muyesser yildiz5

Erdoğan’ın o ziyareti çok önemli gelişmelere gebe!

Erdoğan bugün İngiltere'ye giderken, Kraliçe Elizabeth'le biraraya geleceklerini,

Başbakan Thresa May ile de “Ekonomi, güvenlik, savunma, terörle mücadelenin” yanısıra, “İki garantör ülke olarak Kıbrıs'la ilgili son durumu gözden geçireceklerini” açıkladı.

O halde İngiliz mutfağında PKK/PYD ve Kıbrıs konusunda neler pişirildiğini hatırlatalım.

Önce kısaca PKK/PYD meselesi:

Geçen yıl bu zamanlardı, İngiliz Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi Türkiye ile ilgili bir rapor yayınladı. İktidar ve medyası, bu raporun sadece “15 Temmuz darbesini FETÖ'nün gerçekleştirdiğine dair somut belge yok” kısmını tartıştı. 

Oysa raporda, “PKK, YPG ve Türkiye'nin Kuzey Suriye Politikası” başlıklı bir bölüm de vardı. Burada Türkiye ve PYD için “İki ordu” ifadesi kullanılıp, hükümetin bunlar arasındaki savaşı sona erdirmek için nasıl çalışacağını açıklaması isteniyor, PKK konusunda ise şu tavsiyede bulunuluyordu:

“Türkiye'yi, PKK ile barış sürecini yeniden başlatmaya ikna etmek için kararlı bir çaba göstermenizi öneririz. Bu, Türkiye'nin Kürt kültürel kimliğini tanıması ve etkinleştirmesi için destek, Türk, Kürt ve uluslararası çıkarların daha geniş bir şekilde uzlaştırılmasına temel olacak sürdürülebilir yerel özerklik tartışmasını da içermelidir.”

Bilindiği gibi, geçen 11 Nisan'da AKP Grup Başkanvekili Mehdi Eker, Enerji ve Tabi Kaynaklar eski Bakanı Taner Yıldız ve İçişleri eski Bakanı Efkan Ala, “PKK'nın İngiltere temsilciliği” olarak nitelendirilen Democratic Progress Institute (DPI)'de temaslarda bulundu. Ziyaretten hemen sonra da DPI Başkanı Kerim Yıldız, “Çözüm süreci yeniden başlamalı” dedi.

Ankara, gerek eski bakanların temasları, gerekse Yıldız'ın çağrısı karşısında sessizliğini korudu.

Gel de bu gelişmeler ve sessizlik karşısında, “ABD çözümü olmadı, İngiliz çözümünün yolu mu yapılıyor?” diye sorma!..

GARANTÖRLÜĞÜN NESİ KONUŞULACAK?

Ancak en çok Erdoğan'ın açık seçik, “İki garantör ülke olarak Kıbrıs'la ilgili son durumu gözden geçireceğiz” demesi dikkatimizi çekti. 

Neden mi?

2004'ten itibaren anlatalım:

Rum kesimi Annan Planı'nı reddedikten sonra yine İngiliz Avam Kamarası Dış İlişkiler Komitesi bir Kıbrıs raporu hazırladı. Daha o zaman Türkiye'nin Ada'dan askerlerini çekmesi gündeme getirilip, “Kıbrıs'ın güvenliğinin NATO veya AB güçlerince sağlanması” önerildi. İngilizlerin teklifi, “Çok uluslu kuvvet” idi ve adı da “Kıbrıs'ın arkadaşları” olarak kondu. Bundan sonraki müzakerelerin de BM'den ziyade, AB gözetiminde olması istendi. 

Sözkonusu rapordan ilginç bir ayrıntı daha; İsrail’in Gazze’den çekileceği hatırlatılıp, ne benzerlik varsa, Kıbrıs’ın güvenliğin inşasında da benzer bir yöntemin hesaba katılmasından söz edildi. 

Ne tesadüf tam o günlerde dönemin Başbakanı Erdoğan da durup dururken, Kıbrıs’ı Lübnan’a, Türkiye’yi Suriye’ye benzeterek, “Mevcut politikaları sürdürmüş olsaydık, birileri gelir, ‘Kıbrıs’tan çıkın’ derdi. Bir yere kadar dayanır, ondan sonra kuzu kuzu çıkardık” açıklamasını yaptı. 

Sadede gelirsek;

AKP iktidarı döneminde defalarca masaya oturuldu. Masada, BM'nin yanısıra İngilizlerin önerdiği üzere “gözlemci” olarak AB de yerini aldı. Her defasında sadece Rum-Yunan ikilisi değil tüm emperyalist ülkeler, “Garantörlüğün sona ermesi ve işgâlci Türk askerinin çekilmesi” şartını koştu.

KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı'nın geçenlerde yeşil ışık yaktığı, “Garantörlük ve asker çekmenin” yer aldığı Guterres Planı'nın konuşulduğu son Cenevre görüşmeleri öncesinde ise şunlar yaşandı:

- Yunanistan ve Rum kesimi, garantörlüğü sonlandırmak için ortak çalışma grubu kurdu. Bir diğer garantör ülke İngiltere'nin o dönemki Dışişleri Bakanı Philp Hammond, “Londra'nın garantiler konusunda esnek davranacağını” açıkladı.

- Kıbrıs'ta garantörlüğü NATO veya AB'nin üstlenmesi konuşuldu.

- İngiliz Parlamento Başkanı Rum kesimini ziyaret ettikten sonra, “Kıbrıs sorununa siyasi çözüm bulunması ve Maraş'ın geri verilmesi” için Avam Kamarası'na bir teklif sundu. Teklif oy birliğiyle kabul edildi.

- BM Güvenlik Konseyi, ABD'nin de desteğiyle Singapurlu raportöre “Kıbrıs'ta çözümün” finansmanla ilgili rapor hazırlattı.

- Cenevre görüşmeleri sırasında, Türkiye'nin Kıbrıs'ta yüzde 80 asker azaltma teklifinde bulunduğu öne sürüldü. İddia yarım ağızla yalanlandı. Bu arada AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker Türkiye'yi, “Para lâzım olunca bizi hatırlarsınız” diye tehdit etti.

Gerek KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı, gerekse Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, hem öncesinde hem sonrasında Cenevre'nin son konferans olduğunu müzakere olduğunu açıkladığı halde kısa bir süre sonra Çavuşoğlu, şunu söyledi:

“Bu sonuç BM iyi niyet misyonu parametreleri içerisinde bir çözümün imkânsızlığını ortaya koymuştur. Artık bu parametrelerde ısrar etmenin anlamı da kalmamıştır.”

Ardından Erdoğan, “Uzun çabalardan sonra geldiğimiz bu tablo, Kıbrıs sorununa BM iyi niyet misyonu parametreleri çerçevesinde bir çözüm bulunmasının imkânsızlığını ortaya koymuştur. Artık bu parametrelerde ısrar etmenin bir anlamı yoktur. Türkiye, sorunun çözümüne farklı parametrelerle katkı sağlama çabalarını yine sürdürecektir. Aynı tutumu ilgili tüm taraflardan bekliyoruz. Olmadığı takdirde şüphesiz ki B planı, C planı, bunlar da düşünülmeye başlanacaktır” dedi.

Düşünülmeye başlanması istenen ve beklenen “B-C planları”; 

KKTC'nin tanınması için çalışmalara başlanması ve Ada'da kalıcı bir üs kurulması idi.

Ancak daha dün, “Filistin'i tanımayan ülkelerin tanıması için yoğun çaba sarf ettiklerini” açıklayan Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ve diğer yetkililerin Kıbrıs konusunda bunu ağzına almamasının sebebi nedir?

İngiliz planı veya “Parametresi” mi bekleniyor?

HULUSİ AKAR İYİ GÜZEL KONUŞTU DA…    

Neyse ki, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar birkaç gün önce Efes-2018 tatbikatında şöyle konuştu:

“Türkiye, Ege Denizi’nin bir barış, dostluk ve iş birliği denizi olması için iyi niyetle her türlü çabayı göstermektedir. Tüm denizlerimizde ülkemizin ve milletimizin uluslararası hukuk ve anlaşmalardan kaynaklanan hak ve menfaatlerini koruma azim ve kararlılığında olan TSK, bir oldu bittiye asla müsaade etmeyecektir. TSK, Doğu Akdeniz’de de Türkiye’nin ve Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin hak ve menfaatlerini korumaya, Kıbrıs Adası’nda uluslararası garanti ve ittifak antlaşmaları doğrultusunda barış ve güvenliğin teminatı olmaya devam edecektir. TSK, gerek Ege Denizi’nde gerek Doğu Akdeniz’de her türlü tedbiri kararlılıkla almaktadır.” 

Sözler güzel. Ancak askeri okulların ve GATA'nın kapatılmasında dahi Akar'ı dinlemeyen iktidar, Kıbrıs ve Ege'de mi dinleyecek?

Keşke Akar, Abdullah Gül'e yaptığı gibi, Guterres Planı'na yeşil ışık yakan KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı'ya da bir “Nezaket ziyaretinde” bulunsaydı da Ankara'nın Kıbrıs konusunda ne denli “Kararlı” olduğunu görseydik!..

Erdoğan'ın İngiltere ziyaretinin her anlamda çok önemli gelişmelere gebe olduğu anlaşılıyor.

Son olarak, ziyaret programına vesile olan Türk İngiliz Tatlıdil Forumu hakkında küçük bir hatırlatma: 

2011 yılında kurulan bu forumun İngiliz eş başkanı olan Jack Straw, Dışişleri Bakanlığı döneminde Türkiye-AB ilişkileri konusunda, “Biz ayının derisini öldürmeden yüzeriz” diyen, dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün de “Cumhuriyet nişanı” taktığı birisi!..  

Müyesser YILDIZ – 13 Mayıs 2018

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yazarlar

Cloudy

16°C

Istanbul