muyesser yildiz5

Darbeden 3 ay önce Akar ve Ünal arasında ne yaşandı ?

Ankara'da devam eden ve sona gelen Genelkurmay Çatı Davasında

hafta başında darbe bildirisinin altında ismi olan dönemin Genelkurmay Personel Plan Yönetim Daire Başkanı eski Tuğgeneral Mehmet Partigöç esas hakkındaki mütalaaya karşı son savunmasını yaptı.

Partigöç iki gün devam eden savunmasında, Genelkurmay eski Başkanı Hulusi Akar başta olmak üzere onlarca isim hakkında çoğu ilk kez gündeme gelen inanılmaz iddialarda bulundu. Bu isimler arasında dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal da vardı.

Ben de bu iddiaları yorumsuz şekilde aktardım. 

Partigöç'ün hedef aldığı isimlerden sadece Abidin Ünal'dan, Avukatı Ahmet Erdem aracılığıyla bir açıklama geldi. Birileri gibi Mahkemelere gitmekten kaçınmayıp, tanık veya müşteki sıfatıyla çok sayıda ifade verdiği için Ünal'ın açıklama yapmasına şaşırmadım. 

Şaşırtıcı olan Odatv ve şahsıma karşı kullanılan üsluptu.

Öncelikle Ünal'ın Avukatı Ahmet Erdem'in kim olduğunu hatırlatayım.

Kendisi Balyoz kumpasında tutuklanmış ve 16 yıl hapse mahkûm edilmiş bir isimdir.    

O kumpaslar döneminde ayırımsız ve şartsız tüm mağdurlara nasıl sahip çıktığımızı belirtmeye herhalde gerek yok. Tabir-i caizse, dışarıdaki sesleri olduk, bu yüzden de “Ergenekon'un medya kolu olma” suçlamasıyla tutuklanıp, yargılandık.

NEYSE Kİ “FETÖ'NÜN MEDYA AYAĞI” DEMEMİŞ

Av. Erdem'in açıklamasına dönersek;

Partigöç'ün iddialarının, “Alçakça iftiralar” olduğunu belirtiyor. Doğaldır, ancak hemen devamında diyor ki;

“Sanki bir realiteyi yansıtıyormuş gibi haberin veriliş şeklinin tam anlamıyla FETÖ’nün algı yönetimine hizmet etmekte olduğu çok açıktır. Kastınızın böylesi bir algı yönetimine hizmet etmek olup olmadığını bilmemekle beraber, haber içeriğindeki iftirada müvekkilim Abidin Ünal'ın adının geçmesi nedeniyle kendisinin kişilik hakları ağır bir şekilde ihlal edilmiş bulunmaktadır... FETÖ/PYD, duruşmalarda inkar ve iftiraya dayalı bu yöntemi seçmiş ve bu yolda devam etmektedir. Ancak asıl sorun, bu iftiraların haberleştirme şeklidir ve maalesef yayınınız FETÖ algı yönetimine hizmet etmekte ve müvekkilimin hakları ihlal edilmiş bulunmaktadır.”

Balyoz gibi bir süreçten geçmiş olan Av. Erdem neyse ki, “FETÖ'nün medya ayağı” olduğumuz iddiasında bulunmamış!.. Ancak kastımızı sorgulaması ilginç. Hemen cevaplandırayım; Yegâne kastımız, gazeteciliktir, duruşma salonunda yaşananları aktarmaktır. 

Bunca yıllık gazeteciyim, Av. Erdem'in bu açıklamasından sonra bir duruşmayı nasıl haberleştirmem gerektiğini bilemedim. 

Ne yapmalıyım yani?

Peşinen iddianame ve komutanların ifadelerini doğru, sanıkların her sözünü iftira mı kabul edeyim?

Savunmada zikredilen isimlerin “Kişilik haklarının zedelenmemesi” için, “..... .... hakkında şunları söyledi” diye mi yazayım? 

İdam mahkûmuna bile son isteğinin sorulduğunu unutup, “Eyvah FETÖ'ye yarayacak” kaygısıyla oto sansür uygulayıp, sanıkların söylediklerini duymazdan, görmezden mi geleyim? 

İstenen bunlar ise o zaman bu duruşmalar niye yapılıyor? Onca masrafa, zamana yazık günah değil mi?                   

Abidin Ünal'ın Avukatı Erdem aracılığıyla gönderdiği açıklama bundan ibaret değil. Bir de Odatv'nin 24 saat içinde Ünal'la ilgili “İçeriği çıkarması” isteniyor. Buna ilişkin yazıda da Av. Erdem'in açıklamasındaki ifadeler aynen tekrarlanıyor. Farklı kısımlarını aktarayım. 

Bir maddesinde deniyor ki;

“Oda TV’nin İnternet sitesinde yayımlanan bu yazının 'Fetullah Gülen Hangi Komutana Hediye Gömlek Gönderdi' başlıklı bölümünün içeriğinde; Sanık Mehmet Partigöç'ün, Müvekkilim Abidin Ünal'ı hedef alan ve yalan olduğu Ankara Haber Müdürünüzce de bilinen hayal mahsulü beyanları bulunmaktadır.”

“Ankara Haber Müdürü” ben oluyorum. Vallahi de billahi de neyin “hayal mahsulü” olduğunu bildiğimi ben bilmiyorum. Partigöç'ün o gün anlattıklarının çok büyük bölümünü ilk kez duydum. Tepkilerden, çok sayıda sanık ve avukatın da ilk kez duyduğunu gözlemledim.

Bir diğer madde de şöyle:

“Bu açıklamalar ışığında; Sanığın müvekkille ilgili beyanların veriliş şeklinin ve bu beyanlardan çıkardığı sonuçların tamamen FETÖ örgütünün bu davalarla ilgili hedeflerine uygun olduğu, örgütün halen yargılaması devam eden Genelkurmay Çatı ve Akıncı davalarında sonraki celselerde esas hakkında savunma yapacak örgütle iltisaklı olan bir kısım sanıkların savunmalarında kullanacakları doneleri, çok usta oldukları algı yöntemiyle, özellikle kendileri gibi düşünmeyen ve kendilerine muhalif olduğu bilinen internet siteleri, gazeteler ile yazar, kanaat önderi ve basın mensupları aracılığıyla şakirt sanıklara ulaştırdıkları, bu hususun daha önce sorguları yapılan bir kısım sanıkların savunmalarında kullandıkları ifadelerle sabit olduğu görülmektedir.”

Maalesef şunu demeye getiriyorlar; Biz bu haberleri yaparak, örgütün “iletişimini” sağlıyormuşuz!..

Tek kelimeyle pes!..

Hemen o gün yaşadığım bir olayı anlatayım. Partigöç bir başka komutanla ilgili “belaltı” birtakım iddiaları dillendirdiğinde, “Bu ne ya, Dallas olmuş” diyerek, tepki gösterip salondan çıkarken, telefonuma bir mesaj geldi. Hani biz “örgütün iletişimini” sağlıyoruz ya, daha haberi yazmamışım bile. Mesajı gönderen öyle “FETÖ'cü” falan değil, onlarla aslanlar gibi mücadele etmiş biri. Partiöç'ün tepki gösterdiğim o sözlerini doğruluyordu. “Ne o salonu mu dinliyorsunuz?” mealinde cevap verdim.

Diyeceğim, “İletişim” için bizim haberlerimize ihtiyaçları yok. Herkesin, bir şekilde her şeyden haberi oluyor.

Haberimiz ancak Partigöç'ün söylediklerini, Abidin Ünal ve Avukatının hemen duymasını sağlamıştır, o kadar!.. Kulaktan kulağa yayılana veya SEGBİS çözümü çıkana kadar haberleri bile olmayacaktı belki de!..   

AKAR, ÜNAL'A NASIL “SUÇÜSTÜ” YAPTI

Abidin Ünal'ın Avukatı Ahmet Erdem aracılığıyla yaptığı açıklamalarda, Partigöç'ün söylediklerinin “Tamamen gerçek dışı ve yalan” olduğu vurgulanıyor ya, o halde duruşma tutanaklarına geçmiş, ama bugüne kadar hiç gündeme gelmemiş bir olayı hatırlatalım. 

Ki, Mehmet Partigöç'ün haberleştirdiğimiz savunmasında bu da vardı. Abidin Ünal'ın Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'dan habersiz Cumhurbaşkanlığına gittiğini öne süren Partigöç, “Bir Orgeneral Cumhurbaşkanlığına niye gizli kapaklı gider? Neden amirine yalan söyler? Bunların altındaki gerçekler ortaya çıkarılmadıkça bu darbe anlaşılmaz. Neyle tehdit etmişlerdi veya hangi gizli görev istendi ki, gizli gizli gitti?” demişti.

Şimdi bir başka sanığın ifadesine geçelim. 2011-2015 yıllarında Necdet Özel'in, 15 Temmuz'a kadar da Hulusi Akar'ın emir subaylığını yapan, yani en “özellerine” vakıf isimlerden birisi olan Levent Türkkan, geçtiğimiz 24 Aralık'taki savunmasında, Partigöç'ün değindiği o olayla ilgili şunları anlattı:

“Tam tarihini hatırlamıyorum, 2016 Nisan ayı olabilir, yani 15 Temmuz’dan birkaç ay öncesi idi. Abidin Ünal, gizlice, sivil olarak, hiçbir korumasına haber vermeden, kendi karargâhı ve emir subayının da haberi olmadan, hiçbir koruma olmadan, hatta makam aracı veya hiçbir Hava Kuvvetleri aracını da kullanmadan (Sonradan MİT tarafından gönderilen araçla gittiğini öğreniyorum), tabii Hulusi Akar'dan da habersiz olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmeye gitti. Abidin Ünal'ın Cumhurbaşkanı ile gizlice görüşeceğini Hulusi Akar öğreniyor. Nasıl öğreniyor, bilmiyorum. Neticede bunu bir şekilde öğrenen Hulusi Akar bana, Abidin Ünal'a suçüstü yapmamı emretti. Bu suçüstü planının parçası olarak Hulusi Akar, 2. Başkan Orgeneral Yaşar Güler'e, Abidin Ünal'ın katılacağı bir toplantı planlaması emrini verdi. Zamanını da tam Abidin Ünal'ın Cumhurbaşkanı ile gizlice görüşeceği saate ayarlamasını emretti. Org. Yaşar Güler olaydan habersiz, toplantıyı planladı. Tabii, bilerek ve kasten planlanan bu toplantı saatinde Abidin Ünal Cumhurbaşkanının yanında olması gerektiğinden, bir mazeret uydurdu toplantıya katılmamak için. Ve yalan söyledi. 'Abim kaza geçirdi' dedi, toplantıya katılmamak için mazeret uydurdu. Bunun üzerine Yaşar Güler, Abidin Ünal'ın toplantı ile ilgili mazereti ve aralarında geçenleri, benim de bulunduğum ortamda Hulusi Akar'a söyledi. Hulusi Akar da bıyık altından güldü. Ben o bıyık altından gülüşü iyi bilirim, 'Şimdi seni yakaladım Abidin' gülüşüydü o. Ve böylece bana, bu olayı yani Abidin Ünal'ın yalanını çıkarma görevini verdi. Ben de Hulusi Akar'ın doktoru Denizci Tabip Yüzbaşıyı Abidin Ünal'ın hasta dediği, abisinin evine muayeneye gönderdim. Tabii Abidin Ünal'ın bize dediği gibi, abisinin evinde değil. Abisinin de hiçbir şeyden haberi yok. Doğal olarak kaza da geçirmemiş. Ben bu durumu tescillemek için Doktor Yüzbaşıya cep telefonundan fotoğraf çektirdim. Yani Abidin Ünal'ın yalanını belgelemiş oldum. Bu esnada Abidin Ünal Orgenerali aradım. Tabii o daha bunlardan habersiz bana, 'Abimin evindeyim, abimin yanındayım' dedi. Ben de hiç bozuntuya vermeden, 'Geçmiş olsun' dedim ve telefonu kapattım. Sonra olanları Hulusi Akar'a anlattım ve belgelediğim şeyleri de önüne koydum. Hulusi Akar çok mutlu oldu. Sonra ne yaptı, nasıl bir yol izledi bilmiyorum.”

Levent Türkkan da pekala yalan söyleyip, iftira atıyor olabilir.

O halde bizzat Abidin Ünal'ın tanık olarak dinlendiği Genelkurmay Çatı Davası'nın 21 Şubat 2018'deki celsesine gidip, SEGBİS çözümlerinden satır satır okuyalım:

Orhan Yıkılkan (Akar'ın eski başdanışmanı): Mart 2016 gibi bir yakınınızın Çayyolu'ndaki evine Genelkurmay Başkanı bir ambulans ve doktor gönderdi mi? Hatırlıyor musunuz o günü. Hatırlatmak için soruyorum. Ne yakınınızı söylüyorum, ne de efendim herhangi bir şey. Sadece o günü hatırlatmak için. Çünkü ben gününü hatırlamıyorum. Hatırlıyor musunuz?

Abidin Ünal: Tabi tabii gönderdi. Ağabeyimin kazası ifadesi, evet doğru.

Orhan Yıkılkan: Hatırlıyorsunuz değil mi komutanım, o gün sizin de özel bir görüşmeniz var mıydı?

Abidin Ünal: Vardı.

Orhan Yıkılkan: Bu özel görüşmenizle ilgili Hulusi Akar sizin ile görüştü mü komutanım? Hulusi Akar Genelkurmay Başkanı, bu özel görüşmenizle ilgili?

Abidin Ünal: Kendisine aktardım bilgiyi.

Orhan Yıkılkan: Kendisine aktardım bilgiyi, tamam. Arz ederim. Sağolun.

Bir kısım sanıklar müdafii Av. Ayten İzmirli: Şimdi darbeden birkaç ay önce biraz önce sordu sanıklardan bir tanesi, çok açmadı, ama 2016 yılının Nisan sonu ya da Mayıs aylarında Karargâh'tan çıkıyorsunuz şahsi aracınızla, yanınıza emir subayınızı almıyorsunuz ve sizi o arada Genelkurmay'dan çok kişi arıyor, ama bir türlü ulaşamıyor. Sonrasında siz demişsiniz ki, 2. Başkana, 'Benim kardeşim hasta, onun yanına gidiyorum'. Bunu Hulusi Akar öğreniyor ve ağabeyinizin evine ambulans gönderiyor. Ağabeyiniz kapıyı açıyor diyor ki, 'Ben hasta değilim. Nereden çıkardınız, nedir bu kalabalık?' diyor. Siz de bir hışımla E... Beyle geliyorsunuz, doğru mudur?

Abidin Ünal: E.... Bey evet yanımda idi, doğrudur.

Av. Ayten İzmirli: Yani ağabeyinizin hasta olmadığı felan da doğru o zaman.

Abidin Ünal: Hasta olduğu doğru da yani şey değil, hastane olayı değil. Evinde rahatsızdı.

Partigöç'ün iddiaları, dolayısıyla bizim haberimiz külliyen “yalan ve iftira” ise bu nedir?

Ve hadi Ünal'ın talebi üzerine haberimize erişim yasağı konsun; Partigöç'ün savunmasının SEGBİS çözümü yapıldığında ne olacak? “İftira” denilerek, oradan da mı çıkarılması istenecek veya SEGBİS çözümüne de mi erişim yasağı getirilecek?

Müyesser YILDIZ – 15 Mart 2019

Konuyla İlgili Haberler :

FETÖ sanıkları hangi AKP'liyi işaret etti ?

Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen Genelkurmay çatı davasının bugünkü celsesinde, eski general Mehmet Partigöç dün başladığı esas hakkındaki mütalaaya karşı savunmasına devam etti.

Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen FETÖ'nün Genelkurmay çatı davasının bugünkü celsesinde, sözde sıkıyönetim bildirisinin altında ismi bulunan eski general Mehmet Partigöç dün başladığı esas hakkındaki mütalaaya karşı savunmasına devam etti.

Dünkü savunmasında eski Genelkurmay Başkanı, yeni Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar hakkında bazı olaylar anlattığını hatırlatan Partigöç, "Bu adam bu kadar şeyi nereden biliyor denebilir. Şu kadarını söyleyeyim, bugün doğum günü. Kutlu olsun. İnsan bazı şeyleri unutmaz" dedi.

Partigöç, "Kim, nasıl dans ediyor, bilinsin" sözleriyle eski Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal hakkında da şu iddialarda bulundu:

"Düğüne gitmiş, elini kolunu sallayarak Akıncı'ya gelmiş. Duyduğuma göre filo komutanı, 'Vebale giremem. Hazırladığım idari tahkikat raporunu değiştirdi. O çocukları Ünal'ın isteği üzerine ben gönderdim' demiş. Nasıl ki, odamdaki Hulusi Akar'la ilgili belgeler yok edildi, Abidin Ünal'la ilgili olanlar da yok edildi. Terfi ettiğinde Fetullah Gülen'in şu anda tutuklu hangi generalle hediye gömlek gönderdiği, 'Sevgili kardeşim, bugüne kadarki hizmetlerinin devam edeceğinize' yazan not gönderdiğine ilişkin bir belgeydi. Bu evrak yok."

Abidin Ünal'ın Genelkurmay Başkanı'ndan habersiz Cumhurbaşkanlığına gittiğini öne süren Partigöç, şöyle devam etti:

"Bir orgeneral Cumhurbaşkanlığına niye gizli kapaklı gider? Neden amirine yalan söyler? Bunların altındaki gerçekler ortaya çıkarılmadıkça bu darbe anlaşılmaz. Neyle tehdit etmişlerdi veya hangi gizli görev istendi ki, gizli gizli gitti? Bir de H..... konusu vardı. Emekli oldu zaten. Allah mesut etsin."

“ORAYA O KADAR ASKER GİDECEK ŞİRİN ÜNAL FARK ETMEYECEK”

Partigöç, Ünal'dan sonra, "Aynı misyon ve öğretiden geldiği, en samimi arkadaşı" dediği AKP Milletvekili Şirin Ünal'ı hedefe oturtup, şunları söyledi:

"Şirin Ünal niye emekli edildi? Stratejik bir evrak sızdı, medyaya düştü. İnceleme yapıldı, o sorumlu tutuldu. İrticacı denildi. Cemaatle temasa geçip, 'Bir adam bulun, bu işi üstlensin, yırtayım' dediği konuşuldu. Onlar da yüz vermemiş, emekli edildi. Bir ev tuttu. Komşusu kimdi? Cemaatle bağlantısı olduğu için şu an ötelenen eski bir bakan. Onun sayesinde siyasete girdi. Darbe toplantısının yapıldığı söylenen villa, Şirin Ünal'ın villasına kaç metre mesafededir? Kaç yüz metre demiyorum, kaç metre diyorum. Sadece bunu araştırın, yeter. Oraya o kadar asker gidecek, Şirin Ünal farketmeyecek."

“ÖZ YEĞENİ KURMAY FİRARDADIR”

Zekai Aksakallı'yla ilgili olarak, "15 Temmuz'da telefon diplomasisi ile milli kahraman ilan edilen bu kişiyi ben kendisinden daha iyi tanırım" ifadelerini kullanan Partigöç, Aksakallı'nın İmam Hatip'te okuduğunu, son senesinde normal liseye geçip, harp okuluna girdiğini belirterek, şunları anlattı:

"Olabilir, ama bunu niye gizler? Sorduk, 'Ailemin yarısı cemaatçi, Fetullahçı, yarısı AKP'li' dedi. Öz yeğeni kurmay firardadır. Zekai, sihirli bir el değenlerdendir. Akademiyi 9'uncu hakkında kazandı. Zekai'yi şu anda firarda olan Ali Kalyoncu'ya zimmetlediler. Kalyoncu çok zeki, fırıl fırıl bir adam. Her sabah 5'te geliyor, Zekai'yi hazırlıyor, dosyayı eline verip gönderiyor. Ali Kalyoncu'ya o kadar minnettardı ki, terfisi için onun kadar uğraşan yoktu. Ali Kalyoncu'ya, ailesine girersek, o çok derin konu. Devlet sırrıdır. Babası Türkiye'ye nereden gelmiştir? Sonra kozmik oda soruşturmasını bize bağlamasınlar, sorarsanız size özel anlatırım, ama burada anlatmam."

“GİZLİ BİR HABERLEŞME PROGRAMIYLA SEMİH'LE GÖRÜŞTÜ”

Aksakallı'nın "ne kadar yalancı olduğunu ortaya koymak için bir örnek vereceğini” bildiren Partigöç, Yaşar Güler'in Özel Kuvvetler Komutanı olarak o dönem Okul Komutanı olan Ömer Faruk Bozdemir'i düşündüğünü, ancak Hulusi Akar'ın Necdet Özel'e bir dosya getirip, "Bu adamdan olmaz" dediğini öne sürüp, şöyle devam etti:

"Yaşar Paşa bana kızdı. Dosyayı Zekai, Hulusi Akar'a vermiş. Dosyada olan ne? Bir tatbikattan sonra kursiyerlerle bira içmişler. İdari tahkikat yapılmış, 'öğrencilere alkol içirdi' denmiş. Yaşar Paşa'ya, 'Eylül tatbikatlarından sonra çadırlarda rakı masaları kurulmadı mı?' dedikten sonra Yaşar Paşa'ya, bu raporu hazırlayan heyetin başkanın kim olduğunu sordum. Başkan Zekai'ydi. Peki Zekai, Ömer Faruk Bozdemir'i niye sevmiyor? Çünkü Kıbrıs'ta çalıştı. Oradan gelen hiç kimseyi sevmez. Akçeli, gece hayatı işlerini çok iyi bilir. Hatta Bozdemir bunu rapor etmişti." 

Partigöç, Aksakallı hakkındaki iddialarını şu sözlerle tamamladı:

"15 Temmuz'da benim yanıma geldiğinde gizli bir haberleşme programıyla Semih'le görüştü. O program emniyette yok edildi. Bunlar çıktığı zaman Zekai, Semih'e ne söyledi, ortaya çıkar. Benim duyduğum Zekai, 'Sen merak etme, bizim uçaklar uçacak. Sen gel' dedi. Karşı tarafı duymuyordum. Çıkarken, 'Düğün de var' dedi. O zaman biraz daha oturmasını istedim. 'Yok, yok, benim işim var bu gece. Faaliyetimiz var' dedi, gitti. Yüzümün kızarıklığını hatırlıyor da bunları ve ertesi sabah telefonla görüştüğümüzde bana, 'Orada bizim adamlar var. Onları bir topla' dediğini hatırlamıyor. Zekai budur. İltisakları bellidir. Belki son dönemde uzaklaşmış, siyasete dümen kırmıştır."

“NE OLDUYSA HAMAMDA OLMUŞ”

Zekai Aksakallı'nın, "Semih Terzi'nin alınmasını istedim, almadılar" sözünün "zinhar yalan" olduğunu da belirten Partigöç, şu iddiaları gündeme getirdi:

"Birincisi, Terzi'ye söz geçiremezdi. İkincisi, Yaşar Güler, Necdet Özel, Işık Koşaner onu çok severdi. Biz 'alalım' dediğimizde, kendisi 'almayın' dedi. Terzi Irak'tayken geldi, 'alıyorum' dedi. Bu defa ben, 'Almanın usulü belli. Ayrıca en ufak işte Hasan Doğan (Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü)'ı arayıp, hava yapan biri, alamazsın' dedim. Ardından Semih Terzi'yi arayıp, olayın ne olduğunu sordum. 'Sen karışma, seni ilgilendirmez. Bu işler akçeli işler. Aklın ermez' dedi. Zekai bir kaç gün sonra geldi, 'vazgeçtim' dedi. Meğer önceki gelişinde benim yanımdan çıktıktan sonra 3 generalle hamama gitmiş. Ne olduysa, hamamda olmuş."

“AKADEMİDEN BİR SORU SIZMIŞ VE JANDARMAYA GİTMİŞSE…”

Partigöç, savunmasının devamında, "Bu köşe başı adamlar bilinmeli ki, bu iş çözülsün" diyerek, bu defa da Cihat Yaycı, Emin Mert, Ahmet Zeki Üçok ile Hüseyin Kurtoğlu'nu hedef aldı.

Fetömetre'nin mucidi olan Cihat Yaycı hakkında Fetullah Gülen'i ziyaret başta olmak üzere bir dizi suçlamada bulunan Partigöç, "Bunları Fetömetreye yazın, düğmeye basın. Sonuçta Fetullah Gülen'in kendi fotoğrafı bile çıkabilir" dedi. Partigöç, diğer isimlerle ilgili de şunları söyledi:

"Emin Mert, bir dönem cemaatçi, MİT'in angaje elemanıdır. Zeki Üçok'u tanımıyorum, benimle niye uğraşıyor bilmiyorum. Bildiğim, bir dosyası var, Yaşar Güler gelen herkese okutur. Hüseyin Kurtoğlu'nun kardeşi TSK'dan FETÖ'cü diye atılmıştır. Akademiden bir soru sızmış ve jandarmaya gitmişse, götüren budur. Terfi edememesinin arkasında bizi görüyor. Oysa üsteğmenliği döneminden bir dosyası vardı."

“KİM ARZU EDİYORSA ARKASINDA ONLARI ARAMAK LAZIM”

Partigöç, 15 Temmuz'un yeni sistemin kurucu miti olduğunu öne sürerken de, "Bunu kim arzu ediyorsa, arkasında onları aramak lazım. Ha bu bir günde mi oldu? Koca generaller çıkıp, kitap yazıyor. Davaları devam ettiği için Cumhurbaşkanına şirinlik yapıyorlar. Onlar da her şeyi biliyor" dedi.

Çetin Doğan'ın Balyoz'dan, Yaşar Büyükanıt'ın Şemdinli'den değil YAŞ'ta irtica konusunda dönemin Başbakanına söylediklerinden dolayı yargılandığını vurgulayan Partigöç, Yaşar Güler, Necdet Özel dahil hepsinin tepesinde bir Demokles kılıcı sallandığını söyledi.

Partigöç, "Bir şeyler yapılacaktı. Burada birincil rol de siyasetin TSK'daki birinci ayağı Hulusi Akar'dadır" diye konuştu.

Odatv - 12.03.2019

********************************************************************************

"Şükrediyorum ki, Fetullah Gülen'i buraya getiremediniz"

Genelkurmay Çatı davasında sözde sıkıyönetim bildirisinde imzası bulunan Mehmet Partigöç esas hakkında mütalaaya karşı savunmasını yaptı.

Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen Genelkurmay Çatı davasında sözde sıkıyönetim bildirisinde imzası bulunan Mehmet Partigöç esas hakkında mütalaaya karşı savunmasını yaptı.

Partigöç'ün avukatı olmadığı için CMK'dan avukat beklenmesi sebebiyle duruşma gecikmeli başladı. Avukat gelince Mahkeme Başkanı Oğuz Dik, Partigöç'e, "Konuşmak ister misin?" diye sordu. Partigöç kahkaha atıp, "Ne konuşayım?" karşılığını verdikten sonra savunmasına şu sözlerle başladı:

"Ben başlayayım, görüşmeyeyim. Sizin de başınız ağrımasın. İdare, 'Biz bu adam avukat tutamasın diye bunca zulüm, baskı yaptık, bir hakim çıktı avukatla görüştürdü' der. Kendimi değil sizi düşünüyorum. Bu 5'inci avukat. Bir gelen bir daha gelmiyor. Ya korkuyor ya tehdit ediliyor. O yüzden avukatla görüşmeyeyim. İdarenin hedefi bu. Tüm mal varlıklarıma el konuldu. 11 yıl önce emekli olan eşimi bile atıp, maaşını kestiler. İdarenin bu gayretlerine saygı duyuyorum. Çünkü devlete saygı bizim kültürümüzde var."

“BİR SAVCI, 'ŞU İŞLER BİTSE DE BİR RAKI MASASINDA KONUŞSAK' DEDİ”

Delillerin değerlendirilmesi aşamasının atlandığını hatırlatıp, boşanma davasının 3 yılda sürdüğü ülkemizde binlerce yıllık hapis istenen bu davanın 2 yılda bitirileceğini belirten Partigöç, şöyle devam etti:

"Herhangi bir hazırlık yapmadım. Çünkü her yazdığım, konuştuğum takip edilip, çarpıtılıp, medyaya yansıtılıyor. Çamaşırlarımı yıkatmadığımı bile haber yaptılar. Her gün, 'bu adamın savunması nerede?' diye arama yaptılar. O yüzden hiç hazırlık yapmadım. Şiir okuyamam. Vaaz da veremem, çok dini bilgim yok. Yansı yapamam, çünkü generaller bu işle uğraşmaz, proje subayları yapar. Ama dairem komple tutuklu. Neyse hitabetime güveniyorum. İlk savunmamda işkence altında ne söylediysem, benimle aynı bölükte görev yapmış astsubay bana işkence yaparken ne söylediysem, onu söyleyeceğim. İddianameye cevap vermiyorum. Çünkü benim emrimde çalışan herkese işkence yaptılar. Baktılar olmuyor, Serkan Sağ'ın eşini getirip tehdit ettiler. Bir başkasının annesini getirdiler. Ayıptır, yazıktır, günahtır. Siz bana sorsanız söylerdim. Çünkü astlarımın yaptığı veya yapmadığı her şeyin mesulü benim. Ben Hulusi Akar değilim. 'Ben mesul değilim' deyip, efelenerek gezmem."

Partigöç, "Ben niye burada olduğumu biliyorum. 17 YAŞ toplantısında bulundum, dinledim. Ülke buraya nasıl geldi, niye biliyorum. Hatta bir savcı, 'şu işler bitse de bir rakı masasında konuşsak' dedi" dedikten sonra aleyhine ifade verenlerin iddialarını cevaplandırmaya başladı.

“GENELKURMAY'I 29 KİŞİLİK FIRAT ALAKUŞ'UN EKİBİ TESLİM ALIYORSA, HİÇ BUNLARI BOŞUNA BESLEMEYELİM”

Gizli tanıklar Şapka ve Kuzgun kod Hakan Bıyık ile Halil İbrahim Yıldız'ın Savcı Okan Batu tarafından İzmir Casusluk davası için hazırlandığını, bu işin ucu Yaşar Güler'e dokunacak mı, dokunmayacak mı pazarlığı yapılırken, 15 Temmuz olunca burada kullanıldığını öne süren Partigöç, şunları söyledi:

"O kadar salak bir darbe ekibi ki, Foça'daki Halil İbrahim Yıldız'ı Ankara'ya çağırıyor. Hiçbir planlamada böyle bir şey yoktur. Mesela hendek operasyonu yapılacaktı, sadece Ali Osman Gürcan çağırıldı, çünkü onun birliği kritikti. Halil İbrahim niye çağırılır? Adam garabet Yurtta Sulh Konseyi'nde de değil."

Partigöç, aleyhinde ifade veren dönemin Genelkurmay Destek Kıtaları Komutanı Cengiz Aydın'ı suçlarken de şunları anlattı:

"O gece vatandaşlar kapıya dayanmış, 'Hulusi'yi isteriz' diyor. Hulusi kim, bugünün milli kahramanı. Alsalar ne olacaktı? Ona da 'FETÖ'cü' denip, geçilecekti. Destek Kıtaları Komutanından habersiz bırakın içeri adam girmesini, kuş bile uçamaz. Herkes sorumluluktan kurtulmak için birbirini suçluyor. 2 bin kişilik Destek Kıtalarının olduğu Genelkurmay'ı 29 kişilik Fırat Alakuş'un ekibi teslim alıyorsa, hiç bunları boşuna beslemeyelim."

“SİZ GERİ ZEKALISINIZ”

Partigöç'ün savunması sürerken Başkan Oğuz Dik, sanık avukatlarından birisini görüntü almaması konusunda uyardı. Bunun üzerine Partigöç, "Bizim haber değerimiz kalmadı. Bizim görevimiz, yeni rejim için araç olmaktı. Bitti, gündemden düştük" yorumunu yaptı.  Aleyhine ifade veren herkesin, "Partigöç, tatbikat olduğunu söyledi" dediğini hatırlatan Partigöç şöyle devam etti:

"Askerlik yapan herkes bilir, emir komuta ilişkisi olmayan birini kimse dinlemez. Aleyhime en çok ifade verene ya da gidin Ahmet Zeki Üçok'a sorun. Ben geri zekalı mıyım, böyle bir şey söyleyeyim? Söylesem de sadece Destek Kıtaları Komutanına söylerim. Biraz akıllı olun ya. Ben akıllı değilim, siz geri zekalısınız."

Partigöç bunları söylerken Başkan Dik'in esnediğini görünce, "Uykunuz geldiyse, ara verebiliriz" dedi. Bu söz salonda gülüşmelere yol açarken, Başkan  Dik, "İçeri sıcak da ondan" deyip, mübaşirden kapıyı açmasını istedi.

Başka sözleriyle de gülüşmelere yol açan Partigöç, sanıklara dönüp, "Canımı sıkmayın. Askerlik yapın" derken, Başkan Dik'e de, "Ben onların defterini dürerim arada bir hakim bey" açıklamasını yaptı.

“SAVCI OKAN BATO'YA GİDİYOR, 'BEN DE SİZDENİM' DİYOR”

Duruşmanın saat 14.00'de başlayan öğleden sonraki bölümünde savunmasına devam eden Mehmet Partigöç, 15 Temmuz gecesi derdest edilen komutanlardan olan Atilla Gökesaoğlu hakkında şunları anlattı:

"Onun da FETÖ'cü olduğu konuşuluyordu. Savcı Okan Bato'ya gidiyor, 'Ben de sizdenim' diyor, Ankara'ya geldiğinde komutanlara, 'Personelimizin hakkını sonuna kadar savundum' diye ayak oyunu yapardı. Odamdaki belgeler ortadan kaldırıldı. Hangi deliller lehimeydi, hangi deliller şu andaki koca koca generallerin aleyhineydi, ortadan kaldırıldı. Şimdilik ikisini söyleyeyim. Atilla Gökesaoğlu'nun Çorlu'dayken cemaatin çok önemli ismi Hamidullah Öztürk'le (Bir dönen TSK'nın imamı olduğu biliniyor) görüştüğünün belgesi vardı. Tabii bu olunca Atilla Gökesaoğlu birilerini suçlayacak, 'Partigöç benim yerimi tespit etmeye çalıştı' diyecek. O da biliyor, kendisini tutuklayacaklar. Değilse, o gecenin bu kahramanını niye emekli ettiler? Arkasındaki gerçek bu.

Bir diğer isim Ertuğrul Gaziözkürkçü'nün çocukları Cemaat okullarında okumuş. Kendisi FETÖ'yle iltisaklı, fırıldak bir adam. İki taraftan kuyruğunu kaptırmış, ya 28 Şubat'tan ya FETÖ'den tutuklanacaktı. O da emekli edildi. Ancak göreceksiniz bu iki isim FETÖ'den tutuklanacak."

Aleyhindeki ifadelere cevaplarından sonra esas hakkındaki savunmasına geçen Partigöç, sözlerine şöyle başladı:

"Namaz kılmayı bilmiyordum. Şükür namazını öğrendim, kıldım. Şükrediyorum ki, Fetullah Gülen'i buraya getiremediniz. Getirseydiniz eminim o da, 'Talimatı Partigöç'ten aldım' derdi. Bunu derse, ne yaparım bilmiyorum. Böyle bir korkum var" dedi.

Kendilerini getirip götüren jandarmaların bile, "Koğuşta hırsızlık olursa Partigöç çaldı deriz” diye konuştuğunu kaydeden Partigöç, Jandarma Komutanı için, "Aman siyasetin kırbacı duymasın" ifadesini kullanınca, Başkan Dik, sözünü geri almasını istedi. Partigöç de, "Geri aldım" dedi.

“ŞAİBELİ TERFİ VARSA, ONLAR SORUMLUDUR”

Partigöç, 2013-2015 arasında terfi edenlerin tamamının FETÖ'cü olduğu iddiasıyla ilgili olarak da şunları söyledi:

"YAŞ kararlarının yargıya açılmasına kadar, iktidar Genelkurmay'dan giden hiçbir listeyi değiştirmemiştir. İlker Paşa, Işık Paşa, Yaşar Paşa çıkıp da, 'Biz bunları terfi ettirmeyecektik de siyasi irade istedi' diyemez. Ancak diyor, koca koca kitaplar yazıyorlar. Şaibeli terfi varsa, onlar sorumludur. Sadece iki örnek anlatayım. Yaşa Paşa tümgeneralken emeklilik kotasına yaklaşmıştı. Bıçkın bir tümgeneral daha vardı,  Mutlu Arıkan. O terfi edip, İsmail Hakkı Pekin'in yerine İstihbarat Başkanı olacaktı. 15-20 gün kala Mutlu Arıkan'ın ses kaydı düştü. Ergenekon, Balyoz'da yargılananların aleyhineydi. İdari tahkikat heyeti kuruldu. Ses kaydı kriminale gönderildi. Ona ait olduğu şeklinde rapor geldi. O gün tası tarağı topladı gitti. Ortadan kayboldu, hiç konuşmadı. Yerine Yaşar Paşa geldi. Bunu Yaşar Paşa'nın yaptığını zannetmiyorum. Terfi edecek olan İsmail Hakkı Pekin'in yerine ise siyasi irade başka birisini istedi. Bunlar dışında siyasi iradenin terfilere hiçbir müdahalesi yoktur. 2013'ten itibaren ise terfileri belirleyen tamamen siyasi iktidardır." 

Partigöç, Hulusi Akar'ın terfisini ayrıca anlatacağını bildirirken Akar için, "Kayserili değildir. Babasının görevinden dolayı Kayseri'ye gitmiştir. Abdullah Gül'den prestij kapmak için kendini Kayserili ilan etmiştir. Kayseri diasporası siyasette etkin olduğu için damarı kabarmış ve Kayserililiğe dört elle sarılmıştır" ifadelerini kullandı.

Partigöç, Harp okullarındaki şok mangaları konusuna değinirken de, "Peki Harp Okulu komutanları nerede? Hulusi Akar, Yılmaz Uyar, Kenan Hüsnüoğlu nerede? Suç varsa, onlar nerede? Gazoz kapağı mıydı onlar? Hulusi Akar 3 yıl komutanlık yaptı. Herkes suçlanıyor, herkese FETÖ'cü deniyor. Hulusi Akar küfre, sopalamaya nizamiyedeki nöbetçiden başlardı. O kadar etkiliydi. Bunlar olurken, neredeymiş?" dedi.

“SÖZLEŞMELİ ER KANUNU YAZAN BİZİZ”

Kendi dönemlerinde çıkarılan bir çok kanunun halen uygulamada olduğunu veya hazırladıkları projenin 15 Temmuz'dan sonra hemen hemen aynen hayata geçirildiğini savunan Partigöç, şu örneği verdi:

"Mesela sözleşmeli er kanunu yazan biziz. Bunu Başbakan istedi. Gönderirken de, 'Sayın Başbakanın emriyle hazırlanan teklif ektedir' diye gönderdik. Anlamı, 'Biz istemiyoruz'du. Niye istendi. Çok şehit geliyordu. Yükümlü şehit olduğunda tepki farklı, sözleşmelide farklı oluyordu. Toplum yöneticilerin çocuklarının nerede olduğunu soruyordu. 'Kritik yerlere sözleşmeli alınsın' dendi. Madem biz kötüyüz, hainiz, terör örgütüne çanak tuttuk, bunları niye kaldırmıyor veya değiştirmiyorsunuz?"

Partigöç, bir telefon trafiğini açıklarken de askerlik dağılımın bilgisayarla yapıldığı ve müdahale edilmediği söyleminin yalan olduğunu, komutanların buna girdi yapma salahiyeti bulunduğunu, Akar ve diğer komutanların çocuklarının Çanakkale ve civarında askerlik yaptığını öne sürdü.

“NECDET ÖZEL, ‘HULUSİ’NİN GELİŞİ YANLIŞ’ DEDİ”

Savunmasının devamında Gökhan Sönmezateş’e emir verdiği iddiasını cevaplandıran Mehmet Partigöç, “Ben o kadar geri zekalı mıyım? Gökhan birisine ateş etmiş mi? Aliağa körfezinde kumda oynayan bir ekip onlar. Ben böyle bir şey yapacak olsam muharip geçmişi olan bir yığın adam varken, onunla mı iş tutacağım” dedi. Partigöç’ün bu sözleri salonda gülüşmelere yol açtı ve herkes Sönmezateş’e baktı.

Partigöç’ün asıl ilginç iddiaları bundan sonra geldi. Darbe olayının nasıl olduğunu anlamak için bazı isimleri tanımak gerektiğini belirten Partigöç, özetle şunları anlattı:

“Bu davada en çok ismi geçen Hulusi Akar. Halk o gece Genelkurmay’ın kapısına dayanıp ‘Hulusi’yi isteriz’ dedi. Çünkü böyle bir algı oluşturulmuştu. Bu algıyı kim oluşturmuştu; Biraz Balyoz ve Ergenekon’dan yargılananların gayretleri, buna çanak tutan poliste oluşturulan bir birim ve bazı siyasiler onu hedefe koymuştu. Kod Abdullah ifadesinde, ‘Hulusi Akar darbe yapacak’ diye brifing verdiklerini söyledi. Tabi Hulusi bir gün güçlenirse ne yapar diye düşünmedi. Garibim bilmiyordu. Akar güçlendi ve defteri dürüldü ayazda kaldı. Hulusi bugün diyor ki, ‘hainler ayrıldıkça güçleniyoruz.’ Oysa sen de aynıydın, aynı ithamlara sahiptin. Pozat’ta iki yıl tugay komutanlığı dışında kıta görevi yok. Özel kalem, yurtdışı, harp okulu komutanlığı. Aslında harp okulu komutanlığının üçüncü senesinde alınarak, ipi çekilmiş defteri dürülmüştü. Sonra birileri araya girdi. Bu araya girenler siyasetçiler miydi, FETÖ’cü müydü, FETÖ müydü, CETÖ müydü bilmiyorum. Ancak, özellikle Işık Paşa’nın istifasından sonra, bir şeyler değişti ve önü açıldı. Kim bu sihirli değneği Hulusi Akar’a değdirdi. Kimse bunu araştırmıyor. Hulusi Akar’ın sisteme dahil edilmesi gerekiyordu. Necdet Özel giderken, kuvvet komutanlarının ordu komutanlığı yapmış olanlardan atanmasına ilişkin bir kanun teklifi hazırlamamızı istedi. Ben de bunun hüllesi yapılır dedim ancak Necdet Özel, ‘Hulusi’nin gelişi yanlış. Bu ordunun siyasallaşmasıdır. Üç gün sonra milleti parti binalarından toplarız’ dedi. Kanun teklifini yazdım, önce Yaşar Güler Paşa’ya gösterdim. Kendisinin önünü kesmek için yazdığımızı zannederek kızdı. Durumu açıkladım. Sonra bunu Milli Savunma Bakanlığı’na gönderdik. Necdet Özel komutanın tahmini doğruymuş, Hulusi Akar’ın siyasi gücü varmış. O teklif Milli Savunma Bakanlığı’nda kaldı.

“HULUSİ İLE NE YAPACAKSINIZ YAPIN”

Necdet Paşa çok sinirlenmişti. Giderken de, ‘Başımıza geleceklerden siz sorumlusunuz Hulusi ile ne yapacaksınız yapın’ dedi. Bize, Balyoz, Ergenekon kumpasını kuranlara ilişkin bir isim listesi gelmişti. Bu listenin içinde Hulusi Akar’ın da adı vardı. Bunu bana ikinci başkan Yaşar Güler vermişti, ona da bir polis vermişti. İşte bir sihirli el bu listeyi de yok etti. Hepimizin MASAK raporu isteniyor. Hulusi Paşa’nın eşi ve çocuklarınınkini de isteyin. TSK’daki tüm Genelkurmay çalışanları personele mal beyanı vermek zorundadır.  

Şimdi size yine bir evraktan söz edeceğim. Hulusi Akar’ın 15 Temmuz’dan 2-3 ay önce çocukları adına TOKİ’den ikişer ev aldığı, ödemeyi nakit yaptığı ve bunu MİT’te çalışan emekli bir albay üzerinden yaptığı doğru mu incelensin. Bunu niye beyan etmedi, bu para nereden geldi sorulsun. Bunları anlatsın, sonra gelsin bizi burada gömsün, çünkü o bize ölmeyi emreden komutanımızdır. Bulmuşlar üç beş garip astsubayı yargılıyorlar. Bir komutanımız hakkında bunları söylemek istemezdim. Ama astsubayı, çavuşu savunamayan bir orgeneral bunları hak ediyor. Sen gel o evleri nasıl aldığını anlat. Aynı evrakta şu yazıyordu, ‘para evinden eşinden nakit olarak alınmıştır.’ Bu TSK’da hiçbir şey gizli kalmaz. Hatırlanacaktır, bu haber konusu da oldu; Hulusi Akar Balyoz’dan yatanları cezaevinden ziyaret ettiğinde, ‘Üzülürseniz büzülürsünüz’ gibi şeyler de söylemişti. Orada yatanlarda çok tepki göstermişti. Bunun üzerine Yaşar Paşa bana ‘git kendileri ile görüş’ dedi. Gittim, görüştüm. ‘O gelmesin bize bunları söyledi’ dediler. Bunu söyleyen Hulusi Akar şimdi onlara şirin görünmeye çalışıyor. ‘Balyoz belgeleri gerçekse bu bir darbe planıdır’ diyen binbaşı, Hulusi Akar Paşa göstermeden o raporu veremez.

Bir başka olay…

“HULUSİ AKAR’IN DARBEDEN SONRA KURTARILDIĞI SÖYLENİYOR. KİM KURTARMIŞ, NASIL KURTULMUŞ BU YOK”

İstanbul’da gittiği bir terzi var. Cavit Çağlar da oraya gidiyor. Oradaki bir takım şeyler oradan Aleksandr Dugin’e itikal etti. Orada kimlerle ne bağlantılar kurdu, gelip bunları anlatsın. Bunlar arasında en masum Yaşar Paşa, o da çıkarına bakar ayrı mesele. Hulusi Akar kuvvet komutanı iken beni çağırdı. Genelkurmay Başkanı olacak. Yapılacak planlamalar ile ilgili bilgi istiyor. ‘Yaşar Paşa’yı ne yapıyorsunuz’ diye sordu. Öncesinde biz Yaşar Paşa ile konuşmuştuk, 2’nci Ordu komutanı olmasını. Çünkü terörle mücadeleyi bilen o dur. Özel Kuvvetleri, Özel kuvvetler yapan Zekai sa..ğı değil, Yaşar Paşa’dır. Ben 2’nci Ordu komutanlığı meselesini Hulusi Paşa’ya dediğimde, ‘Salak mısın lan. Oraya gidecek bir yığın adamla iş bağlayacak. 2’nci Başkan olarak kalsın. Ben onu zaptırat altına alırım’ dedi. Hakikaten de adamcağıza sabah 9’dan 1’e kadar iş veriyordu. 1’den 8’e kadar da evrak okutuyor idi. Adamcağızı akşama kadar orada meşgul ediyor sonra piyasaya salıyordu. Hulusi Akar Paşa’nın ilmi siyaseti çok güçlüdür, çok zekidir. Son olarak o gece Hulusi Akar’ın darbeden sonra kurtarıldığı söyleniyor. Kim kurtarmış, nasıl kurtulmuş bu yok. Çerez yemiş, çayını kahvesini içmiş. Hemen hanım aklına gelmiş, onu arıyor. TSK donla dışarıda. Zekai’de öbür taraftan karıyı teselli ediyor.”

Saat 18 olduğunda Partigöç’un savunmasına yarın devam edilmesi üzerine duruşmaya ara verildi.

Odatv – 11 Mart 2019

Yazarlar