direnis225

70'inci yaşıma ve aydınlığa yürüyüşe merhaba...

Sevgili ve değerli okurlarım hiç düşündünüz mü “MERHABA” ne anlama geliyor diye?

Çok ilginç, bir o kadar da hoş ve sıcak bir anlamı ve de tarihsel bir değeri var,  bu güzel sözcüğün.

'Merhaba' aslında farsça kökenli bir sözcük, ''benden size zarar gelmez, sizin yanınızdayım'' anlamına geliyor.

Türk Ordusu ile dolayısı ile milletimizle “MERHABA” sözcüğünü tanıştıran Mustafa Kemal’dir…

Bilindiği üzere Osmanlı ordusunda içtimalarda komutanlar askeri ''Selamünaleyküm asker'' diye selamlar, asker de ''esselamün aleyküm'' diye cevap verirdi.

Mustafa Kemal  üsteğmen, Selanik'te. Alay komutanı rahatsızlanıyor. Alay komutan vekilliğini geçici olarak Mustafa Kemal üstleniyor; ilk sabah içtima’ında atının üstünde alayın önüne geliyor ve birden aklına “selamün aleyküm” yerine '' MERHABA ASKER '' demek geliyor. Asker önce ne cevap vereceğini bilemiyor; bir an alay efradında duraksama yaşanıyor. Atatürk ikinci kez ve daha gür bir şekilde “MERHABA ASKER”i yineliyor. Asker de o an kendiliğinden ''Sağol '' yanıtını veriyor. Ve bu selamlaşma yöntemi gelenekselleşiyor…

Yıllar sonra Atatürk can dostu Nuri CONKER ile Florya’da sohbet ederken ''Nuri biliyor musun?” diyor. “MERHABA ASKER”i  orduya ben soktum''… Gülüşüyorlar…(Nakleden: Prof. Dr. Duran Canatan )

direnis

Bir “MERHABA” da Afyondan…(1)

Gazi Kurtuluş Savaşının başlangıcında, 1920 Temmuzunda zabitan ve komuta heyetine toplu olarak ilk kez “MERHABA” diyor:          

“Arkadaşlar! İngilizler ve yardımcıları milletimizin bağımsızlığını imhaya karar vermişlerdir… Kuvveti olmayan, dolayısıyla mücadele edemeyen bir millet, mahkûm ve esir vaziyettedir. Böyle bir milletin bağımsızlığı gasp olunur.

…İnsanca yaşamak için bağımsızlık lâzımdır. Bağımsızlık sahibi olmak için kuvvet sahibi olmak...

İngilizler, milletimizi bağımsızlıktan mahrum etmek için, pek tabii olarak evvela onu ordudan mahrum etmek çarelerine giriştiler. Mütareke şartlarının tatbikatı ile silahlarımızı, cephanelerimizi, bütün müdafaa vasıtalarımızı elimizden almaya çalıştılar. Sonra kumandanlarımıza ve subaylarımıza tecavüz ve taarruza başladılar. Askerlik izzetinefsini yok etmeye gayret ettiler. Ordumuzu tamamen lağvederek, milleti, bağımsızlığını muhafaza için muhtaç olduğu dayanak noktasından mahrum etmeye teşebbüs ettiler. Bir taraftan da müdafaasız, ordusuz bıraktıklarını zannettikleri milletin de izzetinefsine, her türlü haklarına ve mukaddesatına taarruzla milleti alçaklığa, boyun eğmeye alıştırmak planını takip ettiler ve ediyorlar…

... Orduyu imha etmek için, mutlaka subayları mahvetmek, aşağılamak lazımdır. Buna da teşebbüs ettiler. Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta engeller ve müşkülat kalmaz… Dolayısıyla kuvvetin, ordunun vücudu için lazım olduğunu söylediğim kaynak ki milletin vicdanı imanıdır…

Ordu ise, arkadaşlar, ancak subaylar heyeti sayesinde vücut bulur. Malum bir askeri hakikat, felsefi hakikattir; "ordunun ruhu subaylardır."…Millet, bağımsızlığının muhafazasından ibaret olan hayati gayesinin teminini ordudan, ordunun ruhunu teşkil eden subaylardan bekler. İşte subayların yüce olan vazifesi budur!

Allah göstermesin milletin bağımsızlığı ihlal edilirse bunun vebali subaylara ait olacaktır. Subaylar, izah ettiğim yüce, mukaddes ve bütün açılardan üzerlerine düşen vazife itibariyle, bütün mevcudiyetleriyle ve bütün dikkat ve ferasetleriyle, giriştiğimiz Bağımsızlık mücadelesinde birinci derecede faal ve fedakâr olmak mecburiyetindedirler. Şahsi ve özel hayatları itibariyle de subaylar, fedakârlar sınıfının en önünde bulunmak mecburiyetindedirler…

Dolayısıyla subay için "ya istiklâl. ya ölüm" vardır. Fakat arkadaşlar ölmeyeceğiz… Ve milletimizi daima bağımsız görmekle bahtiyar olacağız!”

Yüce önder 80 yıl aradan sonra Anıt Kabirden aydınlık, hak, hukuk, adalet yürüyüşüne, milyonlara yine sesleniyor: “MERHABA MİLLET!”

Düşünüyorum;  61 Anayasasının yarattığı özgürlük ortamında serpilen 68 kuşağı olarak neler gördük, geçirdik…

*Bol gelen gömleği daraltmayı amaçlayan 71 muhtırası…

*Kardeş kavgasına solun ve özgürlüklerin üzerinden silindir gibi geçerek son vermeyi amaçlayan "bizim oğlanların" 80 darbesi…

*Sonuçları itibarı ile İşbirlikçi İslamcı akımın gelişmesine yol açan 28 Şubat müdahalesi…

*Yargıyı FETÖ’ye teslim eden 2010 Anayasa ve Hukuk darbesi, Silivri davaları…

*Önümüzdeki yıllarda, aktörleri ve süreci çok tartışılacak olan 15 ve 20 Temmuz darbeleri…

İşte böyle bizim kuşağın bütün direncine rağmen yaşadığı yargı, ordu ve ülkenin bağımsızlığını çökertmek üzerine inşa edilen karşı devrimin köşe taşları…

Nihayet, karşı devrime “Hak, Hukuk, Adalet” temelinde “Yeter artık” diyen bütün bu deneyimlerden süzülerek gelişen uzun tarihi yürüyüş…

Ne diyelim, 70nci yaşımın en değerli armağanı olan bu eşsiz tarihi yürüyüşe, Maltepe’de kıvançla buluşacak olan milyonlarca dosta kuşağımın bir türlü tükenmeyen umudu ile benden de koskoca bir MERHABAA…  

(1)Anadolu'da Yenigün gazetesi, 10 Ağustos 1920. •Atatürk'ün Bütün Eserleri, c.9, Kaynak Yayınları, İstanbul. Ekim 2002, s. 112-113

Noyan UMRUK - 08 Temmuz 2017 - ABC

Yazarlar

Sunny

32°C

Istanbul