Müyesser Yıldız'dan Duruşma Çağrısı

Değerli Meslektaşım,

Silivri’ye son gönderilen “terörist”lerdenim”… Evimde buldukları “silahlara” el koydular; 30 yıllık meslek ajandalarım, bilgisayarım ve yayınlanmış (100 Yılın Hesabı-Türk’ü Tasfiye Projesi) kitabımın taslağı. Ve hangi suçu işlediğimi söylemeden, hakkımdaki delilleri göstermeden beni Silivri’ye tıktılar. Silivri’deki tek kadın gazeteci ve anneyim!...


Dağa çıkmadım, silah kullanmadım, sadece ve sadece hak ve hukukumu yargıda aradım. İşte gerçekte bu yüzden “terörist” ilan edildim. “Terörist” yapılıp, Silivri’ye tıkılmama yol açan davanın 2 Haziran’da duruşması var. Sizi, orada yanımda görmek istediğim için bu açık daveti yapıyorum. Bu vesileyle de “Dava açma terörist olursun” ya da “Dava açan teröristtir” sonucunu doğuran söz konusu davam hakkında size kısaca bilgi vermek istiyorum:

“Ergenekon” 1. İddianamesi eklerinde, Gazeteci Fatma Sibel Yüksek’le yaptığım telefon görüşmelerinin yer aldığını gördüm. O tarihte her ikimiz de zanlı, şüpheli veya sanık değiliz. Üstelik benim hakkımda dinleme kararı dahi yoktu. Buna rağmen iddianame ekindeki tapelerde açık kimlik bilgilerim, adres ve telefonlarım deşifre edilmişti.

İki bayan gazeteci olarak Savcı Zekeriya Öz ve arkadaşları hakkında ayrı ayrı tazminat davaları açtık. Savcıların nerede yargılanacağı konusunda hukuki tartışmalar olduğundan da öncelikle Yargıtay’a başvurup görüş istedik. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi oturumlu duruşma yaparak (Öz ve arkadaşları gelmedi, yazılı savunma gönderdi) talebimizi görüştü. Oy çokluğuyla Öz ve arkadaşlarının “görevini kötüye kullandığı”, ancak davanın normal Asliye Hukuk Mahkemelerinde görülmesi gerektiği sonucuna varıldı. Bu karar Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nca da onaylandı.

Dava açmamızla birlikte Fatma Sibel Yüksek “2. Ergenekon” İddianamesiyle sanık yapıldı”… Halen tutuksuz yargılanıyor.

Benim davam İstanbul Sirkeci Adliyesi 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülmeye başlandı. Hâkimin tüm yazı ve uyarılarına rağmen davalılar veya avukatları duruşmalara gelmediği gibi savunma da göndermediler.

Son duruşmamız 1 Mart 2011’de idi. Bir önceki duruşmada Mahkeme hakkımda herhangi bir dinleme kararı olup olmadığının bildirilmesi (2007 yılı için) ve dava konusu telefon görüşme tapelerinin orijinalinin gönderilmesi talebiyle “Ergenekon Mahkemeleri”ne yazı yazmıştı. Ancak gelen cevapta, yazıların “sehven” başka mahkemeye gönderildiği yazıyor başka bir şey de söylenmiyordu. 1 Mart’taki duruşmada Mahkeme Başkanı “Ne yapacağız, nereye yazmamız gerekiyor? Siz muhatap mahkemeyi bulup, bize bildirir misiniz?” dedi. Ben de kabul ettim ve Alzheimer olan anneme baktığımdan aynı gün Ankara’ya döndüm.

Ve 3 Mart sabahı evim basılıp, gözaltına alındım. Ardından da tutuklanıp Silivri’ye kondum.

Savcılık ifademi bizzat Zekeriya Öz aldı. İçeri girdiğimde ilk sözü ise “Benim hakkımda dava açtığınızdan haberim yoktu, ilgilenmiyorum” oldu. Ama ne hikmetse sorularının ilk bölümü hep dava konusu yaptığım 2007’ye ait o telefon konuşmalarımdı. O konuşmalarım suç idiyse, acaba tutuklanmam için neden 4 yıl beklendi ya da bu kadar süre “suç” işlememe göz yumuldu!

Üzerinden yıllar geçtikten sonra ve sadece 5 ay haber-yazı yazdığım Odatv operasyonu kapsamında tutuklanmamdan çıkardığım yegâne sonuç şudur; Savcı ÖZ aleyhinde açtığım manevi tazminat davasının tutuklanmamda etkili olduğunu ve giderayak davada hasım olduğum Savcının talebiyle tutuklandığımı  Oysa korkmasına gerek yoktu; birincisi bir hukuk adamı hukuktan korkmaz. İkincisi yasa zaten sadece Haberal’ın hakimleri için değil onun için de değiştirilmişti. Aksi halde Yargıtay’ın da onayladığı bizim dava “Ergenekon” da özel hayatları, haberleşme özgürlükleri lime lime edilen yüzlerce insana emsal olacak ve Savcı Öz torunlarının bile altından kalkamayacağı bir tazminat yüküyle karşı karşıya kalacaktı. Artık kurtuldu. Onun hukuksuzluklarının bedelini de şimdi devlet yani ben-bizler ödeyip tabiri caizse üste para vereceğiz”… Artık devlet ödeyeceği için o parayı istemiyorum...

Zekeriya Öz ile davadaki hasımlığım dışında, yazdığım haber ve yazıların birilerine rahatsızlık vermiş olma ihtimalini de göz ardı etmiyorum tabii. Neler mi yazdım? Mesela;

-Başbakan Erdoğan’ın önceleri şiddetle reddedip sonra kabul ettiği “İmralı görüşmeleri”ni ortaya çıkardım.

-Erdoğan’ın Yunan İstihbarat Servisi Başkanı ile çok gizli bir görüşme yaptığını yazdım.

-Hanefi Avcı’nın kitabında yer vermediği ama benimle paylaştığı “Başbakan Erdoğan’ın Zekeriya Öz ve Osman Şanal’la gizlice görüştüğü” ya da “Örtülü ödenekten bir hanıma kürk alındığı” gibi çok çarpıcı iddialarını yazdım.

-Sayın Abdullah Gül’e verilen Chatham House ödülünün anlam ve önemini yazdım.

-Sayın Abdullah Gül’ün Anayasa Mahkemesi üyeliğine yaptığı “hülle” atamayı yazdım vs…

2010’da hakkımda dinleme kararı alınmış. Dosyama koyabildikleri; daha doğrusu sordukları iki telefon var; Biri Öcalan’ın avukatlarından birisiyle bir haber hazırlamak amacıyla yaptığım görüşme. Diğeri Türk Ocakları Ankara Şube Başkanı ile görüşmem. Bunlarda da suç unsuru olmayınca, bilgisayarıma, hala ne olduğunu bilmediğim ve görmediğim o “planları” yüklemeleri mukadder hale gelmiş anlaşılan!...

Değerli Meslektaşım;

İşte ben böyle “terörist” oldum!... Zekeriya Öz’le bu meşhur davamın 2 Haziran 2011’de saat 11.00’de Sirkeci Adliyesi 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde duruşması var. Bana destek olmak ve bana da sahip çıkmak üzere lütfeder gelir misiniz?

Silivri’den kucak dolusu sevgi, selam…

Müyesser YILDIZ - 29 Mayıs 2011 - Açık İstihbarat

NOT : Gelen de gelmeyen de şimdiden sağ olsun. Ana gıdam simidi çok özledim. Gelecek olanlar simit de getirir mi? Hep birlikte bir “İLERİ HUKUK VE DEMOKRASİ KAHVALTISI” yaparız!…

Yazarlar