi Suriye'nin üzerine sürmek için hala sıcak paralar giriş yaparken, Tayyip Erdoğan Suriye halkına ve rejimine karşı emperyalizmin tarafında olduğunu "Şam'da namaz kılacağız" gibi naralar atarak ispatlama aşamasında takıldı. Hem kamplar konusunda Hatay halkının hem de savaş karşıtlığında tüm halkımızın direnme kayasına çarptı. Yakın zamanda Washington Post'un "uçuşa yasak bölgenin, BM olmaksızın, NATO üzerinden oluşturulmasını ister misiniz" sorusuna Tayyip Erdoğan "BM olmaksızın bir şey yaparak, tuzak olabilecek bir şeyin parçası olmayı kabul etmeyiz" diyerek yanıt veriyor. ABD ve AKP, Davutoğlu aracılığıyla Esad'a 15 gün süre vereli bir yılı geçmiş!

Yeniden Cumhuriyet Devrimi!

Toplumda, hüküm süren ekonomik, siyasi, kültürel ilişkilerin toplumun sorunlarına yeni çözümler üretemez hale gelerek tıkandığında ve büyük kitleleri o ilişkilerin dışına itmeye başladığında devrim kaçınılmaz olur. Türkiye'de tarikat ve mafya odaklı küresel merkezlere bağımlı kapitalizmin son yılları, biat eden bürokrasiyi ve medyayı iç halkasına alırken, boyun eğmeyen bürokrasiyi, askeri, gazetecileri zindanlara atarak sistemin dışına itti. Oslo anlaşmaları imzalanan PKK'yı Habur'dan içeri alırken, Mehmetçiği kan pazarlığına teslim etti, Güneydoğu'daki Kürd'ü ağalığa ve gericiliğe terk edip, marabalığa mahkum etti. Cemaat dershanesine girerek sınava hazırlanan biat eden öğrenciye soruları dağıtırken, yüz binlerce öğrenciyi sistemin dışına itti. Özgür Suriye Ordusu'nun Amerikan silahlı "savaşçı"larını, El-Kaide'li teröristleri sınırdan içeri alıp hastanelerde ön sıraya koyarken, Hatay halkını plastik mermiyle karşıladı. Bütün bunlar, sıcak parayla beslenen emperyalizme bağımlı şeyhler-müritler düzeninin yıkılıp bağımsız ve demokratik Türkiye'nin kurulma ihtiyacını, yeniden cumhuriyet devrimini dayatıyor. Sistemin kenara ittiği toplumun farklı kitlelerini bir hedefte birleştirmek görevi önümüzde duruyor. Gençliğin olmadığı bir cumhuriyet devrimi hedefi, yarını kurma umudundan uzaktır. Emekçilerin en ön safta yer almadığı bir cumhuriyet devrimi hedefi, gerçekleştirecek en kararlı kesimden yoksundur. "Türk-Kürt Kardeştir" demeyen bir hedef, milleti birleştiremez. Emperyalizme karşı bütün devrimler, onun parçalamaya çalıştığı toplumu birleştirerek gerçekleştirilmiştir. 1919'dan itibaren Atatürk'ün yaptığı gibi, bugün de emperyalizmin parçalamaya çalıştığı milletimizi birleştirmeden bir devrim yapmak mümkün değildir. Sömürgeleştirilen, füze kalkanları yerleştirilen, ordusu dağıtılarak savunmasız bırakılan Türkiye'nin Alevi'nin de Sünni'nin de, Türk'ün de Kürd'ün de, işçinin de askerin de ülkesi olduğunu bilince çıkarmak gerekiyor.

Savunma Değil Kuvvet Toplama ve Taarruz!

Bağımsızlık ve cumhuriyet, bugün savunmaya çekilerek kurtarılamaz. AKP'den gelecek hamleleri bekleyip buna karşı protesto eylemleri yapmak sistemin işleyişini biraz yavaşlamanın ötesine geçemez. Sistem için kendi hamlelerini bekleyenler güçlü bir tehdit oluşturmaz. Sistem, devrimcilerin hamlelerini kestiremediği ve engellemeye çalıştığı zamanlarda büyük yaralar alır. 19 Mayıs'ta İstanbul'da TGB'nin önderliğinde örgütlü mücadele bilinciyle yürüyen yüz binleri, medyasıyla yok sayarak güneşi balçıkla sıvama telaşına girdi. 16 Eylül'deki Hatay halkının meşru direnişini yasaklama ve sonrasında da yasa dışı ilan etme gayretine girdi.

AKP Cumhuriyetin eğitim sistemini ortadan kaldırdı. Cumhuriyetin milli ordusunun karargahını dağıttı. Cumhuriyetin yargısını silah olarak ele geçirdi ve hukukunu ortaçağ kuyularına gömdü. Türkiye yeniden şeyhler müritler ülkesi haline getirildi. Bu durumda bağımsız yaşama ve cumhuriyet idealini paylaşan insanların ana hedefi, yeni bir saldırıyı beklemek değil yarının iktidarını adım adım kurmak, devrimi ilmek ilmek örmek olmalıdır.

Yeniden Birinci Meclis Önüne!


Mevzileri kuruyoruz. Cepheyi adım adım genişletiyoruz. Yeniden cumhuriyet devrimi, 1923'ün 29 Ekim'inin heyecanını ve tarihsel bilincini taşıyan kadroların çabasıyla olacak. Atatürk'ü, cumhuriyetin eğitim sistemini, cumhuriyetin kadınının özgürlüğü ve kahramanlığını, cumhuriyetin sanatçısının yaratıcılığını Türkiye'ye yeniden hatırlatacak. Gençliğe Hitabe'nin 19 Mayıs'ın tam da unutturulmaya, silinmeye çalışılırken nasıl Atatürk devrimcisi gençlerin elinde güçlendiğini, yeniden gerçek anlamını kazandığını gördük. 29 Ekim 2012 de 89 yıl önce Birinci Meclis önünde toplanan Anadolu halkının ve düzenli ordunun tarihsel bilincini paylaşacak.

29 Ekim'de yükselen seferberlik, günü geldiğinde ABD'nin proje görevlisi cumhuriyet yıkıcılarına, saltanatını ilan edenlere, İngiliz zırhlısıyla ülkeden kaçan Vahdettin'in kaderini paylaştıracak.

M. İlker YÜCEL (TGB Genel Başkanı) - 16 Ekim 2012
http://tgb.gen.tr/

Son Yazılar