vahdettin ingiliz gemisiyle kacarken1 1

“Kara Sultan”ı aklamak !

Vahdettin'in hainliği sonradan mı uyduruldu?

“Vahdettin en son melanetini de gösterdi ve hilafet makamından firar ile İngilizlerin kucağına atılmak hıyanetini de irtikab etti.' (…) ‘Hilafet makamından İngiliz kucağına”  (Hâkimiyeti Milliye, 19 Kasım 1922)

hakimiyeti milliye 19kasim1922

Bundan tam 96 yıl önce, 17 Kasım 1922'de -Türkiye'de meşruti monarşinin son temsilcisi- Halife Vahdettin İngilizlere sığınıp Türkiye'den kaçtı. (Sürgün edilmedi, kaçtı.) Çünkü Milli Mücadele yıllarındaki “ihanetinin” hesabını vermeyeceğinin farkındaydı.

Ancak Mevlanzade Rıfatlar, Necip Fazıllar ve günümüzün gerçeği eğip büken anlı şanlı “eyyamcı tarihçileri”, Vahdettin'in “hain” olmadığını iddia ettiler, ediyorlar.

Oysaki “Vahdettin'in hainliği”, cumhuriyetin ilanından sonra Kemalistlerce veya resmi tarih tarafından uydurulmadı; Vahdettin, Milli Mücadele sırasında –Bu mücadeleye yönelik düşmanca tavrı nedeniyle- daha 1920 sonlarından itibaren I. TBMM‘de “hain” ilan edildi. Yani Padişah Vahdettin'i sonradan tarihçiler değil, o dönemde meclis/millet ve tarih “hain” ilan etmişti.

vahdettin ingiliz gemisiyle kacarken2

VAHDETTİN AKLAYICILARINA SORULAR…

Atatürk'ü Samsun'a Vahdettin gönderdi” diyerek Milli Mücadele'yi “Vahdettin'in eseriymiş” gibi göstermeye çalışanlar aşağıdaki sorulara hep kaçamak cevap verirler:

1 – İstanbul Hükümeti ve Vahdettin, Atatürk'ü Samsun'a niye gönderdi? Milli Mücadele'yi başlatmak için mi, yoksa İngilizlere yaranmak için mi?

2 – Milli Mücadele'yi başlatmak için gönderdiyse (!) Atatürk'ü Samsun'a gönderdikten bir ay sonra (Haziran 1919) niye geri çağırdı, iki ay sonra (Temmuz 1919) niye görevden aldı?

3 – Atatürk, 23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'yi açınca, Padişah Vahdettin, sırtını İngiliz işgal kuvvetlerine dayayan Damat Ferit'le birlikte Milli Mücadele'ye ve Atatürk'e adeta savaş ilan etmedi mi?

  1. a) Atatürk ve arkadaşlarının katledilmesinin “dinen caiz olduğunu” söyleyen fetvalar yayımlamadı mı?
  2. b) Atatürk'ü ve arkadaşlarını gıyaben idama mahkûm etmedi mi?
  3. c) Atatürk'ün rütbelerini ve nişanlarını sökmedi mi?
  4. d) Yurtsever valileri, komutanları görevden almadı mı?
  5. e) Kuvayı Milliyecilerin telgraflarının çekilmesini yasaklamadı mı?
  6. f) Kuvayı Milliye'ye karşı, İngiliz desteğiyle paralı Kuvayı İnzibatiye Ordusu (Halifelik Ordusu) kurup Anadolu'ya gönderip Mehmetçik'e saldırtmadı mı?
  7. g) Türk Milleti'nin idam fermanı Sevr Antlaşması'nın imzalanmasına izin vermedi mi?
  8. h) Milli Mücadele'yi sona erdirmek için Anadolu'ya “nasihat heyetleri” göndermedi mi?
  9. i) Türkiye'nin yönetimini 15 yıllığına İngilizlere bırakmayı teklif etmedi mi? İngilizlerle gizli antlaşmalar yapmadı mı?
  10. j) İngiliz temsilcileriyle gizli görüşmeler yaparak onlardan Atatürk'ü ve Milli Hareketi ortadan kaldırmalarını istemedi mi? Bu görüşmelerde Atatürk'e ağır hakaretler etmedi mi? Büyük Taarruz'dan 20 gün önce bile Atatürk'ü ve milliyetçileri İngilizlere şikâyet etmedi mi?
  11. k) Bu fetvalar, idam kararları, nasihat heyetleri, Kuvayi İnzibatiye (Halifelik Ordusu) gibi girişimler sonunda Anadolu'da Mili Mücadele'ye karşı 20'den fazla iç isyan çıkmadı mı?
  12. l) Milli Mücadele sonrasında “Hayatımı tehlikede hissediyorum” diyerek İngilizlere sığınıp ülkeden kaçmadı mı?

(Vahdettin konusunda bakınız: Salahi R Sonyel, Gizli Belgelerde Mustafa Kemal, Vahdettin ve Kurtuluş Savaşı, Ankara, 2007)

Vahdettin'i biz değil meclis “Hain” ilan etti !

Tarih 25 Eylül 1920

Yer: TBMM

Saltanat ve hilafet konusu görüşülüyor.

Görüşmeler uzayınca Atatürk söz alıp şunları söylüyor:

İkide birde Meclisi Âlinizin bu mesele üzerinde müzakere ve münakaşa açması caiz değildir kanaatindeyim. Bugün bu makamı işgal eden zat (Vahdettin) bu millet ve memleket için hain bir adamdır. (Alkışlar) Müsaade buyurunuz beyim. Hain bir adamdır. (Alkışlar, bravo sedaları)” (TBMM Gizli Celse Zabıtları, C.1, s. 135)

Saltanat ve hilafet tartışması devam edince Atatürk bu sefer de şunları söylüyor:

ataturk saltanat ve hilafet tartismasi uzerine

Vahdettin'in besmeleyle taşlanmasını isteyen önerge. TBMM Zabıt Ceridesi, C. 24, s. 291.

Esir olan adam padişah olamaz. (…) haince hareket ediyor…” (TBMM Gizli Celse Zabıtları, C.1, s. 136)

TBMM'de 8 Şubat 1921 tarihli gizli oturumda Muş Milletvekili Hacı Ahmet Efendi, Halife Sultanın, Sevr Antlaşması'nın imzalanmasını kabul ederek “ecnebilere boyun eğen bir mahlûktan (yaratıktan) başka bir şey olmayacağını” söylüyor. (TBMM Gizli Celse Zabıtları, C.1, s. 412)

TBMM'nin 23 Nisan 1921 tarihli oturumunda Saruhan Milletvekili Mahmut Celal Bey, “Papaz Fru isminde bir casus maalesef Sultan Osman'ın tahtında oturmakta olan bugünkü padişahı avucunun içine almış…“ deyince, İstanbul Milletvekili Neşet Bey, “O da onun gibidir. Kahrolsun!” diye bağırıyor. (TBMM Zabıt Ceridesi, C. 10, s. 71)

TBMM'nin 9 Temmuz 1921 tarihli oturumunda da Antalya Milletvekili Rasih Efendi, Bursa'da Osmanlı'nın kurucularının türbeleri üzerine Venizelos'un oğlunun ayak basarak fotoğraf çektirmesine sessiz kalan Padişah Vahdettin'eMuzuriddin” adını takıyor. Bunun üzerine İstanbul Milletvekili Neşet Bey, “Bunu yaptıran o domuzdur” diye bağırıyor. (TBMM Zabıt Ceridesi, C.11, s. 208)

TBMM'de 30 Ekim 1922 pazartesi günü saltanatın kaldırılması için görüşmelere başlanıyor.

O görüşmelerde Antalya Milletvekili Hoca Rasih Efendi, Padişah Vahdettin'e “cani ve hain” diyor. Bütün İslam dünyasının ona “lanet ettiğini” söylüyor. (TBMM Zabıt Ceridesi, C.24, s. 272)

Rasih Efendi bir ara Vahdettin için “zavallı” diyor. Konya Milletvekili Refik Bey, “haindir” diye bağırıyor. Meclisten “haindir” sesleri yükseliyor.

Mardin Milletvekili Necip Bey ve Kırşehir Milletvekili Yahya Galip Bey, “O Papaz Fru'nun halifesidir” diye bağırıyorlar.

Hüseyin Avni Bey, “yabancıların tutsağı olan birinin halife değil, ancak kendine patrik süsü veren Papa'nın dostu” olabileceğini söylüyor. “Saltanat makamında Vahdettin değil, Vahimeddin adında aciz biri oturuyor” diyor. Hüseyin Avni Bey sözlerini şöyle bitiriyor: “Kendileri Sevr Antlaşması'nı imza ederken halifenin hukuku ne olduğunu okusaydı, keşke bacağı kırılsaydı da o halife lütfen ayağa kalkamasaydı. Bacakları kırılsaydı.”

Çorum Milletvekili Haşim Bey, “Hutbelerde isminin anılmamasını” teklif ediyor.

Muş Milletvekili Hacı İlyas Efendi de “Bütün İslam dünyasının mukadderatına kayıtsız kalan Vahdettin'e biat ettiği için sağ elime nefretle bakıyorum” diyor. Vahdettin'in “böyle haince hareket etmesinin” nedeni “esirliği değil, kişiliğidir” diyor. “Bir an önce zavallı mabetlerimizi, mescitlerimizi, şu alçağın adıyla kirletmemek için buna bir son verelim.” diye de ekliyor.

Kırşehir Milletvekili Yahya Galip Bey de “İstanbul'da bulunan ve ismine halife denilen (Kahrolsun, sedaları) o herifle kim temas ederse mutlaka insanlıktan çıkar.” diyor. Şöyle devam ediyor: “İstanbul'da halife denilen adam, İslam diniyle alâkadar değildir. (…) O halife olsa olsa, daima nasihat aldığı Papaz Fru'nun halifesi olabilir. Müslümanların böyle bir halifeleri yoktur. Biz bunu açık olarak söylemeliyiz. (Yoktur, sedaları).”

Ankara Milletvekili Ali Fuat Paşa da padişahı, sarayı ve Babıaliyi “Milli Mücadele'nin düşmanları” olarak adlandırıyor.

İstanbul Milletvekili Neşet Bey, “Hepsinin Allah belasını versin” diye ekliyor.

Dahası da var!

Şimdi sıkı durun!

Diyarbakır Milletvekili Hoca Şükrü Efendi, meclise verdiği bir önergede “Padişah Vahdettin'in besmele ile şeytan gibi taşlanmasını” istiyor. (TBMM Zabıt Ceridesi, C.24, s.272- 291)

30 Ekim 1922'de saltanatı kaldırmak için Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na verilen 78 imzalı önergede de açıkça Padişah Vahdettin'in Milli Mücadele'de vatana, millete “ihanet ettiği” ifade ediliyor. “Türk Milleti, saray ve Babıalinin ihanetini gördüğü zaman anayasayı değiştirerek egemenliği millete verdi” deniliyor. (TBMM Zabıt Ceridesi, C.24, s.292,293)

Atatürk'e göre de Vahdettin haindi !

Atatürk, ilk olarak 25 Eylül 1920 tarihli meclis gizli oturumunda “Vahdettin bu millet için hain bir adamdır” diyerek Vahdettin'in ihanetinden söz ediyor.

1 Kasım 1922'de saltanatın kaldırılması dolayısıyla mecliste yaptığı konuşmada da Vahdettin'in “hain” olduğunu söylüyor. Atatürk, bu konuşmanın el yazısı notlarında Vahdettin'den “bilinçsiz bir hain”, “insanlık duygularından arınmış bir yaratık”, “aşağılık bir araç”, “alçak” diye söz ediyor. (Atatürk, Belgeler, El Yazısıyla Notlar, Yazışmalar, s. 322-329)

Atatürk, 1927'de kaleme alıp okuduğu Nutuk'ta da Vahdettin'den “hain”, “alçak” ve “soysuzlaşmış, aşağılık yaratık” diye söz ediyor.

ataturk saltanatin kaldirilmasi uzerine 1kasim1922

Atatürk, 1 Kasım 1922'de saltanatın kaldırılması dolayısıyla yapacağı konuşmanın el yazısı taslaklarında Vahdettin'in ihanetinden ‘Vahdettin'in (…) bu hareketi denaatkaranesi', yani ‘bu alçakça hareketi' diye söz ediyor.

Şu cümleler Nutuk'taki Atatürk'e ait:

Saltanat ve hilafet makamında oturan Vahdettin mütereddi (soysuzlaşmış), şahsını, bir de tahtını koruyabileceğini hayal ettiği alçakça tedbirler araştırmakta.(…) Vahdettin gibi özgürlüğünü ve canını kendi ulusu için tehlikede görebilecek derecede aşağılık bir yaratığın bir dakika bile olsa milletin başında bulunduğunu düşünmek ne acıklıdır?”

Demem o ki; bugünlerde birileri, “Yeni Türkiye” dedikleri yapıya uygun yeni bir tarih yazıyorlar. Bu doğrultuda öncelikle Padişah Vahdettin'i, –Ziya Gökalp'in ifadesiyle “Kara Sultanı”- aklamak istiyorlar. Ancak “Kara Sultanı Aklamak” mümkün değildir. Çünkü “Kara Sultan”a sonradan kara çalınmadı, o yapıp ettikleriyle kendi kendini kararttı. Aklanmaz.

Gazetelere yansıyan ihanet…

1 Kasım 1922'de saltanat kaldırıldı. Vahdettin artık sadece halifeydi.

Halife Vahdettin, 17 Kasım 1922'de İngilizlere sığınıp kaçtıktan sonra birçok gazete Vahdettin'in “hain” olduğunu yazdı.

Tevhid-i Efkâr Gazetesi Vahdettin'in kaçışını, “din ve millet düşmanı padişahın misli görülmemiş alçaklığı” olarak duyurdu. Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi, “Hilafet makamından İngiliz kucağına” diye başlık atıyordu. Yeni Gün Gazetesi, “Türk ulusunun utkusu, hain padişahı tahtını ve tacını bırakmaya zorlamıştır (…) Cehenneme gitsin.” diye yazdı.

Falih Rıfkı Atay, hâkimiyet-i Milliye Gazetesi'ndeki “Korkak Kaçtı” başlıklı makalesinde Vahdettin'e “Senin kanına hangi kirli su karıştı? (Senin adın Mehmet) peygamberin ve İstanbul fatihinin adı değil miydi?” diye sesleniyor.

vahdettin1

Süleyman Nazif, 21 Kasım 1922'de İleri Gazetesi'nde “Malta'daki” başlıklı yazısında Vahdettin'i “lanetli” diye adlandırıyor. Dünyanın her yerinde “Vahdettin'in adı lanetlerle anılsın” diyor. İlkokuldan üniversiteye “her okulda her kışlada, her fabrika ve dükkânda sefil mahlûk olan Vahdettin'in resmini teşhir etsinler” diyor.

Süleyman Nazif, 30 Kasım 1922'de İleri Gazetesi'nde “Vahdettin'e Mektup” başlıklı yazısında ise Vahdettin'e “Başınızı yukarıya, göğe doğru da sakın kaldırmayınız” diyor. Tüm ecdat ruhları sizden “utanacaktır” diye yazıyor. “Kızarmak bilmeyen yüzünüze gökten lanetler yağar” diyor. “Yere daima yere… Yerin dibine geçeceğiniz dakikaya kadar yere bakınız, ey bu dünyanın en soysuz adamı…” diyor.

17 Kasım 1922 tarihli İleri Gazetesi'nde Ziya Gökalp, “İstida (Dilekçe)” başlıklı şiirinde Vahdettin'e “Kara Sultan” diye sesleniyor.

6 Kasım 1923'te Hüseyin Cahid (Yalçın) da Tanin Gazetesi'nde “Vahdettin, Osmanlı padişahları arasında ilk defa olarak vatana ihanet etti” diye yazıyor.

Sinan MEYDAN – 19 Kasım 2018 - Sözcü

Yazarlar

Cloudy

14°C

Istanbul