nihat genc

80 yıldır süren CHP düşmanlığının altında Menderes’in o sözleri var!

Geçen cumartesi Ulusal Kanal'da şeker fabrikalarının kapatılması üzerine toprak reformu yasasından bahsettim, şaşırtıcı şekilde ilgi gördü.

Birinci sebebi genç nesil toprak reformu yasasından ve tartışmalarından habersiz, ikincisi, yıl 2018, Toprak Reformu'nu hazırlayan 'sol kemalist' kadrolar tarih önünde haklı çıktı.

Birkaç satır Toprak Reformu yasasını ve başına gelenleri özetlemek lazım.

ADNAN MENDERES HÜKÜMETİNE 280 MİLYON LİRA VE 200 TON ALTIN BIRAKILDI AMA…

Atatürk'ün ölümünden sonra İsmet İnönü milli şef yapıldı, İnönü'nün milli şef iktidarı 12 yıl kadar sürdü, başbakanlıklara önce kısa süre Celal Beyar, sonra Refik Saydam, Şükrü Saraçoğlu, Recep Peker, Hasan Saka ve Şemsettin Günaltay getirildi.

Dönemin en önemli olayları şunlardır, II. Dünya Savaşı'na girip girmeme meselesi, Köy Enstitüleri, Varlık Vergisi, Toprak Reformu, Ekmeğin Karneye Bağlanması, en temel ihtiyaçların karaborsaya düşmesi, ve Sabahattin Ali, Nihat Atsız kavgası ve mahkemesi, Tan Gazetesi'nin basılması, sansür, ve ezanın Türkçe okutulması ve tartışmaları.

Milli Şef dönemi Türk siyasi tarihinde en çok eleştirilen dönemdir, hatta milli şef dönemini kıyasıya eleştirmeyene 'sol' dahi 'aydın' dahi denemeyen uzun bir geçmişimiz oldu. Sol liberaller mesela Cumhuriyet'in en büyük devrimi Toprak Reformuna 'popülist bir program' dediler, şunu dahi yazdılar 'güneydoğu'daki etnik kimliği bozmak için..'.

Milli şef dönemi Türkiyesi'nin kırk bin köyü vardır, nüfusun yüzde sekseni köyde yaşamaktadır, bir milyon askere bakmaktadır, askeriyedeki atları dahi besleyecek arpa yulaf bulmak büyük sorundur, en temel ihtiyaçlar bez, gaz, şeker, buğday kıtlığı had safhadadır, askeriyenin elinde II. Dünya Savaşı felaketine karşı koyacak havada karada denizde ağır silahlar hiç yoktur.

Yargıtay, Danıştay, Sayıştay başkanlarının altına 'araba' verilmesi teklif olunur, mecliste, Osmanlı saltanatını yıktık ama otomobil saltanatını yıkamadık, diye konuşmalar yapılır araba tahsis edilmez.

Kıtlığın ülkeyi açlıktan yıktığı günlerde dahi Toprak Reformu'nun kamulaştırılması düşünülerek bütçede para biriktirilir, Adnan Menderes hükümetine 280 milyon lira ve 200 ton altın bırakılır. Menderes iktidarının ilk dönemi 1950-54 bu parayla sefasını yaşar, 1954'de para biter. Kamuoyundaki infiali perdelemek için Atatürk'ün evi yakıldı diye yalan haber yapılır ve tarihimizin en utanç verici sahneleri Beyoğlu baskınlarında yaşanır, ve sonra, suçlu diye solcu aydınları içeri tıkarlar.

TOPRAK REFORMU YASASINI BİLMEYENLER 80 YILLIK SİYASİ FİKİR TARTIŞMASINI ANLAYAMAZ!

Milli Şef Dönemindeki bütün bu siyasi hadiseler geçen seksen senede enine boyuna tartışılmış bu dönem üzerine on binlerce kitap yazılmıştır. Turancı ve komünist cereyanlar ve aydınlar ve bitmeyen ezan tartışmaları bu dönemde kapışmaya başlamış, ve sonraki siyasi tartışmalara yön ve şekil vermiştir.

Demokrat Parti'nin ortaya çıkış sürecine de iki satır değinelim, tek parti döneminde Terakkiperver ve Serbest fırka denemeleri iktidarın gözünü korkuttu, ancak, çok partili yapıya geçmek Tek Parti'nin içinde ukde olarak kaldı. Milli Şef döneminin ilk yıllarında İsmet İnönü ileriye hazırlık olsun diye CHP parti içinde partiyi eleştirsin diye 'müstakil' bir grup kurulmasını ister. Bu müstakil grup 'oyuncak' gibi işlevsiz kalır.

Tam da bu sırada siyasi tartışmaları hararetlendiren bir büyük olay yaşanır, meclisten dört muhalif vekil, Celal Bayar, Menderes, Koraltay, Köprülü anayasal özgürlüklerin genişlemesi ve uygulanması için bir önerge verir, dörtlü takrir. İşte Demokrat Parti'yi tarih sahnesine çıkartan bu dörtlü önerge çok partili dönemi açan büyük bir siyasi olay olarak tarihe geçer.

Bu dönemde mecliste Köy Enstitüleri, yasaklar, karaborsa, yolsuzluklar, yabancı cereyanlar, vb. üzerine çok sert tartışmalar geçse de asıl büyük kavga TOPRAK REFORMU YASASI çıkartılırken yaşanır.

Hatta Türkiye'de seksen yıl saltanatını kesintisiz sürdürecek sağcı muhafazakar siyasal partiler TOPRAK REFORMU yasası çıkartılırken ortaya çıkar.

Bu yüzden Toprak Reformu Yasasını bilmeyen bir insan ülkemizde son seksen sene cereyan eden siyasi fikirlerin (sağcılık, solculuk, ilericilik, Atatürkçülük, ırkçılık, milliyetçilik, turancılık, sosyal demokratlık, halkçılık, kemalizm, sosyalizm, komünizm, İslamcılık, muhafazakarlık, liberalizm, vb.) ve kavramların hiç birine 'hakim' olamaz, bu itibarla, bu kısa bilgilerle tatmin olmayıp Toprak Reformu'nu kitabından en azından aşağıdaki gibi meclis tutanaklarından okuyacaksınız.

TOPRAK REFORMUNA İLK BAŞTAN GELEN İTİRAZLAR...

14 Mayıs 1945'te Büyük Millet Meclisi'nde 'Çiftçiye Toprak Dağıtılması ve Çiftçi Ocakları Kurulması' adında bir kanun tasarısı görüşülmeye başlandı.

1940'lı yıllarda nüfusumuz 20 milyon kadardır, 780 bin kilometrekarenin sadece yüzde yirmisi kullanılmaktadır ve nüfusun yüzde sekseni köylerde yaşamaktadır ve köylerde yaşayanların yüzde sekseni de topraksızdır, ve 'ortakçılık' denilen sistem Osmanlı tımar sisteminden kalmadır.

Toprak reformu yasası tarihi bir dönüm yasasıdır toprak işletme sistemine yepyeni tasnifler getirip statükoyu düzeni bozar, köylerde kurulacak büyük işletme, orta işletme, küçük işletmelerle büyük toprak sahiplerini korkutmuş harekete geçirmiştir.

Toprak reformuna ilk baştan gelen itirazlar şunlardır, toprakları bölerek değersizleştiriyorsunuz, toprak sahibi olan köylülerin parası yoktur işletemezler, kimin toprağını alıp kime veriyorsunuz bu anayasaya aykırıdır, ve mecliste uzun bir mülkiyet tartışması başlatmıştır.

Mesela toprak ağası Eskişehir vekili Emin Sazak'ın şu cümleleri büyük paniği özetler: 'padişahı devirdik, halifeyi kovduk, şapka giydik, Latin harflerini kabullendik, tekkeyi kapattık, bazı gerekçelerle varlık vergisini bile kabul ettik, fakat BU YASAYI KABUL EDEMİYORUM. (.,.,) Bu gidiş varlık düşmanlığıdır, sanat ve ticaret alanında özel teşebbüs bırakmadık. Devam edilirse ben hükümete güvenemem...'

Toprak reformu yasasına daha yumuşak eleştiriler: köylüye parasız toprak vermeyelim, Ziraat Bankası'yla toprak edinme kredisi verelim, köylü borçlanıp toprak sahibi olsun.

ADNAN MENDERES TOPRAK REFORMUNA KARŞI NE DEDİ?

Toprak Reformu yasasının girişinde şunlar yazıyordu: 'Yeni bir ekonomik kuruluş eski arazi mülkiyeti rejiminin tasfiyesini zorunlu kılar'. 'Arazi mülkiyetinin sosyal etkileri ileride ekonomik etkilerinden daha büyük olacaktır..'

İstatistiklerle yüklü çok uzun yıllar ve çok iyi çalışılmış Toprak Reformu yasası özetle topraksız köylülere 50 dönüm ile 500 dönüm arasında toprak sahibi yapmayı hedefler.

50 ila 500 dönüm arazi verilen köylüler toprağı işletmek zorundadır yani kimseye satamaz devredemez hükmü de getirilir. Hem milli kamu arazileri dağıtılacaktır hem de on bin yirmi bin dönüm gibi çok büyük toprak sahiplerinin toprakları kamulaştırılıp dağıtılacaktır.

Toprak Reformunun yasasından bugün bu ülkedeki bütün siyasi hareketlerin ibret alması gereken cümleleri şunlardır:

'Arazinin işletilmesi rejiminin, sosyal etkileri de gözden ırak tutulamayacak kadar büyüktür. Arazinin sahiplerince işletilmesini ana prensip sayan bir işletme rejimi toprağına bağlı, köklü, kendi malına dayanan bağımsız bir çiftçi kalabalığı yaratır. Bu çiftçi kalabalığı her türlü sosyal sapkınlıklara karşı durur. Buna karşılık, ortakçılıkla (mülkü kendisinin olmayan başkasının arazisinde marabalık, rençberlik, kölelik) arazi işletmesine büyük ölçüde yer veren bir işletme rejimi ise, cemiyet içinde mülksüz, köksüz bir kalabalık doğurur. Sonra başkalarının arazilerini işleyen bu çiftçi kalabalığı, sosyal bakımdan mülk sahiplerine bağlı da olur. Hele ortakçılıkla arazi işletmesinden doğan ilişkiler hukuk temellerine dayandırılmayıp alışkanlıklara göreneklere dayalı olursa, daha acıklı sosyal sonuçlar verir. Elverişsiz işletme rejimlerinin meydana getirdikleri ekonomik ve sosyal bağlılıklar politik vasilikler bile doğurur. Bu çeşit bağlılıklar bölgesel nüfuzların, bölgesel egemenliklerin desteğini verir. Bu nedenle dengesi yerinde barışık bir toplum, uygun bir işletme rejimini şart koşar. Özetle, bir millet için geniş, çeşitli ve zengin arazi, üreme, büyüme ve gelişme olanağıdır. Bu olanağın gerçekleştirilmesinin koşulu ise, yararlı bir mülkiyet rejimi, mülkiyet yapısı ve işletme rejimidir. Ancak bunlarla, güçlü bir devlet, zengin bir millet ve barışık, uzlaşık rahat bir toplum gerçek olabilir.'

'Bilgi ve öngörü' dolu bu satırlara en ağır eleştiriler 30.000 dönüm toprağı olan Adnan Menderes'ten geldi, uzun bir konuşma yaptı. Memlekette dağlık taşlık arazinin ve kullanılmayan toprağın çok bol olduğunu, bu toprakların yeniden kazanılıp bu arazileri köylüye verelim, dedi.

Şu cümlelerde aynen onundur: 'Hiç bir zaman hatırdan çıkarmamak gerekir ki memleketimizde en adi bir ayakkabı pahasına bir dönüm toprak edinmek imkanları her zaman olagelmiştir. Ucuz ve kolay toprak elde edilebilen bir memlekette devletin izleyeceği elverişli bir politika ile yirmi yıl içinde çok şeyler yapmak ve hatta meseleyi (başka yollarla) halletmek mümkün olurdu..'

Ve eleştirisini şöyle tamamlıyor: 'Bunlar Nasyonal Sosyalist Rejimin İskan, Toprak Kanunu olan Erbhof Kanunu'ndan neredeyse aynen alınmış düşünce ve hükümlerdir.'

Fırtına burada kopar.

80 YILDIR CHP’YE YAPILAN ELEŞTİRİNİN ARDINDAN YATAN GERÇEK!

Adnan Menderes ve arkadaşlarının önce Nazi sonra Komünist rejim benzetmesi hükümeti çılgına çevirir, büyük kavganın seksen yıl aralıksız sürecek popülist sloganları böylelikle ortaya çıkar, Nazi CHP, Komünist CHP. 

Sonra Menderes, kamulaştırmanın vergi beyanı üzerinden yapılmasını eleştirir ve şu cümleleri kurar: 'bu, bazı hallerde bir dönüm toprağın cebinizdeki bir keten mendil pahasına kamulaştırılması demektir..'

Ankara vekili Hıfzı Oğuz Bekata, Menderes'e şöyle cevap verir: 'Bu tasarı ile mülkiyet rejiminde değişiklik yapılmadığını, mülkiyet yapısında, yani arazi dağıtımında değişiklik istendiğini, bir yanda çok büyük arazi sahipleri ve öte yanda hiç toprağı olmayan vatandaşlar bulunduğundan bu durumun düzenleneceğini, çünkü Türkiye'deki rejimin belli bir sınıf ve zümreye değil de bütün Türk halkına dayandığını, Türk milletinin sınıfsız ve imtiyazsız bir toplum olduğunu, vatanın acılarına eşit olarak katlanan vatandaşların geçim kolaylığı olanaklarından da eşitçe yararlanması gerektiğini...'

Nazi ve komünist benzetmesine karşılık Kütahya vekili Alaeddin Tiridoğlu şunları söyler:

'Türk devrimi ve Cumhuriyet Halk partisi, tarihi boyunca, hiç bir yabancı sistem ve ideolojiden yardım görerek önümüze kanun tasarısı getirmemiştir. Bu kanun ebedi şef Atatürk'ten başlayarak Milli Şef İnönü tarafından ve gelip geçmiş başbakanlarımızca Cumhuriyet Halk Partisi'nin büyük kurultaylarında, türlü vesilelerle 'Türk köylüsü efendimizdir, onu toprak sahibi yapacağız' denilerek açıkça millete söz verilmiştir. Bu tasarının görüşülmesinde iki zihniyetin çarpıştığı görülmektedir. Birisi toprak mülkiyetinde statükoyu korumak, diğeri de başkalarının topraklarında çalışanları o toprakların sahibi yapmak.'

Tarım Bakanı da Nazi komünist benzetmesine çok bozulur, şöyle cevap verir:

'Önümüze gelen tasarı sırtında gömleği zor bulunan ve bu benimdir diyecek temelli bir şeyi bulunmayan Türk köylüsünü toprak sahibi yapmak istiyor. Hiçbir yerden taklit edilmemiştir. İmparatorluk yıkıldıktan sonra bu memlekette yapılan devrimlerde taklit yoktur. Yapılan büyük işlerin hepsi milletin zorunlu ihtiyaçlarından doğmuştur. Biz başka ülkelerden bilgi alırız metot alırız ama ruh almayız. Yaptıklarımızın ruhu daima bizim ruhumuzdur. Türk olan bir yasaya 'Nazi tasarısı' demek anlaşılacak şey değildir. Bunu ayıp sayarım.'

Başbakan Şükrü Saraçoğlu Nazi komünist benzetmesine şöyle cevap verir:

'İki arkadaşımızdan birine göre bu kanunla yaptığımız iş Bolşevikliktir. Ötekisi de bu kanunu Nazi sistemine benzetti. Bunlar da gösteriyor ki yaptığımız kanunda yalnız Türk kokusu vardır...'

Tartışmalar çok uzundur ve yıllarca sürmüştür, detayları Google ortamında dahi onlarca kitap içinde bulunabilir, işte Türkiye'de gerçek çok partili hayat bu tartışmalarla başlamış oldu.

Toprak Reformu Kanunuyla kızıl kıyamet koptu, bu yasayla Türkiye'de siyaset değişti dengeler değişti ve henüz tam hazırlık yapmadan 1946 seçimlerine gidildi ve Demokrat Parti 61 vekil kazandı, ancak, reformun Anadolu'daki akisleri çok büyük oldu ve ağalar büyük toprak sahipleri muhalefetin arkasına geçti.

Öyle ki İsmet İnönü'nün gözü korktu ve 1947'de Tarım Bakanlığı'na 40.000 dönüm toprağı olan Mersinli bir toprak ağasını getirdi. Ve devamında Toprak Reformu Yasasının hükümete kamulaştırma yetkisini veren 17. maddesini kaldırdı, ve Toprak Reformu yasası meclisten yasalaşıp çıktığı halde 'uygulanamayıp' tarihin tozlu sayfalarında kaldı.

Toprak Reformu kanunun en kısa özeti budur.

Değerlendirmeye geçelim.

GERÇEK SOY KÜTÜĞÜNÜZÜ TAPU DAİRESİNDE ARAYIN!

Yukarıdaki meclis tutanaklarından en çok 'köksüz kitleler' cümlesine odaklanın.

Bugünlerde gençler soy kütüklerini nüfus idaresinde arıyor, değil, gerçek soy kütüğünüzü tapu dairesinde arayın.

Doğan Avcıoğlu'nun 'sol kemalistler' diye tanımladığı Köy Enstitüleri ve Toprak Reformu taraftarı CHP'lilerin bu öngörüleri doğru çıkmıştır.

Aradan geçen seksen sene, Türkiye Cumhuriyeti'ni ve hukuk kurumlarını yıkan malum cemaatler aşiretler tarikatlar etrafındaki bu köksüzler sağcı partilerin oy deposu olmuşlardır.

Bu 'köksüzler' öngörüsü bugün doğru çıkmıştır, hiç üretim yapılmayan bir kaç emekli yaşlının yaşadığı on binlerce köyümüz ve sonuç ot ve et ithaliyle yaşayan bir ülke haline geldik.

Dünya coğrafyasının en bereketli toprakları üstünde nohut, mercimek, buğday, arpa, yulaf, pancar, gibi en temel ürünlerin doğal ekimini dahi yapamıyor, çay, tütün, üzüm, fındık gibi ürünlerimizi seksen yılın sağcı hükümetlerinin marifetiyle bugün hem marka hem milli haline getiremedik, sonuç, yabancı sigara serbest, Türk tütünü satmak yasak.

Sonuç: iletişim ve ulaşımın bunca ilerlemesine rağmen köylerimize çoban bulamıyoruz

Topraksız köksüzler şehre indiler hemşehri oldular o tarikattan bu cemaatten oldular, Menderesci, Demirelci, Özalci, Tayyipci, FETÖ’cü, Erbakancı, Türkeşçi ya da Apocu oldular.

Sonuç, kendi karnını doyurmayı beceremeyen mesleksiz köksüzler cemaatler tarikatlar hemşehri dernekleriyle siyasetin merkezi siyasetin her şeyi haline geldi.

Silahlı kuvvetler, hukuk kurumları, meclis, köksüzlerin naçar sığındığı cemaat ve tarikatların yuvası haline geldi.

Köksüz kitleler kendilerine FETÖ'yle Apo'yla 'kök' aramaya başladı.

Köksüz kitleler Abdülhamit'i, vatan haini Vahdettin'i, ingiliz ajanı İskilipli Atıflar'ı, Seyit Rızaları kendi kök'ü olarak görmeye başladı.

Yetmedi, sağın bütün şubeleri, sol liberaller, neoliberaller, muhafazakarlar İslamcılar, sağcılar, 'yerli malı' haftasıyla bitmez tükenmez bir küstahlıkla seksen yıldır dalga geçip eğlendi.

Tek Parti dönemiyle dalga geçmek Köy Enstitüleri ve Toprak Reformunu savunan kadroları 'ırkçılıkla' suçlamak başta sol liberaller liberalizmin bütün şubelerinin günlük sporu haline geldi.

KARNINI KENDİ DOYURAN PROJESİ OLMAYAN BİR MİLLET SONUNDA BAŞKALARININ PROJESİNE ASKER OLMAYA BAŞLADI...

Tek Parti döneminin onca kıtlığa ve karneye bağlanmış ekmeğe rağmen biriktirdiği bütçeyi iktidarının ilk dört yılında har vurup harman harcayan Menderes'in bu hazır yediği ilk dönemi 'kahramanlaştırmak' bütün sağ partilerin yazarların bütün liberallerin milli marşları haline geldi.

Sonuç, topraksız fabrikasız öğretmensiz köylümüze din iman inanç siyaseti yapmak seksen yılın mucize siyasi başarısı haline getirildi.

Toprak reformuyla toprak ağalarının ellerinden toprakları vergi beyannamesiyle ucuza alınacak diye mesela o gün ayağa kalkanlar, seksen yıldır bu ülkede, onlarca baraj, yol, köprü yapılırken keyfi kamulaştırma bedellerini tek bir gün konuşmamış yazmamışlar gündeme manşete hiç bir zaman getirmemişlerdir.

Kendi üretimi kendi toprağı karnını kendi doyuran projesi olmayan bir millet sonunda başkalarının projesine asker olmaya başladı. Köksüz kitleler Halep'te tarihimizde ilk defa Haçlı ordularının yanında Müslümanları Müslümanlara kırdırdı.

Sonuç, bu toprağın milli kahramanları Atatürk'e İnönü'ye seksen yıldır dil uzatıp halen ekranlarda eğleniyorlar, Çanakkale'yle dahi dalgamızı geçtik, bayrağımızı, cumhuriyeti ve yurttaşlık ve bağımsızlık değerlerimizi işte bunlar 'ırkçı kemalistler' diye çürüttük, dinsizlikle kafirlikle suçladık, camiler kerhane yapılmış camilere ahır yapılmış safsataları halen bu köksüzlerin tek bildikleri en iyi bildikleri siyaset tarzı olarak bu ülkede hala oy topluyor.

Sonuç, Köy Enstitüleri ve Toprak Reformunu bugünün yeni CHP'lileri dahi savunamaz konuşamaz oldu, onlar dahi köksüzlerin sürüklendiği etnik vatandaşlığa parti programında sahiplenir oldu.

Ve, yurttaşlık, hukuk, meclis derken 2018 yılı itibariyle 'cumhuriyet' kazanımı diyebileceğimiz son baltayı şeker fabrikalarına indirdiler.

Sonuç: ve ülke cumhuriyet hiç kurulmamış ve hiç olmamış gibi Abdülhamit'in kaldığı yerden mutlak idare yönetimi yeniden başladı.

Köksüzler seksen yılda seksen büyük zafer kazandı, bugün, ne köyümüz ne meclisimiz ne toprağımız ne milli ürünümüz ne milli aydınımız ne de anlaşabileceğimiz ortak bir tarihi ve ülkümüz kalmadı.

Marshall Truman yardımları almak için Kore'ye asker gönderip NATO'ya girmek için bin takla atan bu köksüzler.

BOP Başkanı olup Amerikan savaş makinesinin Irak'ta milyon insanı öldürmesine nezaret eden bu köksüzler.

Ve gördü yaşadı bu ülke, bu köksüz kitleleri AB'ye cennete giriyoruz diye oyalayıp kandırmak ne kadar kolaydı.

Bu köksüz kitleleri Osmanlı'yı kuruyoruz diye oyalayıp kandırmak ne kadar kolaydı.

Ve, insanın en ağrına giden, kurtuluş savaşını veren acıları çeken bu toprağın sahibi efendisi sizsiniz, biz de bu toprakları sizlere bölüştürüp 50-500 dönüm toprak veriyoruz diye yasa çıkartan Tek Parti'ye, tam seksen yıldır aralıksız, köylüyü halkı küçümsüyorlar aşağılıyorlar iftiralar atan bu köksüzler.

Köksüz kitleleri işte başınızı örtüyorsunuz artık 'özgürsünüz' diye oyalayıp kandırmak ne kadar kolaydı, oysa gerçek: sadece Ankara'da otuz tane Starbuck kafe ve taşralı kızların çalıştığı üç yüzün üstünde masör salonu.

Gerçek: ordusu hukuk kurumları dahi yıkılıp tasfiye edilirken FETÖ'yü AKP'yi özgürlükler geliyor diye alkışlayan işte bu köksüzler.

Gerçek. adları: şef, müdür, hoca, reis, bürokrat kadrolarında cirit atan mesleksiz sadece onun bunun adamı o bu tarikatten milyonlarca insan.

Gerçek: üretimden katma değerden milli değerlerden yurttaşlıktan eşitlikten bölüşümden tek satır yazmamış anlamamış binlerce yandaş yazar ve milyonlar artık tek bir kişiye güveniyor: Tayyip Erdoğan.

Ülke, bütçe, denetim, polis, asker, kurum, üniversite, meclis, siyaset, her şeyin sahibi, Osmanlı saltanatı gibi artık 'mülkün' sahibi Tayyip Erdoğan.

Maaşına güvenen, işine güvenen, toprağına güvenen ve itiraz edecek gücü kendinde bulabilen kimse yok!

Nihat GENÇ – 27 Şubat 2018

Yazarlar

Showers

16°C

Istanbul