muyesser yildiz5

ABD Büyükelçiliği'ne "sille" önerileri…

ABD'ye mi, günahı sevabı, doğrusu yanlışıyla yine bir döneme ve Ankara'nın hafızasına mı silledir;

Bunu takdirlerinize bırakıp, ABD Büyükelçiliği ile ilgili bir başka olaya geçelim...

Konumuz, ABD'nin teröristleri ayan ve beyan desteklemesi...

Tepkimiz, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın'ın, Trump'un Ulusal Güvenlik Danışmanı Korgeneral McMaster'le görüşüp, “Türkiye ile ABD'nin uzun vadeli stratejik ortaklık ilişkisinin teyid edildiğinin” açıkladığı günün ertesinde Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin, ABD'nin Washington Büyükelçiliğinin bulunduğu caddenin “Nevzat Tandoğan” olan isminin “Zeytin Dalı” olarak değiştirilmesi için adım atması!..  

Millet, “İncirlik, Kürecik kapatılsın” derken, ABD'ye ne “müthiş ve öldürücü” bir misilleme!..

Buna da şükür!.. Lâkin önce hatırlatacaklarım, sonra da iki önerim olacak. 

2012 yılında “Vatandaşın karmaşa yaşamaması” gerekçesiyle Ankara'nın meşhur meydanının Nevzat Tandoğan olan isminden Nevzat çıkarıldı. 2015'te ise AKP'li Belediye Meclis üyelerinin önerisiyle Tandoğan da atılıp, buraya “Anadolu meydanı” adı verildi. Değişikliğe CHP'li üyeler ret oyu verirken, MHP'liler çekimser kaldı.

Peki Nevzat Tandoğan'a duyulan tepkinin sebebi neydi?

Hem CHP İl Başkanlığı, hem Belediye Başkanlığı, hem de Valilik yapması sebebiyle “Tek parti döneminin” simgesi sayılıyordu...

O günlerde iktidar medyasının bir bölümü değişikliği, “Said-i Nursi'ye zulmeden Tandoğan'ın adı silindi” başlığıyla alkışladı. Bu, bir başka sorun daha olduğunu gösteriyordu. Vali Nevzat Tandoğan'ın 1943'te Çankırı'dan Ankara'ya gelen Said-i Nursi ile kılık kıyafeti yüzünden şiddetli bir tartışma yaşadığı, ona zorla şapka giydirmeye çalıştığı hatırlatıldı...

Tandoğan için, “Zalim... Ceberrut... Jakoben Kemalist Cumhuriyet'in sahadaki Yakup Celim'i... Kent ırkçısı” dendi.   

Tandoğan Meydanı değişikliğinin mürekkebi kurumadan da şu talep dillendirildi:

“Adı başkentin en büyük meydanından silinen tek partinin baskıcı valisi Nevzat Tandoğan'ın ismi şimdi de bir caddede yaşıyor. Ankara Büyükşehir Belediyesi bu caddeye de baskılardan nasibini alan Said-i Nursi veya Aşık Veysel’in adını verecek.”

Kastedilen, işte şimdi “Zeytin Dalı” adının verilmesi düşünülen bu caddeydi. 

Bizzat yeni Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tuna'nın, “Hayırlı olsun, aziz şehitlerimizin ruhu şad olsun” diyerek önerdiği isim değişikliği Belediye Meclisi'nde yarın görüşülecekmiş. 

Melih Gökçek döneminde, “Said-i Nursi veya Aşık Veysel” olamadı, şimdi “Zeytin Dalı” olacak.

Medyamız bu parlak fikri, “ABD'ye sille” olarak nitelendirdi.

ABD'ye mi, günahı sevabı, doğrusu yanlışıyla yine bir döneme ve Ankara'nın hafızasına mı silledir; Bunu takdirlerinize bırakıp, ABD Büyükelçiliği ile ilgili bir başka olaya geçelim.

O BARİYERLER UĞRUNA...

2004 veya 2005'ti; bir sabah uyandık ki, Büyükelçiliğin etrafı bariyerlerle çevrilmiş, kaldırımlar resmen işgâl edilmiş.

Ankara Barosu Avukatlarından Tezcan Çakır, Ankara 12. İdare Mahkemesi'ne iptal davası açtı.

Mahkeme, kaldırım üzerindeki bu yapılaşmayı hukuka aykırı bularak, işlemin yürütmesini durdurdu.

Tezcan Çakır, yargı kararının uygulanması için Valilik ve Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na başvurdu. Ancak bariyerler sökülmedi.  

Çakır, bu defa mahkeme kararını uygulamadıkları için dönemin Ankara Valisi ve Melih Gökçek hakkında 22. Asliye Hukuk'a dava açtı. Davalılar, sorumluluğu birbirine atarken, yargılamanın ilerleyen aşamalarında Gökçek, kararın uygulanmasının diplomatik krize yol açacağını, dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün de bu yönde görüş bildirdiğini söyledi. Bir anlamda kararı bilinçli olarak uygulamadığını itiraf etti. Yazılı savunması şöyleydi:

“ABD’nin bilinen siyasi ve politik durumu karşısında Ankara Büyükşehir Belediyesi, hükümeti ve Amerika Birleşik Devletleri’ni karşısına alabilecek eylemde bulunmaktan kaçınmıştır.” 

Neticede mahkeme, “yetki kargaşası” olduğu gerekçesiyle davayı reddetti. Ancak Yargıtay, Melih Gökçek'in sorumlu olduğunu belirterek, kararı bozdu.

2009 yılında davayı yeniden gören 22. Asliye Hukuk Mahkemesi Gökçek'in, “Yargı kararını uygulamadığı” için “İlân yoluyla kınanmasına” karar verdi. Karar, niteliği itibarıyla bir “ilk”ti.   

4 ay sonra bu defa da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, yine Tezcan Çakır'ın suç duyurusu üzerine sözkonusu bariyerlere ilişkin yargının verdiği yürütmeyi durdurma kararına uymayarak, görevini kötüye kullandığı iddiasıyla Melih Gökçek hakkında 1 yıldan 3 yıla kadar hapis istemiyle dava açtı.  

Gökçek hakkında soruşturma açılmasına önce izin verilmedi. Sonra verildi. Konu Danıştay'a gitti. Neticede beraat etti vs. 

Bariyerler mi? Hâlâ duruyor.

Öneri 1- Ankara Büyükşehir Belediyesi, Nevzat Tandoğan Caddesi'nin adını değiştirmeden önce, mahkeme kararını uygulayıp, bunları yıksa ve kaldırımlarımızın işgâlini sonlandırsa, ABD'ye daha etkili bir “sille” olmaz mı?

NEDEN PARİS CADDESİ DEĞİL? 

Elbette ABD Büyükelçiliği'ne mutlaka “Zeytin Dalı” sillesi de vuralım.

Ama neden akla hemen Nevzat Tandoğan Caddesi geldi ki?

Büyükelçiliğin öbür tarafında da bir cadde var; Adı Paris Caddesi.

Öneri 2- İşte bu caddenin adı “Zeytin Dalı” yapılsa, sadece ABD değil, operasyonumuz için “işgâl” uyarısında bulunma hadsizliğini gösteren Fransa Cumhurbaşkanı Macron'a da haddi bildirilmiş olmaz mı?

Müyesser YILDIZ – 13 Şubat 2018 – Odatv

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yazarlar

Partly cloudy

27°C

Istanbul