omer_faruk_eminagaoglu1_225

Terör Mahkemelerine Hayır!

Hukukun üstünlüğünün zorunlu koşulu olan yargı bağımsızlığı, Türkiye’de 1961 Anayasası ile güvenceye bağlanınca, bu ortamda özgürlükler de evrensel içerikleri ile ve etkin olarak yaşanmaya başlanmıştır.

Bu tablo üstünlüğün hukukunu amaçlayanları rahatsız edince, baskılar başgöstermiş, bu bağlamda 12 Mart darbesi doğrudan, demokratik hukuk devletini, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını, yargı ve özgürlükleri hedef almıştır. Sonraki baskı dönemlerinde de hedefler aynı olmuştur. Anayasada ve yasalardaki değişiklikler, bu durumu doğrulamaktadır.

1960’larda Fransa’da hukuki sapıklık bile denilerek eleştirilen DGM’ler, Türkiye’de 12 Mart döneminde yasa konusu edilince, o dönemde Anayasa Mahkemesi bu yasayı iptal etmiştir. 12 Eylül döneminde bu sefer DGM’ler anayasada yer almış ve yasa ile de kurulmuşlardır. 12 Eylül anayasası ile gerçek bir HSYK yaratılamadığından, yapılan atamalar sonrasında DGM’ler 1984’te faaliyete geçirilmişlerdir. DGM’lerdeki yargılamalarda özgürlükler ciddi darbelere maruz kalmıştır.

Tek farkı tabelalar!

2004 yılındaki anayasa değişikliğiyle anayasadan çıkarılıp kaldırılan DGM’lerin, anayasal dayanağı da kalmadığından, olağanüstü mahkeme kimliğine bürünebilen böyle mahkemeler kurulamayacak olmasına rağmen, aynı yıl AB mevzuatı dolanılarak kabul edilen bir yasa ile DGM’lerin yerine, aynı görev, aynı kadro ve aynı dosyalarla çalışacak mahkemeler kurularak faaliyete başlatılmıştır. İsmi konulmayan bu mahkemelerin DGM’lerden tek farkı da indirilen DGM tabelaları olmuştur. 2005 yılında kabul edilen CMY ile de anılan mahkemeler kapatılarak ÖGM’ler kurulmuştur.

DGM’lerin ve 2004 yılında kurulan mahkemelerin, yine tüm dosya, kadro ve görevlerinin devredilmesiyle ÖGM’ler faaliyete sokulduğundan, değişen yine sadece tabela olmuştur. HSYK de yine bu süreçlerin karşısında duramamıştır. Bağımsızlıkları daha da azaltılan ÖGM’ler, hukuku silah ve dipçik gibi kullanarak yargılamalar yapmaya başladıklarından, ülkeyi kasıp kavurmuşlardır. Ceza muhakemesi hukukunun bir diğer adı özgürlükler hukuku olmasına rağmen, bizde Ceza Muhakemesi Yasası ile ortaya çıkan bu mahkemeler, ülkede özgürlük ortamı bırakmamıştır.

Bunu yeterli görmeyen siyasi iktidar, 2011 yılında TBMM’ye sevk ettiği yasa tasarısında, BM Terörün Finansmanı Sözleşmesi’ni dolanarak, soruşturma öncesinde bile özgürlük ortamının kaldırılmasına yönelik adım atmaya hazırlanmaktadır. Tasarıyla yargı yetkisi de kullanabilecek olan ve iktidara bağlı bürok-ratlardan oluşacak bu idari komisyon yoluyla, iktidarın yanında yer almayan, biat etmeyen veya muhalefet eden gazeteler ve gazeteciler, medya ve mensupları, şirketler, dernekler, sendikalar, siyasi partiler, vakıflar, özel üniversiteler, işadamları, meslek örgütleri gibi tüm kişi ve kuruluşların mal varlıkları, haklarında hiçbir soruşturma olmadan dondurulabilecektir. Yasa tasarısındaki kavramların içi, BM Sözleşmesi gözetilmeyip doldurulmadığından, kaçınılmaz olarak bu sonuç ortaya çıkacaktır. Terör sömürüsü yapılarak kurulması amaçlanan, bu yapıdaki terör komisyonuna, hukukun üstünlüğü için hayır demek gerekmektedir.

Siyasi iktidar yaşananlar karşısında, vicdanların zedelendiğini de itiraf etmek durumunda kalıp 2012 yılında ÖGM’leri kaldırmıştır. Ancak vicdanlar sızlasa bile, ellerindeki davalar bitene kadar, ÖGM’lerin ellerindeki davalarla sınırlı olarak görev yapmaları da sağlanmıştır. Oysa hukuk aynı zamanda vicdan demektir. Bir hukuk devletinde, önlerindeki davalarda, hukuk ve vicdanı gözetmeyebilecek mahkemeler olabilir mi?

Kaldırılan ÖGM’lerin yerine, ÖGM’lerin görev alanında kalan konularda ortaya çıkacak yeni olaylar için, “terör ve terörle mücadele sömürüsü de” yapılarak bu sefer “terör mahkemeleri” adı altında yeni mahkemeler kurulmuştur. Terör mahkemelerinin yapılanmaları ve görevleri, ÖGM’leri bile mumla aratacak niteliktedir. Bu mahkemeler her ilde kurulabilecektir. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay’ın yargılayacağı sıfattaki kişiler bile, yaratılan “özel” katalog suçlarda, ilk kez bu mahkemelerin kapsam alanına sokulmuşlardır. Bir tarafta 12 Eylül izlerinin silineceği söylemi ile yeni bir anayasa hazırlanırken, öte tarafta ülke genelinde ilan edilmemiş bir sıkıyönetim ortamı hazırlanmaktadır. Ne terörle ne de hukukla ilgisi olmayan terör mahkemeleri, terör konusunun adli yönden ele alındığı değil, hukuk terörü yaratacak mahkemeler olacaktır. 2010 halkoylaması sonucu ortaya çıkan yeni HSYK, bütünüyle tabelası değişen Adalet Bakanlığı birimlerinden oluştuğu için yargı bağımsızlığını sağlayacak yapıdan uzak olduğundan, hatta yargıyı daha bağımlı bir hale getirdiğinden; bu sürecin karşısında duramamakta, hatta, doğrudan sürece de hizmet etmektedir.

Askeri darbe yönetimlerinin, tankla, silahla ve etkisi altına aldığı mahkemeler yoluyla yaptıkları; şimdilerde ÖGM’ler bir adım daha aşılarak, terör mahkemeleri yoluyla ve bu mahkemeler de dipçik gibi kullanılarak yapılacaktır. Sadece tabela adı mahkeme olan bu yapılanmaların, yeni çalışmalar yaparak yeni bir sürece hazırlanabilmeleri için de, ÖGM’lerde “devam eden davalarla” meşgul edilmemeleri bile sağlanmıştır. Bozulan kamu düzeni, artan terör olayları, kalmayan can güvenliği gibi gerekçeler dolanılıp, 12 Eylül döneminde askeri darbe yönetiminin tankla, topla, güdümlü yargı yoluyla yaptıkları; bugünkü ortamda terör sömürüsü ile kurulan terör mahkemeleri ile yapılacağından, her türlü darbeye hayır demek için, hukukun üstünlüğü, özgürlükler ve insan hakları için, terör mahkemelerine de daha ilk günden hayır demek gerekmektedir. Yapılacak yasa değişikliği ile terör mahkemelerinin görev alanındaki konular da genel ceza mahkemelerinin görev alanlarına devredilmelidir. Ne tür sömürü yapılırsa yapılsın, bu mahkemelere, hiçbir baro da hiçbir biçimde avukat görevlendirmemeli, hukukun üstünlüğüne aykırı bu yapılanmaların faaliyetlerine zemin yaratılmamalıdır.

Yargı, sivil darbenin dipçiği olmamalıdır! Yargı, hukukun üstünlüğü için var olduğundan, terör komisyonlarına da terör mahkemelerine de hayır!

Ömer Faruk EMİNAĞAOĞLU - 04 Eylül 2012 - İlk Kurşun

Son Yazılar