nazif ekzen aydinlik225

Ekonomik ve siyasi çöküş sürüyor!

Artık anlaşılması gerekiyor ve bu kısır döngünün bilinçli olarak kırılması gerekiyor. Yol bilinçli, ısrarlı, bağımsız, planlı iktisadi kalkınma politikalarından geçiyor...

Yapılan 16 Nisan kirli-şaibeli referandumun, açıklanan sonuçları ve meşruluğu tartışılan Anayasa değişikliklerinin Türkiye’yi içine sokmaya çalıştığı “otokratik yönetim”, tüm sonuçları ile birlikte artık yaygın olarak tartışılır hale geldi. Özelde AİHM’in kararı sonrasında.

Bu sorgulamayı sürdürmeliyiz. Alternatifi açık olarak görüldü: “Otokrasi”.

Dört ay sonra yargıdan, uluslararası yargıdan ses geldi. AİHM sorunu klasik seçim sonuçları ile ilgili görmedi, yurttaşın özgür ve bağımsız iradesine yönelik müdahale olarak gördüğü için inceleyecek. Kuşkusuz yargı denetimine tabi olmamanın sağladığı koruma ile YSK (Yüksek Seçim Kurulu) referandum süresince yapılmış olan şaibeli uygulamaların tümüne göz yumduğunu kendi açıklamaları ile kabul etmiştir. Büyük bir rahatlıkla, “oldu bir kere, artık geri dönüş yolu yasa tarafından durdurulmuş” cevabını verebilecek kadar da yasa tanımazlığını göstermiştir.

AİHM yargısı başlamadan YSK’nın bu kararda imzası bulunan bütün yargıçlarının görevlerine kötüye kullandıkları, ihmal ettikleri tartışılıyor. Yasalara uygun davranmadıkları ortada…

REFERANDUMUN KİRLİ SONUCU...

Bu referandum sonuçları ilk değerlendirdiğimiz yazıda söylediklerimin tekrarı olacak; “Türk sağının en çok kullandığı; sandık, oy, ulusal irade kavramları, yetmiş yıllık bu söylemi 17 Nisan kirli referandumu hemen hemen bitirdi. 17 Nisan günü referandum sonuçları AKP tarafından hemen unutuldu. Büyük bir siyasi pişkinlik ile “1 farklı sonucun dahi yeterli olduğu söylendi.” Türk sağı tam 71 yıllık iddiasını yer altına indirmiştir. Bundan sonra milli irade söylemini yer altı propagandası olarak sürdürülecektir. Kuşku duyulmasın.

71 yıl sonra, 16 Nisan Anayasa değişikliği ile ilgili referandumun sonuçlarının, merkez ve merkez sol partiler tarafından “şaibeli, hileli ve kirli” olduğu açıklandı. Ancak “iptal tartışması” ihmali çokça tartışılmadı. Tartışılmalı. Şimdi rejim konusunda referandum geçtikten sonra, yapılmış olan yeni açıklamaların sonrasında, evet ve hayır sonuçları o kadar birbirine yakındı ki, sadece %1 düzeyinde marjinal bir fark vardı. Bu çok az farka ilave olarak, kullanılan oy pusulaları o seçim sandığına ait olduğunu gösteren mührü taşımıyordu. YSK üyeleri bile bunu kabul etmişlerdi. Oy pusulalarının kimler tarafından nasıl kullanıldığı şaibeliydi.

REJİM DEĞİŞİKLİĞİ...

Nisan 2017 referandumunun sonuçları, Türkiye’de kuvvetler ayrılığını esas alan parlamentoya dayalı 1921-1924 kurucu anayasal rejimi değişikliğe uğratmaktadır. O nedenle parlamentodan bağımsız bir otokratik (her şey göstermeliktir, aslında bütün ipler tek bir kişinin –otokratın—elindedir) rejim yaratmaya çalışmakta. Bu açık bir rejim değişikliğidir. Kirli referandumun sonuçları bu rejim değişikliğinin “şaibeli, kirli ve hileli” olmasının yanı sıra, bir anayasa değişikliğini “meşrulaştırabilecek” oy üstünlüğü ile değil, ancak sıradan bir seçim için yeterli görülebilecek, marjinal bir farkla alındığını göstermektedir.

Böylesine, 94 yıllık kurucu anayasayı değiştirtmeyi hedefleyen bir referandum oylamasının kirli olmasından öte, marjinal (sadece %1) fark ile kabul edildiğinin açıklamış olması, çok daha açık bir meşruiyet sorununu ortaya çıkarttı. Yapılan Anayasa değişiklikleri meşru sayılacak mıydı? Yüksek Seçim Kurulu sonuçları aceleyle 2 günde hemen açıkladı. Ancak sonuçları kamuoyu kabullenmiş ve referandum bahsini kapatmış değildir. Seçim sonuçları mevcut siyasi irade tarafından “atı alan Üsküdar’ı geçti” ya da “tek bir oy farkı bile yeterli” umursamazlığı ile meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır.

AİHM in yargılama kararı, yapılmış olan referandumun “meşruiyetini” göstermesi açısından önemli. Diğer göstergeleri de dâhil edebiliriz. Ancak 2017 Anayasa değişikliği ve getirdiği “devleti” “tek parti devletine” dönüştürdüğü rejim, “otokrasi” açısından önemli.

Siyasi iradenin bu açıklamalarının yanı sıra, “oy verme yaşındaki nüfusun %49’unu aynı zamanda aptal yerine koyan, Yükse Seçim Kurulu adlı kamu idaresinin, “oy pusulalarının mühürlü olmadığını hiç fark etmemişiz” şeklindeki açıklaması, bu seçimin meşruiyetini tamamen tartışılır hale getirmiştir.

2008 İLE BAŞLAYAN DÜŞÜŞ SÜRÜYOR...

16 yıl kesintisiz süren AKP iktidarında, 2015 Haziran ve kasım erken genel seçimlerinden bu yana yaşanmakta olan ekonomik ve siyasi çöküş sürüyor. Bu çöküş açıktır ki metal yorgunluğunun ötesindedir. Pahası ülkeye büyük.

Türkiye’de 2017 ile birlikte beşinci yılına giren ekonomik durgunluğun kaynağını 2007/2008 dünya finansal krizi ateşledi. 2009-2012 arasındaki inişli-çıkışlı, dalgalı seyirli bir büyümeden sonra, son beş yıldır %2-3.5 aralığında seyreden bir büyümeye mahkum vaziyetteyiz. Göründüğü kadarıyla bu yıl ve 2018 yılı da bu düşük düzeyde kalacak. Kısaca Türkiye IMF ile yapılmış en uzun dönemli stand-by programından çıktıktan sonra, 2009-2016 arasındaki son 8 yılda yıllık ortalaması %3.6 olan düşük bir büyüme yaşadı. Bu sekiz yıllık dönemin en kritik ekonomik değişimi, Türkiye’nin çok hızlı bir dış borçlanmaya yönelmesi oldu.

Türkiye bu düşük ve düşen büyüme ve hızla artan dış borçlanma temposunu devam ettirebilir mi? Kısaca “hayır” demek gerekiyor. Buna dayanamaz. En başta Türk sanayii dayanamaz.

KISIR DÖNGÜDEN ÇIKIŞ...

1950 sonrasında yaşamakta olduğumuz ekonomik kısır döngü bir kez daha yaşanmakta. Daha önce beş kez yaşadığımız döngüde şimdi iki yıldır son noktadayız. “Türk ekonomisinin istikrarlandırılması” taleplerinin, söylemlerinin ortaya çıkması yakındır. Bir kez daha kapitalizmin “istikrarlandırma politikaları ile zaman kaybına tahammülsüz olmalıyız.

Türkiye’nin 1950 sonrası içinde yaşadığı ekonomik model tercihlerinde değişen bir şey olmadı. Son 16 yıllık AKP iktidarı ile de aynısını yaşadı. Hep IMF denetiminde bir istikrarlandırma dönemi yaşanıyor. Bu IMF denetimi altında 5-8 yıl arasında sürebiliyor. Sonra IMF denetiminden çıkış ve kendi tercihlerine dayalı politika dönemi oluyor. Sonra üçüncü evre başlıyor: Kendi tercihi olan kararlar için kaynak bulunamıyor ve yeniden borçlanma başlıyor. Başa dönülüyor.

Artık anlaşılması gerekiyor ve bu kısır döngünün bilinçli olarak kırılması gerekiyor. Yol bilinçli, ısrarlı, bağımsız, planlı iktisadi kalkınma politikalarından geçiyor. Bu yola ilişkin geçmişten gelen deneyimimiz var. Bir kez daha yaparız.

Nazif EKZEN - 24 Ağustos 2017 - Odatv

Yazarlar

Cloudy

17°C

Istanbul