muyesser_yildiz2_2012_haziran19_225

Tahliye de cezamızın bir parçası!

474 günlük tutukluluktan sonra Müyesser Yıldız ilk ziyaretini Yeniçağ’a yaptı...

Gece tahliye haberini alır almaz eşini aradım, ulaşmak mümkün değil tabii. Meşgul tonu vermeyi bırakın, nasıl bir kilitlendiyse artık çalmıyor bile telefonu. Hayır yakın olsa soluğu yanlarında alacağım ama “kilit” İstanbul ve çok uzaktalar bana! Baktım olacak gibi değil, mesaj yağmurunda kaybolur gider sandığım kısacık birkaç satırla aktarmaya çalıştım duygularımı.
Sabah bir telefon:
- Şu anda bütün medyanın peşinde olduğu bir kadın var yanımda; müsaitseniz ilk sizi ziyaret etmek istiyor!
Aylardır ara ara konuşuyorduk Müyesser Yıldız’ın eşiyle; başka biri olmuş tek gecede; coşkulu, cıvıl cıvıl biri!

*** *** ***
Günün ilk duygusu:
Dirençten, iradeden, inançtan, mücadeleden, akıldan başka demek ki bir de böyle bir anlama geliyormuş Müyesser Yıldız adı:
Vefa!
Bu duygu bizde bir tür  “gönül borcu/diyeti” yerine konuşlandırılmış; yanlış.
Dostluğu, sevgiyi sürdürme halidir aslında, devamlı kılma...
Benim gözümde bu duyguyla başladı Yıldız yeni hayatına (yok yahu bu çok açılımcı oldu, hayatının bu yeni sayfasına diyelim biz en iyisi...)
“Günün kadını”, “günün haberi”, “günün kendini kameraların önüne atanı” da olabilirdi ama o “duruşta, duyguda istikrarı” seçti!
Bu nedenle “öncelik hiyeraraşisi”  benim için çok değerli.

*** *** ***
Günün ikinci duygusu:
Önce kucaklaşma faslı...
Da... Sarılmaya kıyamıyor insan; bir minik beden kollarınızın arasında!
Bizim yazıişlerinden Kerem Abi,  “O muydu Müyesser Yıldız” diye sordu sayfayı çizerken..
“Evet” dedim...
Hayli dindar olduğundan zordur böyle sözler duymak onun ağzından;
“Bu kadına zulmedeni Allah çarpar” dedi!
(Hukukun çarpmadığını tecrübe eden herkes için aynı demek ki artık havale adresi! Nitekim bizim bugünkü manşetimiz de bu  hislerle belirlendi. Milletin gözünden sakındığı evlatlarını kudurmuş köpeklerin önüne atanların, Kandil’dekilerin burnu kanayacak diye ödeleri kopanların, sadece dünkü 8 şehidimizin değil yıllardır iğrenç pazarlık masalarında harcanan binlerce Türk gencinin, askerinin, polisinin, mühendisinin, kaymakamının, öğretmeninin, hemşiresinin canından olmasının sorumluları kimlerse Allah cezalarını versin! Yüzlerce aydını yaşarken öldürmeye dönük, tecrit hücrelerinde, zulümhanelerde rehine biriktiren idari terörün sorumluları kimlerse Allah onları da kahretsin!)
Anladım ki, Müyesser Yıldız bir anlam daha kazandı dünden sonra:
Yüzleşme!
“100 yıllık hesaplaşma tayfası” na karşı sergilediği başı dik, alnı ak duruş var, onu hiç tanımayan birine bile hissettirdiği bu duygunun temelinde!

*** *** ***
Nedim Şener’lerin tahliye olduğu 375. günden itibaren doğru saydıysam 474 gündür tıkıldığı demir kapılar, soğuk duvarlar ardından tahliye edilmiş... Eşine, oğluna uyandığı ilk sabah... Anlatacak tonla şeyi var, dinleyecekleri. Oğlunu karşısına oturtup sadece dokunabilmenin keyfini sürse yeri... Ama koşar adım girdiği gazetede tahmin edin neydi ilk merak ettiği:
Şehitler!
Günün üçüncü duygusu:
Aidiyet!
“Ben de Kürt kökenliyim, hangi duygu kopmasından bahsediyorlar”  diye çıkışıyor, kefene dolanan açılımcılara!

*** *** ***
Günün dördüncü duygusu:
Ukde!
Nedim Şener de benzer şeyler söylemişti tahliye olduktan sonra. Acı içinde feryat etmişti CNN Türk ekranında: “Müyesser Yıldız eziyet çekiyor resmen ve kadın üşüyor, ben nasıl sevineyim çıktığıma. Başka bir yere aldır kendini dedim. Kadın tek başına kalıyor.”
Şimdi Müyesser Yıldız’ın kelimeleri aynı buruk tonda.
Odatv Davası’nın diğer tutuklu sanıklarından ayrılışını anlatıyor. Tahliye haberini Silivri yolunda almış. Cezaevi araçları onun kaldığı bloğun önüne geldiğinde, inip diğer bloklara dağılacak olan tutuklularla vedalaşmış. Çıktıktan sonraki ilk yarım saati  “kalanlara ağlayarak” geçirmiş.
“Bu tahliye biçimi de bir tür cezalandırma aslında” diyor...
Bir bir bırakıyorlar; her tahliyede biz ögürleştiklerini zannederken, onlar içeriye daha çok bağlanıyorlar; kolay mı bir parçalarını orada bırakıyorlar!
Kalanlar kendileri tahliye olmuş gibi çıkanlar için mutlu, tahliye olanlar kalanlar için azap içinde... Ne tutuklu tam tutuklu, ne hür hürriyeti hissedebiliyor iliklerinde. Belli ki onları en çok yıpratan bu  “yarım kalma” hali.

*** *** ***
En ucube durum...
Neden tutuklandığını bilmediği gibi neden tahliye edildiğini de bilmemesi. Sorusu net:
“Ne değişti?”
Uğur hakkındaki karar şöyle:
“Sanık Müyesser UĞUR’un üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, tutuklulukta geçen süreleri nazara alınarak tahliye talebinin KABULÜ ile, sanığın BİHAKKIN TAHLİYESİNE..”
“İyi de” diyor “Benim durumum 100 gün önce de buydu. Delil durumunda, suç vasfında hiçbir değişiklik olmadı ki, niye 100 gün önce tahliye edilmedim de şimdi?”
Tezgahı kuranların herkese biçtikleri bir zaman olduğuna inanıyor; her biri peşinen kesilen cezalarını çekiyor!

*** *** ***
Bu arada bir garip mutluluk yaşamış tahliyesi sonrasında; Adalet Bakanlığı esirgedi ama aylarca beklediği kedi cezaevi çıkışında Silivri’de oturdukları çay bahçesinde kendi ayaklarıyla gelmiş Yıldız’ın kucağına!
İlahi adalet diyemiyoruz belki ama  “ilahi armağan” mı desek adına!

*** *** ***
Müyesser Yıldız konuşurken eşi ve oğlu gazete manşetlerine bakıyor... Gözaltına alındığı vakit koca puntolarla haberini verenler hiç şaşırtıcı olmayan biçimde tahliyesini görmezden gelmişler!

*** *** ***
En çok özlediği simitti ya... Çayın yanında simit ikram ettik Yıldız’a; onca hasrete rağmen boğazından geçmedi; bir ısırık aldı o da hatır için işte...

*** *** ***
Garip, dağınık bir yazı oldu galiba...
Ben bugün fazla duygusalım
affola...
Şu kadarını müjdeleyerek bitirelim devamı başka zamana:
Susmuyor Müyesser Yıldız, konuşuyor ve daha çok konuşmayı planlıyor. Durmuyor; yazıyor ve daha çok yazmayı planlıyor. Hasretini çeken ailesi “tatil” diyor o “Hayır, uyandırılacak bir toplum, kurtarılacak bir vatan var” diye karşılık veriyor...
Önce bir anacığını görsün...
Gitsin “dişi kuş” olarak, bir yıldan fazladır iki erkeğe emanet olan evini derleyip toplasın, heyacanla anlattığı yeni kitabını tamamlasın, biz daha çoook konuşuruz nasıl olsa...
Anladınız sanırım:
Günün son iki duygusu:
Umut ve kararlılık demek Müyesser Yıldız biraz da!

Selcan TAŞÇI - 20 Haziran 2012 - Yeniçağ

Son Yazılar