oyle_her_onune_gelen_tesev_kurucusu_olamaz225

Kurultaya Ne Gerek Var!

Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihsel yolculuğunda Atatürk’ün ölümü Kemalist Devrim açısından çok önemli bir dönüm noktasıdır.


Dünya; Atatürk’ün ölümünün Türkiye’de bir siyasi bunalıma yol açmasını, rejimin sarsılmasını bekliyordu. Yeni savaş tamtamları çalınırken ilk savaşta istediğini elde edememiş büyük devletler, Türkiye’yi ikinci savaşa da sokarak eski hesabı kapatmak istiyorlardı.

11 Kasım 1938 de Cumhurbaşkanı seçilen İnönü, Atatürk’ün tasfiye ettiği kişilere, hatta Kemalist devrim karşıtlarınada yönetimde önemli görevler verdi. Bu yöntemle Türkiye’de iç barışı, birliği ve dayanışmayı güçlendirdiğini düşündü.

Atatürk’ün güvendiği kadroları büyük ölçüde görevden aldı.

Kemalizm’in tasfiyesinin başlangıcıdır.

*** *** ***

Böylece; dışarıya karşı daha sağlam bir görüntü verildi.Türkiye’nin II. Dünya Paylaşım Savaşına girmemesinde bu bütünlük görüntüsünün önemi yadsınamaz.

Ne var ki; bu popülist anlayışın sinmiş, bastırılmış, güçsüz kalmış karşıdevrim güçlerinin iktidardan yararlanarak yeniden canlanmasına yol açtığını göz ardı etmemeliyiz. Daha da ötesi; bu kesimler savaş sonrasında emperyalizmle işbirliği yaparak iktidarı da ele geçirdiler.

Ta o günlerden beri Türkiye Cumhuriyeti gerici-işbirlikçi kesimlerin yönetimindedir.

Popülist bir yaklaşımın nelere yol açtığına örnektir.

DP+AP+ANAP+DYP+RP… ve AKP…

Zaten hepsi de birbirlerinin devamıdır. Veya birbirleri içinde mezcedilmişlerdir…

AKP bu işbirlikçilik sahnesindeki son ve en büyük oyuncudur.

İktidar olmak uğruna, bağsız- koşulsuz emperyalizme teslim olmuştur.

ABD yat derse yatar, kalk derse kalkar.

İstifa et, dese bir dakika iktidarda kalamaz. ABD kucağındaki Gülen cemaati ile köprüleri attığı zaman da işi biter…

Bunu her iki taraf da iyi bilmektedir…

*** *** ***

İşte bu yüzden AKP niniktidarda kaldığı her saat, Türkiye Cumhuriyeti için zarardır…

Zararın boyutu ise yüz yılda giderilemeyecek kadar büyüktür.

Türkiye Cumhuriyetinin ve yakın coğrafyanın kaderi, AKP nin iktidarda kalıp kalmamasına bağlıdır.

Yapılması gereken emperyalizmin taşeronu bir iktidar karşısında bütün ulusalcı, cumhuriyetçi güçlerin –özgürlük-bağımsızlık- demokrasi ve çağdaşlık adına-  bir safta  toplanmasıdır…

Böyle bir ortamda, Atatürk’ün devrimlere ve cumhuriyete sahip çıkıp onları yüceltmek amacıyla kurduğu CUMHURİYET HALK PARTİSİ (1923)  17-18 Temmuz 2012 tarihlerinde, ana muhalefet ve iktidarın görünen tek seçeneği olarakbüyük kurultayını topluyor…

CHP kurultayının Türkiye Cumhuriyeti için ne denli yaşamsal olduğunu anlatmaya gerek var mıdır?..

Eminim ki herkes; on yılı aşan dengesiz, hesapsız, hukuksuz, ilkesiz, yağmacı, hortumcu, gericive faşist AKP iktidarına karşı; ana muhalefet partisinin kurultayında bütün hazırlıkların tamamlandığını ve artık iktidara yürüyüş şarkılarının çalındığını duymak ister…

Heyhat!..

*** *** ***

Daha kurulurken amacı belirlenen ve 12 yıl sonra bütün ilkeleri kurallaştırılan CHP bugün ne yapacağını bilmez durumdadır.

Parti, iki yılda dört kongre yapıyor. Hiçbir kongrede birlik havası yok. Habire eskiler tasfiye ediliyor. Arada bir yeniler de değiştiriliyor!..

İlke, kural, disiplin yok. Programı kâğıt üstünde. Beğenilmiyor. 2008 de yenilenen program ilk fırsatta yeniden yazılacak!..

Neden acaba?..

Herkes, her yerde ağzına geleni söylüyor..

Dincisi, cemaatçisi, Kürtçüsü, liberali, hatta işbirlikçisi parti yönetimine alınabiliyor!..

Partinin adresini bilmeyen, sürekli karşıt tavır almış kişiler milletvekili yapılabiliyor!..

Ulusalcı, yani Kemalist bakış açısına sahip olanlar “gerici, şoven” sayılıp dışlanıyor!..

Genel başkanı partinin geçmişine sahip çıkmıyor. İkide bir geçmişe yönelik suçlamalar yapıyor!

Partisinin geçmişinden kurtulmak ister gibi “Yeni CHP” söylemini yineleyip duruyor. Onca eleştiriye karşın “yeni” den ne kastettiğini açıklayamıyor!..

Çok sıkışırsa- belki de- bıkmadan ülkeyi dört dolandığını, çok çalıştığını “yeni” bir yaklaşım ve anlayış olarak gösterebilir.

Her yerde aynı şeyleri söyleyip kendini bunca yıpratmak başarı olarak kabul edilebilirse doğrudur.

Partinin temel ilkeleri henüz açıkça reddedilmiyor.

Ama CHP nin ruhuna, Türk devrimine aykırı tutumların – birilerine hoş görünmek adına- her geçen gün daha çok benimsendiğine tanık olduk!

Genel başkan, parti kurullarından geçmemiş, karara varılmamış konularda bağlayıcı sözler ediyor. Partinin programına, ilkelerine aykırı demeçler veriyor. Malûm cemaate, ABD ye selam çakıyor. Yargıdaki kadrolaşmayı, adaletteki adaletsizliği, TSK ne yapılan, dünya tarihinde görülmemiş tasfiyeyi, üniversitelerin teslimiyetini, sahte anayasa çalışmalarının içyüzünü görmüyor. Sırf “masadan kalktılar”dedirtmemek için iktidara alet oluyor.

Oysa; masaya oturmak kadar kalkmak da demokrasinin gereğidir. Partinin temel ilkelerine uygun davrananları tehdit ediyor, yok ediyor ama; aykırı demeç verenleri “demokrasi ölçüleri içerisinde, kendi görüşleridir “ diye hoş görüyor!..

Ve en önemlisi;“laikliğin tehlikede olduğunu” kabul etmiyor!..

“Başarısız olursam görevden ayrılırım” diyerek demokrasiye bağlılığını belirtiyor. Ama öte yandan da; “tek adam” olmaktan, her şeyi belirlemekten vazgeçmiyor!..

Peki; ya kitlelerin iktidar umutları?..

Ya Türkiye Cumhuriyetinin varlığı?..

İnsanları, Kılıçdaroğlu’nun varlığı veya yokluğu değil; Türkiye’nin ve kendilerinin geleceği ilgilendirir.

Onu hoşnut etmek için, ülkemizin geleceğini bir kenara koyup beklememizi isteyenlere, en azından aymaz (!) demek yanlış mı olur?

*** *** ***

Demokrasilerde ciddiye alınan bir büyük partinin genel başkanlık diye bir sorunu olmaz. Genel başkan kim olursa olsun; partinin ilkeleri, kuralları, programı, görüşleri kamuoyunda öne çıkarılır.

Ana muhalefet partisi olarak CHP nin bugüne kadar iktidarın gölgesi altından çıkıp, ekonomi, eğitim, adalet, güvenlik, dış politika, terör, yakıcı güncel sorunlar vb..karşısında projelendirilmiş ve halka benimsetilmiş, ses getirmiş görüşleri çok azdır.

Tam tersine AKP nin çoğunlukla dümen suyunda görüş açıklamaktadır. Gündem yaratmak yerine, yapay gündemlere malzeme olmaktadır.

*** *** ***

Gerek Baykal dönemi ve gerekse bugünkü görüntüsüyle CHP nin eleştirisi bitmez.

Şimdi umut yeni kurultayda.

Bu kurultayda her şeyin yerli yerine oturtulduğunu görmeyi çok isteriz. Artık görüş ayrılıkları son bulsun. Kemalizm’in partisi kendi özüne dönsün. Geleceğimizin güvencesi olsun…

Beklenti çok…

Beklenti çok olunca hayal kırıklığına uğramak da kaçınılmaz oluyor.

İşte nedeni;

CHP yukarıda bazılarını belirttiğimiz eleştirilerden kurtulacağına ilişkin hiçbir işaret vermiyor.

Kemalizm terkedilmiş. Adını bile anmıyorlar.

Sosyal demokrasiden söz ediyorlar.

Bu bir oyun olmalı. Türkiye’de 1960’lardan beri sosyal demokrasi oyunu oynanır. Sosyal demokrat olmakla övünülür.

Ama bilinmez ki Türkiye’de kimse sosyal demokrat olamaz. Çünkü; “sosyal demokrasi” Türkiye’ye yabancı bir ideolojidir. Artı değeri daha adil paylaşmayı önerir. Az gelişmişlerin sömürülerek sanayi işçisinin sömürüden pay almasına dayanır. Türkiye’de temeli olmayan bir ideolojidir.

Ama Kemalizm; sosyal demokrasiyi de içerecek şekilde yorumlanabilir,

Zaten özündeki devrimci ruhu bunu emreder.

Ve bu ideoloji saf bir Türkiye ideolojisidir.

Ne yazık ki, kimsenin dönüp baktığı yok…

Çünkü; on yıllardır sürdürülen bir kara propoganda ile insanlar Kemalizm’den soğutuldu.

Hiç anlamadığı halde; “ben sosyal demokratım” demek makbul sayılıyor. “Ben Kemalistim” demekse tehlikeli ve zor iştir. Kimse söylemek istemiyor…

Zaten de, ne sosyal demokrasiye, ne de Kemalizm’e kafa yoranlar pek azdır.Yurttaşların birilerinin peşine takılması, bir kuyruğa tutunması normaldir. Ama aynı kolaycılığı okumuş yazmış insanların yapması utanılası bir durum ve zavalılıktır.

*** *** ***

Bu bağlamda medyanın ve düzenin bir takım aklı evvelleri, her zaman CHPyi dışarıdan yönlendirme çabasına girmişlerdir.

Onlara göre; CHP yukarıdan yola getirildiği ve teslim alındığı zaman halk aynı şekilde partisine oy vermeye devam edecektir! Böylece işbirlikçilik sorunsuz olarak iktidarda kalacaktır. Emperyalizm de Türkiye üzerindeki nihai amaçlarına ulaşabilecektir!..

Bence, CHP seçmenini çok hafife alıyorlar!..

Unutmamak gerekir ki;  Türkiye’de en bilinçli, en aydın seçmen CHP seçmenidir.

Ne partisinin yozlaşmasına, ne de dışarıdan yönlendirmelere izin vermez.

Parti yönetiminin de bu konuda -en az seçmenleri kadar-  duyarlı ve uyanık olması kesin bir zorunluluktur.

Yoksa; daha önce de görüldüğü gibi, seçmenler tarafından cezalandırılır.

Yine unutmamak gerekir ki; emperyalizmin ve işbirlikçilerinin en korktuklarışey  Kemalizm’dir.

Bütün amaçları Kemalizm’i bitirmektir.

O yüzdendir Atatürk’e düşmanlıkları, saldırıları, hakaretleri…

Kurulan dış destekli vakıflar, dernekler, üniversite programları…

Satın alınmış köşe yazarları, akademisyenler…

*** *** ***

Kendilerine liberal adını veren işbirlikçiler her zaman CHP ye akıl vermekten, onu kontrolde tutmaktan hiç vazgeçmezler.

CHP de nedense onların görüşlerine pek itibar eder…

Son verilen akıl da şöyle.

Diyorlar ki; sosyal demokrasi geniş bir çerçevede ele alınmalı. CHP, Avrupa’da olduğu gibi liberallerin- kendileri oluyor- sosyal demokratların, solcuların, Kemalistlerin buluştukları geniş bir cephe olmalıdır!

Yani; şu anda CHP yi temsil eden yönetim anlayışının sürmesini öneriyorlar.

Peki; o zaman değişen ne olacaktır?

Olmayacaktır. Olmasını da zaten istemezler.

*** *** *** 

Kurultayda milletvekilleri ve il başkanları parti yönetimine beşer aday gösterecekmiş.

Bu adaylardan 80-100 kişi genel başkan tarafından60 sandalyeden oluşan parti meclisine aday yapılacakmış!

Sonra da delegeler bu 80-100isimarasından 60 kişiyi parti meclisine seçecekmiş!..

Peki o zaman sormak gerekmez mi?

Bu kadar tantanaya ne gerek var?

1282 delege neden toplanıyor ki!..

Nasıl olsa Kılıçdaroğlu’nun belirleyeceği 80-100 isimden 60 kişi seçilecektir. Kılıçdaroğlu80 yerine 60 kişiyi doğrudan seçse  daha kolay olmaz mı?..

Sonuçta Kemal Kılıçdaroğlu tek seçicidir Ha seksen, ha altmış olmuş.

Ne farkeder?

Kılıçdaroğlu’nun genel başkan seçilirken en büyük vaadi parti içi demokrasi idi.

Gelinen yerde parti içi demokrasi filan yoktur.

*** *** ***

Şimdi gelelim zurnanın son deliğine;

Kurultay sonunda CHP nin toparlanıp, iktidara yürümesi hepimizin gönülden isteğidir.

Ama; bu konuda hiçbir belirti yok…

Gören varsa bize de söylesin.

Daha şimdiden kimi görevlere kimlerin seçileceği belirlenmiş durumda.

Bu isimler Kılıçdaroğlu’nun liberal eğiliminin sürdüğünü, geleneksel CHP seçmen eğilimlerini dikkate almadığını kanıtlıyor.

Doğrusu Sayın Kılıçdaroğlu da şimdiye değin zaaf olarak görülen ve eleştirilen konularda en küçük bir ödün vermedi. Tersine; parti içindeki ulusalcı-Kemalist anlayışı sürekli olarak dışladı.

Şimdi sormak istiyorum:

CHP; liberal yaklaşımlarla kimlerden oy beklemektedir?

Yoksa, o kesimlerin oy verecekleri partinin yok olması durumunda stepne olmaya mı özenmektedir?

Bu anlayış kendi seçmen tabanını partiden uzaklaştırmaz mı?

Daha da güçsüz ve liberalleşmiş bir CHP, Türkiye Cumhuriyeti’nin köklerinden koparılıp rejiminin dönüşmesine hizmet etmiş olmaz mı?..

17-18 Temmuz 2012 tarihlerinde yapılacak CHP kurultayı hem parti için, hem de Türkiye için dönüm noktası olacaktır.

Yetki ve sorumluluk Kılçdaroğlu’nundur.

Kişisel yönleriyle beğendiğimiz Kılıçdaroğlu’nun artık kendisine gelip Atatürk’ün partisini Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük güvencesi olarak ayağa kaldırmasını beklemek çok fazla iyimserlik olsa da, şimdilik ufukta çok başka bir seçeneğimizin de olmadığını itiraf edelim.

Günü geldiği zaman taşlar yerli yerine iyice oturacaktır.

Biliyoruz ki; CHP nin kaybetmesi,Türkiye’nin kaybetmesi demektir.

Umarız ki CHP daha fazla kan kaybetmez…

O durumda Türk ulusu her zaman olduğu gibi yeni bir yol bulmakta hiç de zorluk çekmeyecektir.

Ama böyle sonucu önceden belli kurultaylarla da bir yere varılmaz.

Öyle ya;

Madem ki sonucu önceden biliniyor.

Onca kurultayın koca bir ulusu kandırmaktan başa neye yaradığını söyleyebilir misiniz?

İkbal beklentisi içindeki fırsatçılardan başka…

Altan ARISOY - 14 Temmuz 2012 - TürkCelil

Son Yazılar