seyh sait takilan rus madalyasi2

Seyid Rıza Rusların Yanındaydı!

Odatv'den Ömer Ödemiş'in Rus Devlet Arşivleri'nden gündeme getirdiği görüntüler tartışılmaya devam ediyor.

Dün gündüz saatlerinde fotoğraf karesi olarak yayınladığımız görüntülerin video görüntülerini de yayınladık. Görüntülerde "Dersim’de işbirliği yapan yerel Kürt lider Said’e Rus Ordusu Kafkas cephesi komutanı Grandük Nikolay Nikolayevich tarafından madalya verilişi... Tören görüntüleri" ifadelerinin ardından General Nikolayeviç'in madalya taktığı bir kişi ve yanında duran bir başka kişi görülüyordu. Daha önce Meclis'te yaşanan tartışmada söz konusu görüntüler gündeme gelmiş MHP Milletvekili madalya takılan kişinin Şeyh Said yanındaki kişinin ise Seyid Rıza olduğunu iddia etmişti.

Odatv söz konusu görüntüleri tarihçi Sinan Meydan'a sordu. Cumhuriyet tarihi üzerine birçok araştırması olan Meydan görüntüleri Odatv'ye şöyle değerlendirdi:

Malum çevrelerin Türkiye Cumhuriyeti’ni tasfiye etme sürecinde, bugün, tarih bir silah olarak kullanılmak istenmektedir. “Resmi tarihe karşı çıkmak” adı altında “alternatif tarih” masallarıyla insanlar kandırılmakta, belgeler çarpıtılarak tarihi gerçekler altüst edilmektedir. Amaç Yeni Türkiye’ye özgü yeni bir tarih uydurmaktır. Bu yapılırken Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranlar, kahramanlar karalanmakta; o Cumhuriyeti daha kurulurken yıkmaya çalışanlar, hainler AK’lanmaktadır. İşte bu süreçte AK’lananlar arasında Şeyh Sait ve Seyit Rıza da vardır. Tarihi gerçekler altüst edilerek bu iki şahsiyet, “suçsuz”, ‘’günahsız”, “mağdur”,”mazlum”, hatta “kahraman” gösterilmekte, heykelleri dikilmekte, adlarına anma törenleri düzenlenmektedir. Ancak tarih belgeyle yapılır. Birileri tarihi gerçekleri ne kadar çarpıtmaya çalışsa da tarihi gerçeklerin er veya geç ortaya çıkma gibi bir huyu vardır!

İşte Odatv’nin “Rus Generalleri Kürt Said’e Madalya mı Takmıştı” başlıklı haberi bu bakımdan önemlidir. Haberi okuyup görüntüleri inceledim. Görüntülerin moda tabirle “montaj” olup olmadığını bilmiyorum! Ancak görüntüler eğer gerçekse –ki bence öyle- orada “Kürt Sait” diye adlandırılan kişinin büyük olasılıkla Şeyh Said, hemen yanındaki kişinin de Seyit Rıza olduğunu söyleyebilirim. O görüntülerdeki kişilerin Şeyh Sait ve Seyit Rıza olma ihtimali bana “Cumhuriyet Tarihi Yalanları, 2. Kitap” ve “Başbakan R. Tayyip Erdoğan’ın Tarih Tezleri’ne ELCEVAP” adlı kitaplarımda anlattığım bir konuyu; I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı’ya karşı Rusların yanında yer alan bazı ayrılıkçı Kürt aşiretlerini ve özellikle de Seyit Rıza’yı, onun bazı faaliyetlerini hatırlattı. Bu görüntüler, her iki kitabımda yazılı belgelere dayalı olarak anlattığım gerçeklerin görsel kanıtları gibi…

Söz konusu kitaplarımda “Rusya’nın Kürt Planları”  ve “I. Dünya Savaşı’nda Seyit Rıza” başlıkları altında anlattıklarımın özeti şöyle:

RUSYA’NIN KÜRT PLANLARI!

Ruslar (Çarlık) 1820’lerden itibaren Kürtlerle ilgilenmeye başlamıştır. Kafkaslardan güneye, Basra Körfezi’ne ve İran’a, hatta Doğu Anadolu’ya ve Karadeniz’e kadar ilerlemeyi düşünen Rusya, bu ilerleme sırasında bazı Kürt aşiretlerinden yararlanabileceğini düşünmüştür.

Her şey çok planlı yürütülmüştür!

Van ve Erzurum’da kurulan Rus konsoloslukları, Kürt aşiret reisleriyle bağlantıya geçerek Kürt aşiretlerini Rusya’nın yanına çekmek için çalışmalara başlamıştır. Bu çalışmalar sonunda 1820’lerde Rusların kuzey İran’ı işgalinde ve 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı’nda bazı Kürt aşiretleri ilk olarak Rusya’nın yanında yer almıştır.

Rusya, I. Dünya Savaşı öncesinde Diyarbakır, Harput ve Musul’da açtığı konsolosluklar aracılığıyla bölgedeki Kürtler ve Ermeniler üzerinde etkili olmaya çalışmıştır. Bu çalışmalar da kısmen sonuç vermiştir. Örneğin, 1914’te Bitlis’te gerçekleşen Molla Selim Ayaklanması Rusya’nın bölgedeki çalışmalarının bir ürünüdür. I. Dünya Savaşı öncesindeki bu ayaklanmada Rusya’nın parmağı vardır. Ancak Kürt aşiretlerinden beklenen desteği görmeyince ayaklanma bastırılmış, Molla Selim de Bitlis Konsolosluğu’na sığınmıştır.

I.Dünya Savaşı’nda Ermeniler açıkça Rusya’nın yanında yer almış ve Ermenilerden kurulu gönüllü birlikler Rus ordusu ile Türklere karşı savaşmıştır. İşte o günlerde Rusya, Kürtlerden de aynı şekilde yararlanmanın yollarını aramıştır. Bu arayışlar sonunda Ruslar, Dersim’deki bazı Kürt aşiretlerinin desteğini almayı başarmıştır. Ancak Dersim bölgesi dışındaki Kürt aşiretleri daha önce Ermenilerin saldırısına uğradıklarından, Ermenileri düşman gördüklerinden ve bize bağlı olduklarından doğal olarak Ermenilerle birlik olup Rusya’ya yardım etmeyi kabul etmemişlerdir.

I. Dünya Savaşı’nda Rusya’nın yanında yer alan aşiretlerden biri de Bedirhan Aşiretidir. 1916’dan itibaren Tiflis üzerinden Rusya’yla iletişime geçen Bedirhanlar koşulsuz bir şekilde Rusya saflarına geçmiştir. Öyle ki aşiretin önde gelenlerinden Yusuf Kamil Bey, savaş boyunca Rus işgalindeki Erzurum ve Bitlis’te Rusya adına valilik yapmıştır. Bir başka Kürt aşiret reisi Seyit Taha ise Kuzey İran’daki faaliyetleriyle Rus desteğini sağlamaya çalışmıştır.

1917’de Bolşevik İhtilali’yle Çarlık Rusya’sı yıkılınca o zamana kadar Rusya’nın yanında Türklere karşı savaşan Ermeniler ve bir kısım Kürtler birbirine düşmüş, aralarında çatışmaya başlamıştır. Bu çatışmada Rusya’nın Ermenileri desteklemesi üzerine o bir kısım Kürtler çaresiz Osmanlı’ya sığınmıştır.

Bu arada tıpkı Fransızlar gibi Ruslar da Kürtleri “uluslaştırmak”, bir “Kürt kimliği” yaratmak için çok uğraşmıştır. 1800’lerin ikinci yarısından itibaren Kürdolojinin babası olarak bilinen Minorsky, Nikitin ve Jaba gibi Rus bilim insanları Kürt tarihi ve Kürt dili konusunda çalışmalar yapmıştır.

Rusya’nın Doğu bölgelerimizde görevlendirdiği konsoloslar bir taraftan Kürtlere tarihsel derinlik kazandırmak amacıyla sözde “bilimsel” çalışmalar yaparken (sözde, çünkü bu çalışmalar sonunda ortaya konulan Kürt tarihi tamamen kurgusal bir tarihtir), diğer taraftan Kürtleri kışkırtıcı ve aldatıcı faaliyetlerde bulunmuşlardır. Bu Rus konsolosları arasında Diyarbakır Konsolosu Yakimaniski, Tebriz Konsolosu Bonfiyd, Binbaşı Boros Malakof, General Babatov ve Erzurum Konsolosu Alexandre Jaba önde gelenlerdendir. Ruslar bu konsolosları aracılığıyla Kürt aşiretleri üzerinde gizli açık sürdürdükleri propaganda çalışmalarıyla 1828-1829, 1853-1856 ve 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşlarında Doğu’da Botan, Revanduz, Badinan ve Hakkari beylerinin Osmanlı’nın yanında savaşa girmelerini engellemişlerdir. Rus generallerinden Korganof, Erzurum’a taarruz etmeden önce Zeylani Aşireti Reisi ile Sepki Aşiret Reisi’ne oldukça yüklü paralar vermiştir.

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NDA SEYİT RIZA!

Seyit Rıza’nın I. Dünya Savaşı’nda yararlılık gösterdiğini, vatanı savunduğunu iddia eden Başbakan R.Tayyip Erdoğan yalnız değildir! Hüseyin Aygün de, “Dersim 1938 ve Zorunlu İskân” adlı kitabında Seyit Rıza’dan şöyle söz etmiştir: “Ruslara karşı savaşta ödül aldı! 1937’de vatana ihanet iddiasıyla adil olmayan bir şekilde yargılanıp idam edildi.”

Evet, ödül aldığı doğru olabilir! Ancak kahramanlıkları dolayısıyla aldığı yalan!

Ne ilginçtir ki, Başbakan Erdoğan ve Hüseyin Aygün’ün iddialarını Seyit Rıza’nın akıl hocalarından Kürtçü Nuri Dersimi, yıllar önce yazdığı anılarında çürütmüştür. Şöyle ki, Nuri Dersimi, “Kürdistan Tarihinde Dersim” adlı kitabında Enver Paşa’nın I. Dünya Savaşı başlarında Dersim aşiretlerini Ruslara karşı savaşmak için çağırdığını ancak aşiretlerin bu çağrıya olumlu cevap vermediklerini belirtmiştir. Ayrıca Koçgiri ve Dersim isyanlarının elebaşı Alişir’in I. Dünya Savaşı’nda Ruslara yardım ettiğini yazmıştır. Nuri Dersimi, I. Dünya Savaşı’nı Rusya’nın kazanacağını düşünen Dersim aşiretlerinin Osmanlı tarafında çarpışmak istemediklerini de eklemiştir. I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı’nın Ruslara yenilmesi ve Doğu illerinin, özellikle Erzurum’un düşmesi, bazı Dersim aşiretlerini harekete geçirmiştir. Nuri Dersimi’nin ifadeleriyle: “Erzurum’un düşmesi Rus saldırılarının devamı, Osmanlı ordularının geri çekilmesi ve Cemalettin Efendi’nin geri dönmesi (Kürtleri Osmanlı’nın yanında savaşmaya ikna etmek için gönderilmiş din adamı), Dersim ve özellikle Doğu Dersim aşiretleri arasında bir telaş ve kaynaşmaya neden olmuştu. Doğu Dersim’in Demenan, Haydaran, Kureyşan, Karsan, AlanŞeyhan, Suran, Yusufhan ve Pilvenk aşiretleri 30 Mart 1916’da on bin kişilik silahlı kuvvetlerle kısmen Mazgirt, Nazımiye ve kısmen de Hozat, Pertek merkezleri üzerine hareketle bu ilçeleri tamamen istila ederek Osmanlı memurlarını ortadan kaldırmışlardır. Elaziz vilayetine doğru yürüyerek Kürdistan davasını emrivaki şeklinde halletmeye çalışmışlar ve bütün o yöreyi hâkimiyetleri altına almışlardı.”

Yine Nuri Dersimi’nin anlattığına göre Rusların Erzincan’ı işgal etmesi üzerine bazı Dersim aşiretleri yine Osmanlı ordusuna saldırmıştır. Erzincan düştükten sonra Alişir, Dersim’e gelip Ruslarla bir anlaşma yapmıştır. Bu anlaşma ile Kürdistan’ın bağımsızlığını sağladığını iddia etmiştir! Bu sırada bazı Dersim aşiretleri de Osmanlı’ya karşı Ermenilerle anlaşmıştır.(Ancak daha önce de ifade edildiği gibi) 1917 yılında Rusya’da meydana gelen Bolşevik İhtilali sonrasında Ruslar Doğu Anadolu’da işgal ettikleri şehirleri Ermenilere bırakıp geri çekilmiştir. Ermenilerin, Türklerle birlikte Kürtlere de saldırmaları üzerine çok geçmeden Kürt-Ermeni ittifakı sona ermiştir. O Dersim aşiretleri de I. Dünya Savaşı’nın sonlarında Rusların boşalttığı bölgeleri Ermenilere bırakmamak için Osmanlı ordusuyla birlikte Ermenilere karşı savaşmaya başlamıştır.

Bölücü Kürtçü hareketin en ateşli isimlerinden biri olan Nuri Dersimi’nin yazdıkları güvenilmezdir. Bu nedenle onun anlattıklarını başka kaynaklarla doğrulamadan kullanmak yanıltıcı sonuçlar verebilir. Bu nedenle başka kaynaklara da göz atalım.

O zaman biz de Hüseyin Aygün’ün, Odatv’ye yazdığı “Dersim’de Said İsmini Bulamazsınız” adlı yazısında tezini kanıtlamak için sıkça göndermeler yaptığı Karabekir’in Dersim aşiretleri hakkında yazdıklarına bakalım: Karabekir raporlarında I. Dünya Savaşı’nda Ruslara yardım eden bazı Dersim aşiretlerinden çok ağır ifadelerle söz etmiştir:  

İşte birkaç örnek:

“…koşarak Rusları memleketlerine davetle bunlara kılavuzluk etmek ve kıtalarımıza baskın yapmak suretiyle düşmana iltihak etmişlerdir.”, “…Mesela Dersim aşiretleri (Ruslarla yapılan) savaş sonlarına doğru Pülümür cihetindeki Rus kıtalarına karşı hakkıyla savunmada bulunmuş; bunlara hayli zarar ziyan vermişlerse de Erzurum'un (Rusların eline) düşmesinin ardından, Batı Dersim aşiretleri (…) lanetli işler yapmaya başlamışlar: Nazimiye, Mazgirt, Çarsancak'taki memurlarla Türkleri mıntıkalarından uzaklaştırarak, malları ve eşyalarını tastamam gasp etmişlerdir …”

1933-1934’te hazırlanmış olan Jandarma Genel Komutanlığı’nın “Dersim” adlı raporu da I. Dünya Savaşı sırasında Bazı Dersim aşiretlerinin Rusların yanında Osmanlı’ya karşı savaştığını doğrulamaktadır. Raporda çok ayrıntılı bir şekilde Osmanlı ordularının bir taraftan Ruslarla savaşırken diğer taraftan bazı Dersim aşiretleriyle savaşmak zorunda kaldıkları anlatılmıştır.

Fevzi Çakmak, 1935’te verdiği “Birinci Dünya Savaşı’nda Doğu Cephesi” adlı konferansında bazı Dersim aşiretlerinin Rusya’yı desteklediğini şöyle ifade etmiştir:

 “1916 yılında Ruslar Mamahatun’a ilerledikleri sırada Ermenileri ve firari Mustafa’yı Tunceli’ye göndererek Balabanlı, Kureyşanlı, Koçuşağı aşiretlerine silah verip Türklerle mücadele için kışkırtmışlardı. Doğu Tunceli’de Nazımiye, Kürtler tarafından ele geçirilmiş, Hozat kuşatılmış, Mazgirt, Pertek ve Çarsancak yağmalanmıştı...”

Yazısında Kazım Karabekir’e atıfta bulunan Hüseyin Aygün nedense, şimdi sizlerle paylaşacağım şu belgeyi de görmemiş! I. Dünya Savaşı’nda Doğu Cephesi’nde komutanlık yapan Kazım Karabekir 1918’de yazdığı bir raporda Seyit Rıza’dan şöyle söz etmiştir:

 “Yukarı Abbas Uşağı Aşireti Reisi Seyit Rıza!

Bu adam Ruslara dehalet etmiş; Rusların büyüklüğüne kanat getirmiş ve Osmanlı Hükümeti karşıtı bir hınzırdır. Ermeniler ile muhaberesi (haberleşmesi), eşkıyalığı, edepsizliği ve nihayet sahtekârlığı olmakla beraber; Hozat’ı müdafaa ve hükümet lehine hareket etmek gibi hizmetleri de vardır…”

 Karabekir’in ifadeleriyle Seyit Rıza, “Ruslara delalet etmiş, Osmanlı Hükümeti karşıtı bir hınzır” dır. Yoruma gerek yok sanırım!

 Erzurum ve Erzincan işgal edilirken Ruslarla işbirliği yapan Seyit Rıza, Ruslar çekilip bölge Osmanlı hâkimiyetine girmeye başlayınca kurnazca ve kıvrak bir manevrayla Osmanlı tarafına geçmiştir. Nitekim Fevzi Çakmak da -yukarıdaki konferansında- I. Dünya Savaşı’nın sonundaki Bolşevik İhtilali’nden sonra Dersim aşiretlerinin yavaş yavaş Ruslardan ayrılıp Türklere yaklaşmaya başladıklarını şöyle doğrulamıştır: “Rus Ordusunun İhtilali üzerine Ruslardan ümidi tamamen kesen Kürtler Türklere yanaştılar ve daha itaatkâr oldular.” I. Dünya Savaşı’nda neredeyse bütün cephelerde yenilen, çok ağır kayıplar veren Osmanlı Devleti de “daha önceki ihanetleri” unutarak Seyit Rıza ve Dersim aşiretlerini kendi yanına çekmek için elinden gelen her şeyi yapmıştır. Bir zamanlar kendisine karşı ayaklanan, Rusya’nın yanına geçen aşiretleri bile zaman zaman ödüllendirmiştir. Örneğin Enver Paşa iktidarı, o kritik süreçte Dersim aşiretlerini iyice devlete bağlamak için Seyit Rıza’ya bir madalya bile vermiş olabilir. (Hüseyin Aygün’ün söz ettiği madalya bu olmalı!)

İşin ilginç yanı, 1937’deki I. Dersim İsyanı sonrasında yakalanıp idam edilen Seyit Rıza, I. Dünya Savaşı öncesinde, Osmanlı döneminde de “idama” mahkûm edilmiştir.

Şeyh Sait İsyanı’ndan sonra Şeyh Sait, Seyit Abdülkadir ve isyancı arkadaşları İstiklal Mahkemesi’nde yargılanırken isyancılardan Kör Sadi’nin mahkeme heyetine söylediği şu sözler her şeyin itirafı gibidir:

 “Son sözüm şudur: (…) Hepimiz idam cezasına müstahakız. Çünkü bu vatana ihanet ettik. (…) Söyleyeceklerim bu kadardır.”

SAPLA SAMANI KARIŞTIRMAYALIM!

Hüseyin Aygün, Odatv’ye yazdığı “Dersim’de Said İsmini Bulamazsınız” başlıklı yazısında Şeyh Sait’in ve Seyit Rıza’nın isyanları dolayısıyla suçlanmasını bütün Kürtlerin, bütün Dersimlilerin (o zamanki adıyla)  suçlanması gibi yorumluyor. Bu yaklaşım son derece yanlış, yanlı ve tehlikeli bir yaklaşımdır. Çünkü bizler, yani Şeyh Sait’i ve Seyit Rıza’yı yapıp ettikleri nedeniyle eleştiren tarihçiler, en azından kendi adıma ben, hiçbir zaman böyle bir toptancılık yapmadım ve yapmam. Tam tersine Türk tarihi derken -tıpkı Mustafa Kemal ATATÜRK gibi- kaderleri, tarihleri Türk’ün tarihiyle ortak bütün unsurları kastederim. Ancak bunu yaparken gerçeklerin de üstünü örtmem, tarihi çarpıtmam. Nasıl ki Çerkez Ethem’i, Vahdettin’i, Damat Ferit’i, Ali Kemal’i, Mustafa Sabri’yi etnik kökenleri nedeniyle değil yapıp ettikleri (düşmanla işbirliği vs.) nedeniyle eleştiriyorsam, Şeyh Said’i, Seyit Rıza’yı da etnik kökenleri nedeniyle değil yayıp ettikleriyle eleştiriyorum. Doğrusu budur. Öteki türlüsü faşistliktir. Ayrıca, Vahdettinler, Damat Feritler, Ali Kemaller nasıl ki tüm Türkleri temsil etmiyorsa; Şeyh Saitler, Seyit Rızalar da tüm Kürtleri temsil etmemektedir. Tarihte, örneğin Kurtuluş Savaşı’nda hain Türkler olduğu gibi hain Kürtler de vardır. İhanetin etnik kökeni olmaz Sayın Aygün! Ama bunun yanında bütün ihanet şebekelerine karşı Türkler, Kürtler ortak düşmana karşı savaşmış ve kazanmıştır. Demek istediğim şu ki, Atatürk’ün yanında yakındaki I. Meclis’in Dersim Mebusu Diyap Ağa’nın özverisini unutmayacağımız gibi Sadrazam Damat Ferit’in, İsyancı Şeyh Sait’in ihanetini de unutmayacağız.

İŞİN ÖZÜ ŞU:

Rus generallerin madalya taktıkları kişiler Seyit Rıza ve Şeyh Sait olsun ya da olmasın, her ikisinin de Osmanlı’nın son, Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde emperyalizmin dümen suyuna girip, devlete başkaldırdıkları gerçeği değişmez. Her ikisinin de I. Dünya Savaşı’nda Ruslara yakın olduğu, hatta Bolşevik İhtilali’ne kadar Osmanlı’ya karşı Ruslarla birlikte hareket ettikleri gerçeği değişmez. Yine her ikisinin de Kurtuluş Savaşı sırasında ve Cumhuriyet döneminde emperyalizmin işine yarayan ayrılıkçı isyanlarda başrolü oynadıkları gerçeği değişmez.

Bu tarihi gerçekler “kabak gibi” ortada dururken Ruslardan madalya almışlar, almamışlar ne yazar?

Sinan MEYDAN - 13 Eylül 2014 - Odatv

Kaynaklar :

- Sinan Meydan, Başbakan Erdoğan’ın Tarih Tezleri’ne EL-CEVAP, 6. Bas, İstanbul, 2014.

- Sinan Meydan, Cumhuriyet Tarihi Yalanları, 2. Kitap, 3. Bas., İstanbul, 2014.

- Rıza Zelyut, Dersim İsyanları ve Seyit Rıza Gerçeği, 7. Bas., Ankara, 2010

- Baytar Nuri Dersimi, Kürdistan Tarihinde Dersim, İstanbul, 1994.

- Jandarma Umum Kumandanlığı’nın Dersim Raporu, 3.bas., İstanbul,2000

- Özgür Erdem, Dersim Yalanları ve Gerçekler, İstanbul, 2012.

- Orhan Türkdoğan, “Kürt Kimliği ve Günümüz Siyasi Gelişmeleri”, Türk Dünyası Tarih Dergisi, Mayıs 1995.

- Kazım Karabekir, I. Dünya Savaşı Anıları, İstanbul, 2011

- Faik Bulut, Dersim Raporları, İstanbul, 2005

*** *** ***

İlgili Yazı :

İşte "Şeyh Said'e takıldı" denilen o madalyanın görüntüsü!

Odatv'den Ömer Ödemiş'in Rus Devlet Arşivleri'nden gündeme getirdiği görüntüler tartışılmaya devam ediyor. Gündüz saatlerinde fotoğraf karesi olarak yayınladığımız görüntülerin video görüntülerini de yayınlıyoruz. Görüntülerde "Dersim’de işbirliği yapan yerel Kürt lider Said’e Rus Ordusu Kafkas cephesi komutanı Grandük Nikolay Nikolayevich tarafından madalya verilişi... Tören görüntüleri" ifadelerinin ardından General Nikolayeviç'in madalya taktığı bir kişi ve yanında duran bir kaşka kişi görülüyor.

İşte o anın video görüntüsü:

Söz konusu görüntüler ilk kez yayınlanırken daha önce Meclis'te gündeme gelmişti. 20 Kasım 2013 tarihinde MHP Milletvekili Yusuf Halaçoğlu "Rus ordusunun karşısında Şeyh Sait ve Seyit Rıza'nın birlikte madalya takındığının geçmesini istiyorum" ifadelerini kullanmış, halaçoğlu'nun sözleri tartışma yaratmıştı. Halaçoğlu'na cevap veren CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün Halaçoğlu'nun iddiasının yanlış olduğunu kaydetmişti. Halaçoğlu bununla ilgili herhangi bir yanılgısının söz konusu olmadığını belirterek, bu konuda Rusların çektiği video kamera görüntülerini izlediğini söylemişti. Halaçoğlu, "Seyit Rıza'ya Rus ordusu törenle madalya takıyor. Madalya törenini izledim, bunu söylüyorum. Ben size getireceğim göstereceğim" dedi. Halaçoğlu'nun bu ifadesine karşılık Baluken, "Bize karşı iyi savaşsın diye mi madalya verilmiş?" sorusuna Halaçoğlu, "Hayır, onun için herhalde madalya vermezler. Kendilerinin yanlarında yer aldıkları için genelde övünç madalyası verilir biliyorsunuz" karşılığını verdi.

Meclis'te Halaçoğlu söz konusu görüntülerde "Kürt Said" olarak sözü edilen ve madalya takılan kişinin Şeyh Said, solundaki kişinin ise Seyid Rıza olduğunu ifade etmişti.  Aynı gün BDP Hakkari Milletvekili Adil Zozani'nin "Ant olsun ki onun (Şeyh Sait) heykelini Diyarbakır'da bir meydana dikeceğiz, bu bizim boynumuzun borcudur" ifadesi nedeniyle tartışma çıkarmıştı.

Odatv - 12 Eylül 2014

*** *** ***

Y   o   r   u   m   l   a   r    :

Misafir - Raskolnikov - 2014-09-13 07:58:56

O görüntülerdeki iki lokal tipin Kürt olduğu açık, birisi, ekrana göre en soldaki Alevi dedesi. Şimdi neyi tartışıyoruz? Ne Seyit Rıza ne de Şeyh sait, ne de benzerleri Kürt "ulusal" kahramanı olabilir. Bu adamlar feodaldi, feodal düzenlerinin çıkarlarını korumaya çalışıyorlardı. Bu adamların "ulusal" bilinci yoktu. tersine, ulusal olan her şey tarafından tehdit edildiklerini gördükleri için ayaklanmışlardı. Elbette dini kullanıyorlardı. Mesela aynısı, başka Alevi veya Sünni feodal ayaklanmalarda da görüyoruz. Bugün de bölgemize bakınca görüyoruz. Mesela IŞİD olgusunda dahi. Bu adamlar dini kullanırlar. Ayaklanma kararlarını, camilerde, tekkelerde, ziyaret yerlerinde alırlar. Ancak tamamen kendi çıkarlarını takip ederler. Bu adamların çoğu, mesela, Ermeni kırımına dahil olmuşlardır. mesela Koçgiri ayaklanmasının hemen bütün feodal unsuru Ermeni kıyımına entegre olmuşlardır. Bu adamlardan "ilerici" figür üretmek, tarihi tersten okumak demektir. Haydi öbür burjuva, feodal kafalı adamlar neyse de, bunu Marksistler yapıyorsa, vahim bir yanlışa düşürüyorlar. Kabul edilmesi mümkün değildir.

Misafir - OMURGALI OLMAK - 2014-09-12 19:24:25

ne var bunda ? dünkü sait gibi satlmışlar bu günkü apo, barzani gibilerinin ardıllarıdır ! gelenek devam ediyor yani ! bu iki haine sahip çıkanlar az kalsın bunları solcu lider ilan edecekti ! şeyhe şıha sahip çıkan sözde sol soytarılarla aynı havayı solumak ne iğrenç !

Misafir - ender demirbilek - 2014-09-12 19:11:36

Bu Topraklar Kahraman yetiştirdiği kadar Hain'de yetiştirmişdir. Ama şu unutulmamalıdır ki kahramanlar her zaman daha yüreklidirler. O yüzden de kazanan bizler olduk. Hainler hak ettikleri yerdeler.

Misafir - cumhur - 2014-09-12 18:39:11

Bu haberin içeriği tam açıklayıcı oldu.Kişilerin Seyid Rıza ve Şeyh Said olduğunu öğrendik.Yalnız tören madalya takma töreni mi?Hayır diyenler Şeyh Said in göhsündeki madalyanın nerden alındığını açıklamalı o halde. Seyit Rıza nın da Ruslara karşı savaşması da koca bir yalan propagandasıymış demek ki...

Kuvva - 2014-09-12 19:42:33

Kürt klasiği.Dün Rusa bugün Amerikalıya.Ama sıra ekmeğe geldi mi bıçağı Türk'ün sırtına sapla ki onun kanıyla kazandığını eline geçiresin.Sonra kardeş muhabbeti.

Yazarlar