Recep Paşa'nın Süvari Binbaşısı!

Arap Baharının 100 yıl öncesi de vardı

Başkomutan Mustafa Kemal’in liderliğindeki Milli Mücadelenin muhteşem ve mucizevi başarısı, birileri için tarihin “yanlış“ yazılmasına yol açtı. Sanki şimdi o “yanlışlar“ düzeltiliyor ve de düzelttiriliyor!..


İçte ve dışta estirilen “rövanş“ rüzgârlarının bundan başka bir izahı var mı?

Bugün ABD, İngiltere, Fransa, İtalya vs. bilimum emperyalist ülke ile örgütün, Afrika, Orta Doğu’da başlattığı “isyanları“ biz de can-ı gönülden destekliyor, hiçbir yardımı esirgemiyor, hatta elden para bile takdim ediyoruz.

Burada bir terslik yok mu, o terslik hepimizi için için kemirmiyor mu? Hem de nasıl!..

Acaba neden? Bir örnekle anlatayım:

Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna gelinmiş… İngiltere, Fransa, İtalya, Osmanlı topraklarını bir bir işgale başlamış… Mondros’la kapımıza dayanmışlar… Ordularımız lağvediliyor, silahlarımız toplanıyor…

İşte o günlerde işgalcilerin her şeyden önce kendi kellesini isteyeceğini bilen Harbiye Nazırı ve Başkumandan Vekili Enver Paşa, canından başka şeyleri düşünmektedir. Bunların başında da Kuzey Afrika’daki ordularımız ve oradaki mücadelemiz gelmektedir.

O dönemin istihbarat örgütü Teşkilat-ı Mahsusa’nın son Başkanı Hüsamettin Ertürk’ün anılarında anlattığına göre, İstanbul’u terk etmeye hazırlanan Enver Paşa, kendisini çağırır. Örgütün resmen lağvedilmesini istedikten sonra, son talimatlarını verir. İşte bu 3-4 talimattan biri Kuzey Afrika ile ilgilidir, şöyle der:

“Afrika’da Osmanlı Ordular Grubu’na kumanda eden Şehzade Osman Fuad Efendi’ye hemen haber gönderiniz. Maiyetindeki subaylar, askerler, sanayi ustaları asla geri gelmemeli, ellerindeki silah ve cephaneler de teslim edilmemelidir. Çünkü cihad-ı mukaddes devam edecektir!..“

Enver Paşa’nın bu emrinin sonucu ve gereği midir bilinmez, ama Şehzade Osman Fuad Efendi ile askerleri silah ve cephanelerini İtalyanlara teslim etmez, oradaki mücahitlere bırakır. İtalyanlar da Şehzade’den şikayetçi olur. Buna sinirlenen Sultan Vahdettin, sorunun halli için Şehzade Abdurrahim Efendi’ye, Afrika’ya yetkili bir kişinin gönderilmesi talimatını verir.

Abdurrahim Efendi’nin huzuruna çağırdığı kişi de Enver Paşa’nın emri verdiği, Teşkilat-ı Mahsusa’nın Başkanı Hüsamettin Bey olur. Doğrudan konuya girer ve şunları söyler:

“Şimdi sizi Trablusgarb’a göndereceğiz. Orada bulunan mücahitlerin elinden Osmanlı Devleti’ne ait silah ve cephaneyi toplayarak, mahalli işgal devleti olan İtalyanlar’a teslim etmenizi lüzumlu görüyoruz. Harbiye Nazırı Müşir İzzet Paşa bu konuda Afrika Grupları Kumandanlığına tebligat yapıldığını, ama buna uyulmadığını da Padişah Hazretlerine arz etti…“

Kısa süre içinde aynı konuda taban tabana zıt iki talimat…

Hüsamettin Bey kısa süreli bir şaşkınlıktan sonra bu görevden affını isteyerek, Abdurrahim Efendi’ye şu cevabı verir:

“Biz cihad-ı mukaddes haberini Afrika’daki Müslüman mücahitlere götürmüş, yıllarca onlara bunun için silâh ve cephane taşımış, onları teşvik etmişizdir. Afrika, Tarık bin Ziyad’ların hamaset dolu eserlerini yaşamış bir memlekettir. Onlara, nasıl olur da ‘silahlarınızı, elinizdeki cephaneyi veriniz, hepiniz yıllarca kahramanca dövüştüğünüz İtalyanlar’a teslim olun’ deriz ? Üstelik, ‘Bunu padişahımız, Halifemiz Sultan Vahdettin emretti’ nasıl deriz? Orada bulunan bunca mücahide, bu kötü haberi götürmek, bu acı emri tebliğ etmekten Cenab-ı Hak bendenizi korusun ve şayet bunu alnımıza yazmışsa bozsun. Bu, bir Müslüman ve Türk benim yapabileceğim bir iş değildir efendimiz!..”

*** *** ***

Ne mi olur?

Emir büyük yerden, elbette bu yerine getirilecek, Düvel-i Muazzama’nın arzusu gerçekleştirilecektir. Bu görevi yapacak biri bulunur da…

O kişi, rahmetli Mareşal Recep Paşazade’nin süvarisi Binbaşı Ekrem Bey’dir. Fakat görülür ki, Kumandan Şehzade Osman Fuat Efendi ve kurmay heyeti İstanbul’a dönse bile, orada kalanlar, ne silahlarını, ne de cephanelerini İtalyanlar’a teslim eder.

Dün mücahitlerin silahlarını almaya çalışıyorlardı… Bugün “muhalifleri“ silahlandırıyorlar!.. Dün Afrika’nın işgaline kan kusuyorduk… Bugün can-ı gönülden destek veriyoruz!.. İçimizi kemiren işte bu!..

Müyesser YILDIZ - 01 Eylül 2011 - Silivri

Yazarlar