İdam Cezasını Çıkarın... Beni Asın... Hak ettim!

“Apo“cukları asılmasın için feryat figan idam cezasını kaldırtan, “Bunu yaptık mı banko AB’deyiz." diyenler bugünlerde: “İdam cezası konşulmalı mı?" gevelemelerine başladı. Görünürde PKK-KCK-BDP'ye “gözdağı" veriyorlar. Kimse heveslenmesin. O idam cezası tartışılır ve geri getirilirse bilin ki hedef “Ergenekoncular, Balyozcular, Oda Tv’ciler"dir; uygulanırsa da sadece onların “istifadesine" sunulur!..


İşte İdamlık Suçlarım


Özel hayatımızı “umumi halka arz eden“ ek klasörleri eşim Çarşamba görüşünde getirdi. 1 saatlik öğlen yürüyüşümde (koğuşumun avlusunda yürürken okuma alışkanlığı da geliştirdim. Bana epey zaman kazandırıyor) bitiriverdim.

Gülmekten karnıma ağrılar girdi. Sizinle hemen paylaşamadığım için çatladım resmen. Ay ay ay, ben neler yapmışım neler!..

Önce özür borcumu ifa edeyim. Karşı İddianame'mde: “Ben tek kişilik örgütüm. Liderim de Mustafa Kemal Atatürk’tür.“ demiştim ya; yanılmışım. Savcılar, benim "örgüt"ten bir kişiye daha ulaşmışlar: Behiç Gürcihan’a...

ETÖ’cülerden sadece ve sadece onunla “irtibatımı” bulmuşlar. Aynı iddianamede yer aldığımız, örgüt kurmakla suçlandığımız, hatta hatta bana “talimatlar“ verdiğini söyledikleri Soner Yalçın’ın da, Yalçın Küçük’ün de, Barış’ların da esamesi okunmuyor.

Asıl komedi bundan sonra başlıyor:


Efendim, Oda Tv ile ilgili tahkikatın başlama tarihi mahkeme kararının yazısının başlangıcına göre, 17 Mart 2010. Aynı yazının bitimine göre ise Nisan 2010... Telefon görüşmelerimi takibe alan değerli görevlilerin tanzim ettiği 4 Mart 2010 tarihli tutanakta (aynen yazıyorum) deniliyor ki:

“Şüpheli Müyesser Yıldız’ın adına kayıtlı olan 0532 6518*** numaralı telefonla sanık Halil Behiç Gürcihan’ın kullanımında bulunan 216-4744*** numaralı telefon arasında 6 kez görüşmenin olduğu anlaşılmış olup, konuyla ilgili hazırlanan şema ekte sunulmuştur... “

İşte size şema:

muyesseryildiz_behicgurcihan

Ne zamana ait bu müthiş tespit.? Daha Oda Tv’nin “gizli" soruşturması ortada yok; bendeniz “Oda Tv Örgütü"ne dahil olmamışım falan. Neyse; evet, o ev telefonu Behiç Gürcihan’a ait. İyi de ben onunla değil, eşi olan gazeteci arkadaşımla konuşuyordum. Görüştüğüm kişi, konuşmalarımız 1. Ergenekon İddianamesi'nin ek klasörlerinde yayınladığı için birlikte Zekeriya Öz’e dava açtığımız Fatma Sibel Yüksek’ti.

Yahu ben bu insanların nikâh şahidiyim!..

Niye ev telefonu? Cepten cevap alamadığımda meraklanıp aramışım. Yasak mı?

Kaldı ki, sorgumda Zekeriya Öz, onları nereden tanıdığımı sordu. Biri yıllarca Ankara’da birlikte çalıştığım gazeteci, öbürü onun eşi. Dahası Behiç’le kendisi 1. Ergenekon’da tutuklanıp, tahliye olduktan sonra tanışmışım...

İlk karşılaşmamız da nikah masasında şahitliklerini yaparken olmuş!..

Bunları aynen böyle Öz’e anlattım.

Sonuç: kendisi hakkında dava konusu ettiğimiz Fatma Sibel’le olan telefon konuşmasını da, evlerini “6 kez" aramış olmamı da suç delili diye dosyaya koymuş. Güler misin ağlar mısın?

Neyse ki "örgütüm" de yalnızlıktan kurtarmışlar beni!..

Niye e–maillerim yok?

Ek klasörlerde tüm “sanıkların“ e-mailleri var. Bir tek benim yok. Ne bakılanlar ne de imha edilenler listesinde esamem okunmuyor. Şaşırdım.

Daha önce de Zekeriya Öz’ün huzurunda şaşırmıştım; çünkü e-mail adresimi sormuştu. “Ciğerimi röntgenleyenler, e-mailimi mi bilmiyor; herhalde beni test ediyorlar.“ diye düşünmüştüm. Şaşkınlığımı da: “Sizde yok mu?“ cümlesiyle yansıtmıştım hatta...

Şimdi ek klasörlerde de buna dair hiçbir şey bulamayınca sıkı bir tefekküre daldım. Ve şu ihtimalleri çıkardım:

- Gerçekten e-maillerime hiç bakmadılar. İyi de "Oda Tv örgütü" ile tüm irtibatım e-mail üzerindendi. Delilse, ondan iyi delil mi olur?

- Baktılar, işe yarayacak tek kelime bulamadılar. O zaman da "yok edilenler" arasında gösterilmesi gerekmez miydi?

- E-mail işini hiç karıştırmayarak, o sözde “talimatları" bilgisayarıma kendilerinin yüklemediğini (malum suçluluk psikolojisi) göstermeye çalıştılar. Savcı Zekeriya Öz’ün e-mail adresimi sorması da: “Bak senin e-mail adresini bile bilmiyoruz.“ mesajı mıydı acaba?

Benim aklıma gelen ihtimaller böyle. Sizlerin farklı bir tahmininiz olursa, katkılarınızı bekliyorum.

Hanefi Avcı’nın üzüntüsü

Ek klasörleri incelerken, tesadüf bu ya, Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’nın mektubunu getirdiler. Yazık kendine değil, bana üzülüyor. İddianameyi incelemiş, bana da yardımcı olmak için şunu yazmış:

“Abla, seninle kitabım çıktıktan sonra görüştük ilk kez. Tanışmamız da 3 Eylül’de... Geriye yönelik telefon kayıtlarını çıkarttırırsan, seninle kitabım çıktıktan sonra görüştüğümüzü ispat edersin...”

Sevgili müdürüm, daha soruşturmanın adı yokken Behiç Gürcihan’ın evini kaç kez aradığımı bulanlar, sizinle görüşmelerimizi çıkarmamışlar mıdır sanıyorsunuz?.. Eee niye koymamışlar? “Savcıların, sanıkların lehindeki delilleri de dikkate alması” kuralı bu davalarda askıya alındı, haberiniz olmadı mı?

Son dakika golü kimden?


Ben, avukatım ve ailem 2010 ve 2011 boyunca dinlenip izlendiğimi sanıyorduk.

Ek klasörler sayesinde öğrendik ki 2011’in ilk 3 ayı için dinleme ve izleme kararım varmış. Tuhaflık şu: Kasım 2010 itibariyle Oda Tv’ye yazmamışım. Listeye son anda dahil edildiğim o kadar belli ki!..

Merakım; bu son dakika golünü kim, neden attırdı? Tahminlerim var da, şimdilik bende kalsın olur mu? Nasılsa daha çok konuşup, yazacağız!..

Üç ay dinlemiş ve izlemişler de ne bulmuşlar?

Fatma Sibel’le 2007’ye ait telefon konuşmamızı saymazsak, iki hatunla daha konuşmam var. Biri Türk Ocakları Ankara Şube Başkanı Sevgili Türkân Hacaloğlu, diğeri sevgili Banu Avar... Üç hatun; dedikodu yapsanıza; marka çantalar, kırmızı tabanlı pabuçlar, pırlanta yüzüklerden, mantı-sarma tariflerinden konuşsanıza!..

Yok, ülkemize dertlenmişiz: “Ne olacak bu Türkiye’nin hali?" demişiz. Türkân Hanım’la Türk Ocakları’nı, milliyetçileri çekiştirmişiz, Banu Avar da Üsküp izlenimlerini paylaşmış. Ben de: “Valla artık Türkiye’ye sahip çıkamıyoruz ki; değil Üsküp, değil Kıbrıs yani!" demişim.

En önemlisi, bu görüşmelerin ikisi de Oda Tv operasyonunun yapıldığı gün ve ertesinde olmuş olması. Türkân Hanım merak edip aramış, ben de gayet rahat: “Orada epeydir yazmıyorum ki!" demişim. Banu Avar da birşeyler yazmamı istemiş: “Nereye yazacağım ki?" cevabını vermişim.

Topu topu 4 hatunun telefon konuşmaları. İşte deliller !..

Ama haklılar; Bu ülkede her ne olacaksa ancak kadınların ayağa kalkması ile olacaktır. Korkmasınlar da ne yapsınlar? Eksik eteklerin dilini kesmek lâzım!..

Bebekliğime de inselerdi

“Oda Tv Örgütü“ ile hiçbir bağlantımı bulamayanlar ne “deliller“ bulmuş biliyor musunuz?

Hemen bilgisayarımın yanında duran günlük notlarım: yazı konularımı, görüşmelerimi karaladığım sayfalar... Ne kadar dağınık çalıştığımı görünce biraz utandım...

Bunu geçiyor, bomba "belgelere" geliyorum: defterimde Tuncay Özkan, Güler Kömürcü ve Turhan Çömez’in telefon numaralarına rastlanmış!..

Önceki yazılarımda da 30 yıllık ajandalarıma el koyduklarını söylemiştim ya; bu telefon numaralarının veya isimlerinin yer aldığı ajandaların yılı 2000. Devlet Bakanı Sadi Somuncuoğlu’nun basın müşaviriyim. Hatırlarsınız, bakanımın Cumhurbaşkanlığı'na aday olduğunda “töre" saldırısına uğradığı günler. Abartmayayım yüzlerce gazeteci, yazı işleri müdürü, genel yayın yönetmeni, televizyoncu aradı. Hepsiyle de ben muhatap oldum. Sorularını almış, cevap vermişim.

“Zeus’u deyyus anlayanlar nereden bilecekler canım!" diyebilirsiniz.

Doğru da o günlerin üzerine hep tarih koymuşum. Ergenekon’un e’si yok. Tuncay Özkan Show’da mı, Kanal D’de mi; Güler Kömürcü Akşam’da mı (Emlakbank bize bağlı olduğu için ayrıca sık sık görüşülen bir gazeteciydi ) ne!..

Yani basın müşaviri-gazeteci ilişkisinden başka bir şey yok. "ETÖ" bağlantılarını görüyor musunuz? Turhan Çömez o zamanlar AKP milletvekili; cep telefonunu bir köşeye kaydetmişim falan...

Öcalan’la bağlantım

İşte bu da en “bomba“ delil! Dile kolay, Öcalan’la bağlantımı bulmuşlar!.. Nasıl mı?

Yine Sadi Somuncuoğlu ile çalıştığım dönem. Gerek bakanlıkla ilgili işleri gerekse ona gelen özel talepleri not almışım. Bu sayfaların birinde talepte bulunan bayanın ismi ve telefonu da var. Hatırlamıyorum, muhtemelen Aksaraylı bir seçmen veya Meclis'te çalışan biri. “Erkan Öcalan ATO Muhasebe’de kadro ister.“ diye yazmışım. “Abdullah" bulamadık, “Erkan" verelim; soyadı Öcalan değil mi?

Oda Tv’deki 5-6 ayım yok ama 2000 yılındaki resmi görevlerim var...

Oldu olacak bebekliğime de inselerdi. Mesela garip anamın beni ve diğer kardeşlerimi Adıyaman Besni’nin Dutlupınar Köyü’nde ahırda tek başına doğurup, göbeğimizi de bağ makasıyla kestiğini filan yazsalardı. “Hükümeti, T.C. Devleti’ni küçük düşürme suçu“ kapsamında gayet rahatlıkla telakki edilebilirdi!..

Evet derslerimde, işlerimde sıkı çalıştığım ve dahi ahırda doğduğum için “inek“ sıfatını kabulleniyorum da; yok arkadaş bu iddianame ile inek yerine konmayı kaldıramayacağım, kimse kusura bakmasın!..

Şeref tablom


Bilgisayarımda bulunan “suç" delilleri de var. İşsiz olduğum dönemde (2008-2009’a ait) bazı siyasi büyüklerimize ülke meseleleriyle ilgili bilgi notları hazırlamıştım... Bunlar var!..

Ve Oda Tv’de yayınlanan, birilerini pek rahatsız eden haberlerim. Hangi haberlerim mi? Başlıklarını ve tarihlerini vermekle yetiniyorum. Sizler bugünkü gelişmeler ışığında değerlendirince gerisini anlarsınız zaten.

- Öcalan’la Artık Siyasiler Görüşüyor (22 Eylül 2010)

- MİT Müsteşarı 20 Temmuz’da Neredeydi? (2 Ağustos 2010)

- MİT Müsteşarı Öcalan’la Görüştü mü? (8 Ağustos 2010)

- DTP’lilerle Bunları Konuştunuz mu? (22 Haziran 2010)

- Nasıl Ateş Ettirsinler ki Babam? (17 Haziran 2010)

- Şehit Babası Cemil Çiçek’in Telefonuna Çıkmadı (20 Haziran 2010)

- Şehitten Şehide Fark mı Var? (5 Haziran 2010)

- AKP’nin Türbanlı Milletvekili Adayları Kimler? (15 Ekim 2010)

Netice-i kelâm ; bu değil hukuki, kanuni dahi olmayan iddianame ve ekleri benim için gazeteciliğimin gurur, şeref belgesi; hukukumuzun ise ne yazık ki 'sâlâ'sıdır!..

Bu kadar eleştiride bulundum; ama Sayın Savcı'lara bir teşekkür borcum da var. Silivri’de arşivim olmaksızın yazmakta zorlanıyordum. Ek klasörler sayesinde önemli notlarımın bir kısmını elime ulaştırdılar. Sağolsunlar!..

Yeni Şafak Gazetesi’nin 5 Ekim 2011 tarihli manşeti Deniz Feneri davasıyla ilgiliydi ve aynen şöyle deniyordu :

“Uydurma suçla 90 gündür hapisteler. Savcıların suç üretme çabasına bilirkişilerin destek verdiği ortaya çıktı!" Demek ki neymiş?

- Uydurma suç olabiliyormuş...

- Savcılar suç üretebiliyormuş...

"Uydurma suç üretimini" keşfeden arkadaşlar bir de benim dosyama el atsa!.. "Uydurma suç"tan 217 gündür hapiste olduğumu yazsa!..

Silivri’den kucak dolusu sevgiler...

Müyesser YILDIZ - 06 Ekim 2011 - Silivri

Yazarlar