suriye_turkiye_kardestir_savasa_hayir225

Batı, İslam ve yüz kızartıcı ikiyüzlülük!

Neden dünyada gelişmiş, asgari refah düzeyini tutturmuş, insani hak ve özgürlüklerini yerleştirmiş, kadın-erkek eşitliğini sağlamış tek bir Müslüman ülke bile yok?

Niçin bütün Müslüman ülkeler yoksulluk ve ilkellik içinde çırpınıp duruyorlar? Nasıl oluyor da petrol zengini bazı Arap ülkeleri derin bir karanlığın içinde kıvranıyorlar.

Bu nasıl bir zavalılıktır ki, kadınların seçme ve seçilme hakkının bulunduğu Müslüman ülkelerin sayısı 21. Yüzyılda bile bu kadar az? Nasıl oluyor da pek özgürlükçü talaplerle başlatılan “Arap Baharı” bile İslamın uzayan Ortaçağını yeniden üretiyor. İslam kendi Ortaçağını neden bir türlü aşamıyor?

Bu nasıl bir paradokstur ki, demokratikleşme diye yola çıkan ve iktidarı ele geçiren siyasal İslamcılar, Selefiler, Müslüman Kardeşler gibi dinci hareketler, ilk iş olarak eski rejimlerden kalan ‘yarım yamalak’ kadın haklarını bile ortadan kaldırıyor.

Bu nasıl bir iki yüzlülüktür ki, daha birkaç ay önce Bahreyn ve Katar gibi ülkelerde demokratik talaplerle gösteri yapan ve çoğunluğunun Şii olduğu belirtilen muhaliflere yönelik büyük katliamlar düzenlenirken, kimsenin aklına bu ülkelere “reform yap” demek gelmiyor? Ve bu nasıl bir utanmazlıktır ki, Batı ve Türk medyasında bu konuda tek satır haber bile çıkmıyor?

Sözüm ona “insan hakları, demokrasi ve özgürlüklerin savunucusu Batı”, nasıl oluyor da, yanlarında birinci dereceden erkek akrabaları olmadan kadınların hâlâ sokağa bile çıkamadıkları Müslüman ülkelere hiç sesini çıkarmıyor. Ve bu nasıl bir sahtekârlıktır ki, söz konusu ülkeler, Suriye’ye “demokratik reformlar” yapması için çağrıda bulunuyor?

Örneğin, Darfur’da yüzbinlerce muhalif insanı katleden, Sudan’ın soykırım suçlusu şeriatçı Devlet Başkanı Ömer El Beşir ile 38 karısı olan Suudi Kralı Abdullah ve Ortaçağ artığı Körfez Emirleri hep birlikte Suriye’ye “demokratikleşme” çağrısı yapıyor? Onların çağrısını ABD, İngiltere, Fransa, Türkiye ve İsrail hemen ve hararetle destekliyor.

Bu bir şaka mı?

*** *** ***

AKP Hükümeti’nin yönettiği Türkiye, bir dünya savaşına yol açabilecek bombanın fitilini ateşlemek üzere. AKP, kendisini iktidara getiren ve orada tutan güçlere diyetini ödüyor. İktidar kendi dar dinci hedeflerine ulaşmak uğruna ülkeye ve bölge halklarına ihanet ediyor.

ABD ve Batı’da tasarlanan projeye uygun şekilde, Türkiye, bir ılımlı İslam rejimi olarak bütün bölgeye model diye sunuluyor. Körfez ülkeleri ve Suudi Arabistan rejimlerinden farklı olarak Türkiye üzerinden hem sandığa dayalı ve Batı yanlısı hem de İslami referanslara yaslanan bir rejimin olabileceği gösteriliyor.

Ancak AKP, ihtirasları ile çapı arasında bir uçurum bulunan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun yönettiği dış politika nedeniyle bölgede liderlik kapasitesini hızla yitiriyor.

Bu sütunlarda daha önce de işaret ettiğim gibi, Türkiye’nin ardından bütün Arap-İslam dünyasının “Birinci Cumhuriyetleri” de yıkılıyor. Müslüman Kardeşler ve Selefiler iktidara geliyor. Durum böyle olunca, modern kurumlarını ve değerlerini yitiren Türkiye’nin orta vadede model olmaktan çıkması da kaçınılmaz görünüyor.

Türkiye’de Cumhuriyet tasfiye edilince, Arap-İslam ülkelerinde Türkiye modelini izleyen seküler ya da yarı seküler rejimler de yıkılıyor.

GAZALİ’NİN MİRASI VE İSLAMIN UZAYAN ORTAÇAĞI!

İmam Gazali’nin “aklı” değil “nakli”, yani vahiyi esas alan, felsefeyi kafirlik sayan, insan aklına ve bilime ancak kutsal sözün sınırları içinde hareket izni veren doktrinini benimseyen Müslüman kitleler bu tercihlerinin cezasını çekiyorlar.

Müslüman ülkelerin (Sünni ve Şii) egemen sınıfları, kendilerine tartışılamaz ve sorgulanamaz bir iktidar ve yayılmacılık olanağı sağlayan İmam Gazali’nin öğretisini bin yıldır resmi din ve ideoloji haline getirdiler. Gazali İslam’ın uzayan Ortaçağı’nı başlatan âlimdir.

Geri kalmışlıklarının ve çektikleri bütün acıların nedenini İslam’dan uzaklaşmaya bağlayan, dolayısıyla çareyi daha fazla dine sarılmak olarak gören siyasal İslamcılar ve ulema; yarattıkları bu kısırdöngü ile Müslüman dünyanın kendi Ortaçağını aşma şansını da elinden alıyor.

Arap ulusculuğu ve modernleşmesinin yozlaşmış rejimler ve işbirlikçi sınıfların elinde başarısızlığa uğramasının faturası ağır oldu. Zaten inanç dünyasından akıl dünyasına geçememiş geniş Müslüman kitleler bu nedenle siyasal İslamın denetimine girmeye başladı.

Müslüman kitleler tam bir akıl dışılık altında, en geri düşünme yöntemi olan düz mantığa bile ters düşen, tuhaf bir açmaz yaşıyor. İmam Gazali’nin yolundan giden Müslümanlar kurtuluş için daha çok dine sarıldıkça daha koyu bir karanlığın içine yuvarlanıyor, daha geriye gidiyor ve orada acılar içinde kıvranıyorlar. Çare olarak yine ve daha fazla dine sarılmaktan başka yol bulamıyorlar. Ve bu kısırdöngü sürüp gidiyor.

Suriye’nin direnişi bu bakımdan önem taşıyor. Çünkü Suriye’de emperyalizm ve gericiler kazandığı taktirde insanlık kaybedecek. Bütün kusurlarına karşın BAAS ve Esad kazandığında ise gerçekte insanlık kazanacaktır.

Bu nedenle Suriye savaşı salt Suriye’nin savaşı değildir. İnsanlık, tarih içinde biriktirdiği bütün değerler adına Suriye’de bir “nefs-i müdaafa” halindedir.

Merdan YANARDAĞ - 14 Ekim 2012 - Yurt Gazetesi

Son Yazılar