noyan_umruk_aydinlik225

‘Ulus devlet trenden nasıl atılır?’

Proje yeni değil, aksine bir hayli eski...

Lenin’in antiemperyalizmin, bağımsızlığın ön koşulu olarak vurguladığı “Ulusların kendi kaderini tayin kakkı”nı Wilson, 1919 yılında “Halkların kendi kaderini tayin hakkı”na dönüştürüverince mikro milliyetçiliğin temeli atılmış oldu.

Rockefeller bir konuşmasında “I. Dünya Savaşı’nda 50, II. Dünya Savaşı’nda 100, bu gün 194 olan devlet sayısı yakın gelecekte 1000, sonra 5000 ülkeye çıkacak...” diyordu.

Böylece devletler, ulusal kimlik ve dirençlerini yitirerek aşiret ya da kent devletçiklerine dönüşüp, “muti” derebeyleri aracılığı ile küresel merkezce rahatça yönlendirilebilecek, dünya da “dikensiz gül bahçesine” dönüşecekti...

1957’de Eisenhower Doktrini olarak anılan “Ortadoğu’da Barış ve İstikrarı Koruma Planı” ile günümüzde K.Afrika’yı da kapsayan “ Genişletilmiş Ortadoğu Projesi”nin ve Bush tarafından 1990’da açıklanan “Yeni Dünya Düzeni”nin de gerçek amacı da bu.

Maceraya sürüklenen Türkiye...

Öncelikle, Türkiye’nin imza koyduğu bazı uluslararası sözleşmeleri anımsamakta yarar var.

*Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı... 1985’de imzaya açılan şartı, Türkiye bazı çekinceler koyarak 1988’de imzaladı. Ancak, bu çekincelerin İmralı görüşmeleri çerçevesinde kaldırılacağı söyleniyor. Şart, “yerel makamların, yasal sınırlar çerçevesinde, kamu işlerinin önemli bir bölümünü kendi sorumlulukları altında ve yerel nüfusun çıkarları doğrultusunda düzenleme ve yönetme hakkını” güvence altına alıyor.

*1990’ların başında Maastricht Anlaşması’yla “yerellik ilkesi” AB’nin temel ilkelerinden biri olarak yeni üye olacak ülkeler için ön koşul haline getiriliyor.

*1999 Helsinki zirvesi ile Türkiye’ye “üye adayı” unvanı verilirken, azınlık haklarına saygı önemle vurgulanıyor.

*4 Haziran 2003... İnsan haklarına ilişkin iki BM sözleşmesi TBMM’nden yangından mal kaçırır gibi geçiriliyor. Türkiye’nin 34 yıldır çekince koyduğu “İkiz Sözleşmeleri” imzalaması, bazı çevrelerce Türkiye’nin, AB yolunda “önemli bir dönemeci geçtiği” şeklinde yorumlanıyor.

Bu sözleşmeler “Tüm halklar self-determinasyon hakkına sahiptir; siyasal statülerini, ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmelerini serbestçe belirleyebilirler. Devletler, halkların bu hakkının gerçekleşmesi için destek sağlamalıdır.” diyerek, “hükümeti olmayan ya da vesayet(!) altında gördüğü halklara geleceğini belirleme hakkını” tanıyor. Buna göre Türkiye’de “halk” olduğunu ileri süren herhangi bir topluluğun, Türkiye Cumhuriyeti’nden ayrılma hakkı kabul ediliyor, ayrılmak istemeyenlere ise, kendi statülerini özgürce belirleme hakkı sağlanmış oluyor.

Adım adım teoriden pratiğe....


“Kent Konseyleri, Kalkınma Ajansları, Büyükşehir Yasaları”nın ön hazırlıkları, BM Kalkınma Programı (UNDP) tarafından yapılıyor; çalışmaların finansmanı da tamamen AB ve BM’ce sağlanıyor. Ancak 5 milyon avroyu bulan”hibeler” ile yetinilmiyor. Yerli, yabancı uzmanlar bu çalışmalarda görev alıyor. Peki, ama neden? Kendileri merkezileşirken, çevre ülkelerde devletsizleştirmeyi niçin zorluyorlar? Neden bu amaçla milyonlarca avro’yu gözden çıkarıyorlar?

Çünkü küresel sermayenin, ulus-devletlerin sınırlarından, parlamentolarından, ordularından, bürokrasilerinden ciddi şikayeti var, bu şikayet giderilmeli...

*2006 yılının ilk günlerinde “Kalkınma Ajanslarının Kuruluşu, Koordinasyonu, hakkındaki yasa” kabul ediliveriyor.

*Ekim 2006’da ise Belediye Kanununun 76.maddesine dayanılarak hazırlanan “Kent Konseyi Yönetmeliği” yürürlüğe giriveriyor.

*Ve 2012’nin son günlerinde yürürlüğe giren “Büyükşehir Belediyesi Kurulması Ve Sınırlarının Belirlenmesi” hakkındaki yasa...

*Ve de yeni yılın hemen başında yoğun bir trafik... Bir(E)Gnkur. Bşk. daha adli kontrol altına alınırken, “itibar” kazandırılarak hızlandırılan İmralı görüşmeleri ve Anayasa değişikliği süreci...

Sonuç...

“Herkese Demokrasi”, köyden, beldeden, belediyelerden özetle yerelden merkeze doğru, yurttaşların katılımı, deneyimi ve denetimiyle gelişebilecek katılımcı demokrasi başka şey; ülkeyi paramparça ederek, ülke nüfusunun üçte ikisini zamane derebeylikleri, kent devletçiklerinin tebaası haline getirerek küresel merkezin insafına terk etmek başka... Ateşle oynamak buna denmezse neye denir?

Noyan UMRUK - 06 Ocak 2013 - Aydınlık

Yazarlar

Rain

8°C

Istanbul