hicbir_millet_korkuya_yenilmez_suleyman_demirel1_225

9. Cumhurbaşkanı Süleyman DEMİREL: "Türkiye’yi korkuttular. Hiçbir millet korkuya yenilmez!"

9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Türkiye’deki gelişmeleri Aydınlık’a değerlendirdi.

Ergenekon tutuklamalarına tepki gösteren Demirel, “Haberal, Balbay ne yapmış da dört yıldır tutuklu” dedi

Güniz sokaktayım.

Demirel’i her gördüğümde beyni ve yüreği yılları geriye sayıyor. Gerçekleri haddeden geçmiş bir nezaketle ama yalın ötesi çözüyor, vurguluyor. Konuşmaları öğüt. Konuşmaları siyasiler için altın ayarında didaktik.

Son konuşmamız 45 dakika sürdü. Yormaktan korkarak, bekleyenlerin hakkını koruyarak sürdürdük söyleşimizi. Konuşmamızın ana ekseni Anayasa. Demirel bu son konuşmamızda, perdeyi yüksek yerde kapattı ya da öyle denk geldi:

Türkiye’yi korkuttular. Hiçbir millet korkuya yenilmez!

Demirel hüzünlü. Ülkesi adına kaygılı. Yıllardan süzülmüş bir deneyim ve ustalıkla anlayana altın öğütler sunuyor.

‘Ne yapmışlar da tutuklular!’

“Siyaset yeni kırgınlıklar yaratmamalıdır. Yaratmayın.

Haberal dört yıldır tutuklu. Ne yapmış da tutuklu.

Malatya rektörü tutuklu, Balbay tutuklu. Bunlar gözaltındalar mı? Dört yıllık gözaltı olur mu? Tutuklu mu. Ne yapmışlar?”

Demirel ülkesi adına kaygılı. “Yeni kırgınlıklar” yaratılmasına tedirgin. Yumuşak, çağdaş, medeniyet diyor. Ülkesini konuşurken gözleri bulanık kaygılı. Ve diyor ki “bugün yıkadığın çamaşırını yarınki güneşte kurutamazsın.” Aslında Demirel, Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu’na söylediği bu sözle siyasi yaşamına kendisinin yanlış anlaşılmasına uzayan “Dün dündür bugün bugün” sözünü yineledi. Dün bu sözüyle çok eleştiri aldı, bugün aynı söz alkışlandı.

Neden?

Bugünü yaşamadan dün pek kavranmıyor. Ya da bir şeyin kıymeti yokluğunda daha iyi anlaşılıyor.

Demirel ile konuşurken dünü iyi tartmak ve net anımsamak gerekiyor. Demirel’i kırk yıldır izliyorum. Dostluğunu taşıyarak. Anlamaya ve kavramaya çalışıyorum.

hicbir_millet_korkuya_yenilmez_suleyman_demirel2

Demirel ile son görüşmemizde konuşmamızın ekseni Anayasa’ydı.

“Türkiye, devleti kavramamış bir ülke” diye başladı konuşmamız ve şöyle sürdü: “Devlet çok önemli bir konu. Darbe devletin hastalığıdır. Devlet olmazsa darbe olmaz. Hiç darbe olmayan, darbeyi bilmeyen ülkeler var. Neden o ülkelerde darbe olmuyor. Çünkü geleneklerinde yok. Eğer ülke yönetilemez hale geliyorsa yönetenleri darbe ile değiştirmek yerine sandıkla değiştirmek bir uygarlıktır. Kansız, kavgasız, hilesiz, entrikasız iktidar değişikliği sandıkla olmalı. Aslında iktidar dediğiniz hadise kabilelerde de, aşiretlerde de en ufak toplumlarda da iktidar önemli. Kişi iktidar istiyorsa bu medeni bir şey ama iş zora geliyorsa iş medeni olmaktan çıkıyor.

‘İyi okumuşluk yumuşak güç!’

Ülkeyi yönetmek, yönetilir olmak bir uygarlık işidir. İyi yönetmekte uygar olmaya, iyi okumuşluğa bağlı. İyi okumuşluk ülkenin yumuşak gücünü teşkil eder. Güçlü devlet bu.

Kudretli devlet nasıl olunur?

Meydana getirdiğiniz ekonomik varlıkla. Ama bu yetmiyor. Güçlü devlet sadece iktisadi güçle de olmaz. İktisadi güç yanında, kendini savunma gücü ve yumuşak gücü çok önemsiyorum. Kalkınma olayının hedefi iyi okumuş bir toplum yaratmaktır. Uygarlığın kurallarını iyi benimsemiş, barışı, adaleti, insanlığı bir arada yaşamayı, kendisi gibi olmayanlara hoşgörü ile bakmayı başaran yönetim yumuşaktır. Ürkmez, korkmaz. Buradan şuraya gelmek istiyorum; toplumun fertleri iyi okumuş, çağdaş toplumun, çağdaş devletin değerlerini benimsemişse iç barış, dış barış bakımından önemli bir varlık teşkil ediyor demektir.

‘Huzur, kendi güvenliğini sağlamış bir devletin işi!’

Tabii Türkiye zor bir coğrafyada çok zor tarihi koşullar kendisine miras kalmış büyük bir ülke. Bu ülke halkının istediği birinci öncelik barıştır, huzurdur. Halkta barış sever ve Cumhuriyetin, ulus devletin vatandaşlık şartlarını benimsemiş, ona sahip çıkmış fertleri seksen sekiz yıllık gelişmemizde çok önemli rol oynamıştır. Yine de devlet yönetiminde çalkantılardan kurtulamamışızdır. Devletin görevlerinin başında huzur ve sükûnu sağlamak geliyor. Huzuru ve sükûnu sağlamak kendi güvenliğini sağlamış, kendisinin güvenlik sorunu olmayan bir devletle sağlanır.

Anayasa dediğiniz zaman, anayasa kağıt üzerinde devleti kurar ve bunu ‘Türk milletinin evlatlarına emanet ve tevdi’ eder. 1924, 1961, 1982 Anayasaları bu. Ama devlet kurucuları kendilerinden evvelki devletin çökmesini çok iyi bildikleri için yeni devletin behemehal ayakta kalmasını düşünürler.

Burada büyük Atatürk düşünüp taşınıp ‘Cumhuriyetimizi silahlı kuvvetlere emanet ediyoruz’ gibi bir beyanla silahlı kuvvetlere Cumhuriyeti koruma ve kollama görevi verilmiştir.

Çağımız dünyasında demokrasi, ordunun, sivil iradenin emrinde olduğu rejimin adıdır. Yeni anayasa yapılırken çok önemli hususlardan birisi de devletin güvenliğinin hukukunu tanzimdir. Kim nerede hangi yetki ile ne yapacak meselesi yeni anayasa yapıcılarının en önemli görevlerinden birisi.

Bu komisyon üyelerine iyi anlatamadığım konulardan birisidir.”

‘Bu anayasa nasıl yapılacak merak ediyorum!’

Demirel’e soruyorum, yeni anayasa çalışmaları nasıl olacak, nasıl yapacaklar?

“Bu anayasa nasıl yapılacak ben de merak ediyorum. Diğer partiler şimdilik bir arada görünüyor. İktidar sonunda bir ortakla yeni anayasa yapmayı seçebilir. Aslında işleyen bir anayasa yapılmalıdır. Tek adam hakimiyetine dayalı bir anayasa yapsanız da yürütemezsiniz. Tek adam hakimiyeti demokrasi ile bağdaşmaz, çoğulculuk asıldır. Yaparsınız ama yürütemezsiniz. Milli iradeyi ancak kuvvetler ayrılığı prensibi ile sağlarsınız.”

Demirel bunları söyledi, kim anlar, nasıl anlar, kim dinler. Anlayana.... Çabalarımız uğraşımız anlayanlar için.

Tanju CILIZOĞLU - 23 Haziran 2012 - Aydınlık

Son Yazılar