muyesser yildiz5

Bambaşka ve yeni bir durumla karşı karşıyayız!

Acaba “FETÖ”nün Burak Akın'a yaptığı ve dayanamayıp, teslim olmasına yol açan baskının mahiyeti nedir?..

Hem TSK'da hem Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Güler'in etrafında ilginç olaylar cereyan ediyor.

Dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Salih Zeki Çolak'ın koruma müdürlüğünden sonra Güler'in koruma müdürü olarak göreve devam ettiği bildirilen Yüzbaşı Burak Akın'ın, “Ben FETÖ üyesiyim” diyerek teslim olup, “Örgütün kendisine baskı yaptığını ve bu baskılara dayanamadığını” söylemesi şok etkisi yarattı.

İlerleyen saatlerde Anadolu Ajansı da polisteki sorgusu devam eden Akın'ın, kendisinden sorumlu olan örgüt imamlarının isimlerini verdiğini aktarırken, Akın için yine “Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Güler'in koruma subayı” ifadesini kullandı.

Güler'in yakın çevresinden aldığımız bilgiye göre ise Akın koruma müdürü olmadığı gibi, Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nda da çalışmıyormuş. Güler'in bu göreve gelmesinden sonra asli kadrosunun bulunduğu Özel Kuvvetler Komutanlığı'na dönmüş.

Öyleyse Akın'ın ısrarla Güler'in koruma müdürü olduğunun vurgulanmasının sebebi nedir?  

YAŞAR PAŞA'YA VİRÜS MÜ BULAŞTIRDILAR?

Verilen ilk haberde Burak Akın'ın, “Örgütün kendisine baskı yaptığını ve bu baskılara dayanamadığını” söylediği belirtilince, akıllara ilk Yaşar Güler'e yönelik “tehdit” geldi.

Bunun nedenini anlamak için Orgeneral Güler'in yaşadıklarını hatırlamamız gerekiyor.

Hulusi Akar Genelkurmay Başkanı olunca emir subayı Mehmet Akkurt'u 2. Başkan Yaşar Güler'e “emanet” etti. Güler, Akkurt'un “FETÖ”cü olduğunu bildiği halde Akar'ın isteğini kıramadı ve onunla çalıştı. Yakın çevresi, Güler'in Akkurt'u etrafından uzak tuttuğunu vurgulasa da darbeden sonra tutuklanan bazı isimler Güler'in onu “oğlu gibi sevdiğini” öne sürdü.

Akkurt'tun 15 Temmuz gecesi fonksiyonuna gelince; Darbe mesajlarına dair CD'yi birliklere çekilmek üzere Personel Başkanlığına onun götürdüğü ve “Yaşar Paşa'nın emri dediği” söylendi. Sonrasında Yaşar Güler'i derdest edip, götürenin de Akkurt olduğu ortaya çıktı. Akkurt, Yaşar Güler'i götürürken yaşanan çatışmada öldürüldü.

Yaşar Güler-Mehmet Akkurt ilişkisinden devam edelim:

Ankara'da görülen Genelkurmay çatı davasının 23 Kasım 2017'deki celsesinde Güler'in özel sekreter yardımcısı eski binbaşı Recep Özkan savunma yaptı. Mehmet Akkurt'u Hulusi Akar'ın emir subayı yaptığını, Genelkurmay Başkanı olunca da Yaşar Güler'e bıraktığını, Akkurt'un son 1 aydır kurs gördüğü için sadece hafta sonları geldiğini, 2. Başkan Güler'in onu görmekten mutlu olduğunu anlatan Özkan şu iddialarda bulundu:

“Mehmet'in ikisi nezdinde de ayrı bir yeri vardı. İşini iyi yapan, çok ketum, hayır demeyi bilen biriydi. Niye bu kadar güçlü bir figürdü? İşini yaptığı için Yaşar Paşa emirlerini onun üzerinden verirdi. Yaşar Paşa'dan çok ondan çekinilirdi. Mehmet o gecenin çok önemli adamı. Yaptığı şeylerin düz olduğunu sanmıyorum. Yaşar Güler'in oğlu gibiydi. Göz damlasını damlatır, maydanoz suyunu hazırlardı. Yaşar Paşa Haziran 2015'te ağır bir hastalık geçirdi. GATA'da yattı. Bir imza atamayacak kadar dermansızdı. Mehmet sabahlara kadar her türlü mahrem ihtiyacını gördü.”

Şimdi burada duralım ve Burak Akın'ı araştırırken ulaştığımız bir bilgiyi aktaralım: 

İddia o ki, Yaşar Güler'in GATA'ya yatmasının sebebi tifo virüsünün bulaştırılmasıymış. Bunu yapan da Mehmet Akkurt'muş. Yaşar Güler az daha öldürülüyormuş, olay gizlenmiş. Mehmet Akkurt'un ölümünden sonra Yaşar Güler tansiyon rahatsızlığı dahi yaşamamış.

İşte bu yüzden böylesine risk altında olan bir ismin koruma müdürlüğünü “FETÖ”cülüğü ancak kendi itirafı üzerine ortaya çıkan birisinin yapması şaşkınlık ve endişeyle karşılandı. Neyse ki, değilmiş!..

"FETÖ'CÜ" İSE NİYE VURDULAR?

Burak Akın'a gelince;

15 Temmuz'da MİT'e gelen ihbardan sonra Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'ın emriyle durumu kontrol için Kara Havacılık Komutanlığı'na giden dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Salih Zeki Çolak'ın yanındaydı.

Dönüşte Genelkurmay'a geldiklerinde Çolak derdest edilirken, başından vurulmaktan son anda kurtulduğu söylenen Akın da iki bacağından vurulmuş, sonrasında “kahraman” ilân edilerek ödüllendirilmişti.

Haliyle herkesin aklına, “Burak Akın FETÖ'cü ise niye vurdular?” sorusu geliyor.

İki ihtimal var:

Malûm hücre tipi çalışan “FETÖ'cüler” iki kişi dışında birbirlerini tanımıyor, “Bundan olabilir” deniyor.

İkincisi, “Kilit isimleri gizlemek için hedef saptırma amaçlı vurmuşlardır” yorumu yapılıyor ki, o zaman durum TSK açısından vahim ötesi demektir. Sözde sıkıyönetim görevlendirme listesi ile itirafçı ve gizli tanıkların verdiği isimler başta olmak üzere çok şeyin yeni baştan sorgulanması gerekir.

KOMUTAN "SANA GÜVENİYORUZ" DEDİ   

Şimdi de Burak Akın'ın 15 Temmuz'la ilgili ifadelerine bakalım.

Darbe teşebbüsünden sonra dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Salih Zeki Çolak'ın koruma müdürlüğünü yapmaya devam eden Akın 13 Aralık 2016'da Cumhuriyet Başsavcılığı'na tanık sıfatıyla verdiği detaylı ifadede, o gün ve gece yaşananları en ince detaylarına kadar anlattı. Nasıl vurulduğuna, kendisine ilk tıbbi müdahaleyi kimlerin yaptığına, ambulansla Genelkurmay revirine nasıl götürüldüğüne dair bilgilerden sonra ise şöyle konuştu:

“Revirde yanıma yine koruma timim de görevli Teoman Yıldırır geldi. Kendisine, 'Ne oluyor?' diye sorduğumda, 'Ben de bilmiyorum' şeklinde cevap aldım. Bir süre sonra telefonu ile konuşurken telefonu bana uzatarak, 'Özel Kuvvetler Komutanı Tümgeneral Zekai Aksakallı sizinle görüşmek istiyor' diye söyledi. Ben de bunun üzerine telefonu alarak kendimi tanıtıp, telefon görüşmesine başladım. Bana telefonda, 'Oğlum orada ne oluyor?' diye sorduğunda ben de, 'Özel Kuvvetlerden bir ekibin burada olduğunu, Sayın Kara Kuvvetleri Komutanı Salih Zeki Çolak'ın derdest edildiğini, buna engel olmaya çalışırken Yarbay Halit Kazancı tarafından vurulduğumu' kendisine ilettim. Kendisi de bana, 'Bu işin bir ihanet şebekesi tarafından yapıldığını ve sana güveniyoruz' şeklinde sözler söyleyerek telefon görüşmesini sonlandırdık.”

15 Temmuz'dan 5 ay sonra Savcılıkta bunları anlatan Burak Akın'ın, olaydan hemen sonra Genelkurmay'da yürütülen idari soruşturma sırasında el yazısıyla verdiği ifadede ise Aksakallı'yla konuşmasından söz etmediğine dikkat çekip, Aksakallı'nın ifadesine geçelim.

Aksakallı, “Saat 23:15 sularında Genelkurmay Başkanı, Genelkurmay 2. Başkanı ve Kara Kuvvetleri Komutanına direk ulaşamaması üzerine, Koruma Astsubayı Makbul Uluğ vasıtasıyla Kara Kuvvetleri Komutanı Koruma Astsubayı Teoman Yıldırır'a ulaştıklarını, Teoman Yıldırır'dan Kara Kuvvetleri Komutanının Genelkurmay Karargâhı girişinde derdest edildiğini, bu esnada çıkan çatışmada Kara Kuvvetleri Koruma Astsubaylarından Bülent Aydın'ın şehit olduğu, Kara Kuvvetleri Komutanı Koruma Müdürü Yüzbaşı Burak Akın'ın da iki bacağından yaralandığını, Burak Akın'a revirde müdahale edildiğini öğrendiklerini, Burak Akın ile telefonla görüşerek, durum hakkında bilgi aldığını” söyledi.

Buradan çıkan sonuç; Burak Akın'ın ifadesi doğru. O gece Aksakallı ile görüşmüş.

Akın'ın Özel Kuvvetler Komutanlığı personeli olduğunu ve Yaşar Güler'in Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na gelmesinden sonra oraya döndüğünü belirtmiştik.

İşte bir vahamet daha; Dönemin Özel Kuvvetler Komutanı, çok kritik bir görevde olan personelinin “FETÖ'cü” olduğunu bilmiyor, dahası ona, “Sana güveniyoruz” diyor!..

Burak Akın'ın ifadesinin sonunda, “Olay gecesi gecesi Genelkurmay Başkanlığı Karargâhında görmüş olduğum darbe girişimine karışanların rütbeleri ve isimleri şöyledir” diyerek, “Genelkurmay Özel Kalem Müdürü Albay Ramazan Gözel, Kurmay Yarbay Halit Kazancı, Binbaşı Adnan Arıkan, Yüzbaşı İbrahim Gerboğa, Üsteğmenler Mehmet Aytaç ve Şener Kısak, Başçavuş Serhat Pasha”nın isimlerini verdiğini, ayrıca Tümgeneral Halit Günbatar ile Akar'ın emir subayı Levent Türkkan'dan şüphelendiğini, bunlardan davacı ve şikâyetçi olduğunu söylediğini kaydedelim. 

Toparlarsak;

Acaba “FETÖ”nün Burak Akın'a yaptığı ve dayanamayıp, teslim olmasına yol açan baskının mahiyeti nedir?

Artık aktif ve kritik bir görevde bulunmamasına rağmen kritik bir isme yönelik suikast emri midir?.. İfadesinde verdiği isimleri geri alması baskısı mıdır?.. Hedef saptırmak için gerçekte darbede yer almadığı halde bazı komutanların adlarını vermeye zorlanması mıdır?..

Her halükarda bambaşka ve yeni bir durumla karşı karşıya olduğumuz anlaşılıyor!..

Müyesser YILDIZ – 29 Aralık 2017 - Odatv

Yazarlar

SP_WEATHER_BREEZY

13°C

Istanbul