Artık Habur Hukuku Yok...

Meclis Başkanı Cemil Çiçek, iktidar-PKK görüşmesiyle ilgili olarak, “Terör belâsıyla ilgili bir başka devlet ne yapıyorsa, T.C. Devleti'nin kurumları da onu yapıyorlar.“ derken, İngiltere ve İspanya örneğini verdi. Niyeyse ABD’yi saymadı. Onlar görüşmeyip, vurduğu için mi?


Oysa Aynı Cemil Çiçek sadece 4 ay önce ABD örneğini verdiği gibi, Öcalan’la yürütülen sürecin kesinlikle müzakere olmadığını öne sürmüş ve bakın neler söylemişti:

"Bir kısım kurumlar var ki, bunlar görevlerini yaparken, kötü adamlarla ilişki kurarlar. İşin gereği budur. Yasa dışı örgütlerle ilişki kurarlar, belli bir yere kadar onlarla beraber yürürler. Burada iki amaç vardır: suçu işlenmeden önlemek, suç işlendikten sonra faillerin yakalanması. T.C. Devleti de ister şahıslarla ister örgütlerle ilgili baştan beri bunu yapmıştır, yapıyor." (Milliyet-14- 05- 2011)

Başbakan Erdoğan’ın işaretinden sonra Gül dâhil, herkes o pazarlıkları MİT-PKK görüşmesi şeklinde takdime çalışsa da mızrak çuvala sığmıyor. Görüşen Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı, üstelik “Erdoğan’ın özel temsilcisi" sıfatıyla... İstihbarat mı alınıyor? Hayır; çatır çatır pazarlık yapılıyor, Öcalan’la örgüt arasında mektup taşınıyor, hatta arandığını zannettiğimiz katiller devletin uçağına davet ediliyor.

Bu tabloda Çiçek’in 4 ay önce söylediğine uygun bir çalışma var mı? Ki Çiçek terörle mücadelenin “şahin” isimlerindendi. Belki de Oslo görüşmesinde Hakan Bey'in şikâyet ettiği bakanlardan biri de oydu. Başbakan Yardımcısı iken öyle, Meclis Başkanı iken böyle!.. Hayırdır; “Pazarlıkları Meclis adına aldık, kabul ettik.“ duyurusu mu yapılıyor?

Bir an için o masada Hakan Bey’in yerine bir albayın generalin oturduğunu ve o sözleri söylediğini düşünün lütfen!..

TSK’nın tamamı anında Hasdal’a gönderilir, Genelkurmay da o gece KHK ile lağvedilmez miydi?

Öcalan’la PKK’lılarla görüştükleri için yıllardır Ergenekon’dan içerde olan askeri istihbarat görevlileri, mesela bir Atilla Uğur, acaba Öcalan’a hiç “sayın“ demiş miydi?

*** *** ***

AKP’nin liberal isimlerinden Ankara milletvekili Haluk Özdalga 2 Ağustos’ta Zaman Gazetesi’nde şunu yazdı:

“Halkın oyu ile işbaşına gelen hiçbir siyasi iktidar, Öcalan’la siyasi muhatap olarak müzakerelerde bulunamaz…”

Şimdi ne buyurursunuz Sayın Özdalga?

*** *** ***

PKK/BDP’liler boşuna “Devlet, PKK’yla dağlarda görüşüyor… Bu devlet size Apo’yu getirecek.“ demiyormuş!..

Oda TV iddianamesine göre, “PKK’nın propagandasını yapmışız" ya, bari bir suç daha işleyeyim: “Ben bundan sonra PKK/BDP’nin ne söylediğine, iktidarın da sadece icraatına bakarım arkadaş!..“

*** *** ***

Talabani Dışişleri Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu ve Leyla Zana arasında arabuluculuk yapmış ve 'çözüm'ü söylemiş: “İstanbul’da, Ankara’da veya başka bir şehirde ev hapsine alınsın…”

Tam o sırada Melih Gökçek, Ankaragücü’nün kullandığı Saray Spor Tesislerini MİT Müsteşarlığı’na devretmeyi kararlaştırmaz mı? Burası Milli İstihbarat Akademisi olacakmış.

Öneriyorum; Öcalan oraya götürülsün. Nasılsa çok seviyor, bol bol futbol oynarlar!..

*** *** ***

Başbakan Erdoğan son haftalarda sık sık PKK/BDP’ye şöyle sesleniyor: “Artık bizden anlayış beklemesinler… Artık iyi niyet yok… Artık farklı bir süreç başlıyor… Artık Habur Hukuku yok…“

AKP iktidarı döneminde, bugün itibarıyla 967 şehit vermişiz. Onlara “Artık şehitleri” mi desek ne?

İktidar, İsrail’e karşı Mavi Marmara saldırısı ve burada verilen 9 şehit için şanlı bir direniş yapıyor!.. Süleymaniye çuvalı için de aynı kararlılıkla özür beklense, bölücü teröre verdiğimiz şehitler için de böyle bir direniş sergilense acaba 967 şehit daha verir miydik? İsrail yönetimi her yerde, her düzeyde protesto edilirken Barzani‘ye “Kardeşim, Kak, Sayın“ muamelesini izah edecek bir yetkili var mı?

*** *** ***

Vatan yazarı Mustafa Mutlu şu ana kadar yenen “adamları" sıralamış. Ardından Erdoğan’ın MİT Müsteşarı için “Biz kolay kolay adam yemeyiz." dediğini vurgulayıp, “Sizin (adam)lık kriteriniz nedir?“ sorusunu yöneltmiş. Şöyle diyelim mi? “Yaradılanı severim, AKP’li yaratıldığından ötürü!.. “

*** *** ***

Başbakan Erdoğan hem Esad’a hem de Kaddafi’ye çok kızıyor, devrilmelerini destekliyor. NEDENİNİ DE AÇIKLIYOR: “Bana yalan söylediler.“!.. “Ne aldatan ne aldanan olacağız… Biz içerde başka, dışarıda başka konuşmayız.“ diyen liderlere sahip olduğumuz için ne mutlu bize!..

*** *** ***

Erdoğan, Hakan Bey’i daha önce Suriye Devlet Başkanı Esad’a göndermişti. PKK görüşmeleri skandalıyla ilgili konuşup Hakan Bey’e sahip çıktığı gün, onu yakında İran’a göndereceğini de açıkladı. Peki Hakan Bey bu görüşmeleri hangi sıfatla ve kimin adına yapıyor; MİT Müsteşarı mı, özel temsilci mi? İktidar adına mı, devlet adına mı?

*** *** ***

Erdoğan, Fransa’nın Libya’da rol kapma yarışına girmesine de sinirlendi. Öncesinde de Sarkozy, “Haçlı Savaşı“nın başladığını açıklayıp, NATO’dan önce Libya’yı bombalamaya girişmiş, ardından NATO gelmişti. İyi de 2 yıl önce Fransa’nın, NATO’nun askeri kanadına dönmesine, “Obama’nın ilk liderlik sınavına katkıda bulunmak“ için tereddütsüz onay verenler, bugünleri görememiş miydi? Bir de BOP eşbaşkanı olacaklar!..

*** *** ***

Başbakan duyurdu: Libya’nın karakol ve adliyelerini biz yapacakmışız. Silivri psikolojisi ile soruyorum: acaba oralara da gazeteci dolduracaklar mı ve dahi Libyalıların da bir Silivri’si olacak mı?

*** *** ***

Doğruysa, Obama-Erdoğan görüşmesinden önce ABD’deki tüm istihbarat kuruluşlarının en tepesindeki DNI’nın patronu James Clapper, “Suriye, İran, füze kalkanı“ gibi yüklü gündemi görüşmek için Ankara’ya gelmiş. Zaten Başbakan Erdoğan da, “Suriye’yle ilgili nihai kararımızı, BM Genel Kurul toplantısından sonra açıklarız.“ dedi. Siz onu “Obama ile görüşmeden sonra“ diye anlayın… Neyse Clapper’a ev sahibi kimmiş? MİT. PKK kasedi de henüz patladı ya, bu ziyaret bana katilin cinayet yerine gelişini çağrıştırdı nedense!..

*** *** ***

Türban yasağı kalktı… Katsayı uygulaması tamam… Kuran kurslarında 12 yaş işi de bitti. Yani AKP iktidarına “bereketli topraklar“ı hazırlayan, beraberinde kin ve nefret tohumlarını eken 28 Şubat süreci ile helalleşildi!.. Merakımı bağışlayın; acaba şu Sayın Çevik Bir’e de bir el atılacak mı?

*** *** ***

Yalta’daki “Avrupa Stratejisi“ toplantısında İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt, “Umarım Türkiye de Ukrayna gibi hata yapıp sadece muhalif görüşleri seslendirdiği için ana muhalefet partisi liderini hapse atmaz. Bu benim Türkiye’ye tavsiyemdir.“ demiş.

AB Bakanımız Egemen Bağış da, “Sayın Bildt, hiç merak etmeyin. Kendisine en çok biz sahip çıkarız. Ona hiçbir şey yapmayız. Bizdeki ana muhalefet liderinden daha iyisini mi bulacağız? Tabii ki ona dokunmayız, hatta koruruz.“ cevabını vermiş.

Ne itiraf ama!.. Bizden geçti de, siz siz olun, AKP’nin izin verdiği ölçüde ve onun hoşuna gidecek şekilde muhalefet yapın, Kılıçdaroğlu’nu örnek alın. Yoksa..!

*** *** ***

Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer bir KHK ile Milli Eğitim'in görevleri arasından Atatürk milliyetçiliğini çıkarmış (Atatürk inkılâpları kemirile kemirile zaten tükenmişti). Resmen KHK ile Anayasa lağvediliyor.

O büyük adamın var ettikleri sayesinde yetişip, bir yerlere gelip, O’nu yok etmeye ne deniyordu?

Neyse ben yine erken uyarı sistemlerini çalıştırayım: Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun da bir geceyarısı KHK’sı ile değiştirilmesine hazırlanın. Hem Ruhban Okulu açılır hem de kız ve erkek öğrencileri ayırma projesi hayata geçirilir. Emir büyük yerlerden!..

Silivri’den kucak dolusu sevgiler…

Müyesser YILDIZ - 18 Eylül 2011 - Silivri

Yazarlar