muyesser yildiz5 

Bu kapı gibi “belgeye” rağmen Barzani pışpışlandı!

AKP'nin Barzani ve Kerkük tarihine dair yazılacak ciltler dolusu olay ve açıklama var.

İktidar yanlısı Akşam'ın bugünkü manşetiyle başlayalım... Dün Meclis'ten çıkan tezkereye atıfla Barzani'ye, “Kırmızı çizgiyi sakın aşma” demiş.

Sene 2004; AB'nin Türkiye'ye “ucu açık” yol haritası vermesi üzerine gündüz gözü Ankara'da havai fişeklerin atılmasından birkaç gün önce Hollanda Dışişleri Bakanı Bernard Bot şöyle konuşur: 

“Kırmızı çizgiler olmaz. Planları biz söyleriz, Türkiye buna ya evet ya hayır der.”

Dışişleri Bakanımız Abdullah Gül de şu karşılığı verir:

“Değişen dünya şartlarında ülkelerin kırmızı çizgileri olamaz.”

Akşam'cılara, “kırmızı çizgilerin” çoktan silindiğini hatırlatalım istedik!..

Abdullah Gül'ü anmışken; Dün Twitter hesabından “Barzanistan” referandumu için şu mesajı yayınladı:  

“İki Müslüman Arap ülkesi Irak ve Suriye’nin belkemikleri zaten kırılmışken, bölgede bu kadar acı ve yıkım yaşanırken, şimdi de kaçınılmaz Arap-Kürt savaşlarının başlamasına yol açacak referandum kararından vazgeçmenin Irak Kürtler'i için de iyi olacağını düşünüyorum. Ayrıca, Türkmen, Kürt ve Arap halklarının bir arada bulunduğu Kerkük’te bu tür bir emrivaki, mevcut durumu daha da kötüleştirecektir."

Gül'ün bu “uyarı yüklü” mesajından, Erdoğan'ın ABD'den dönerken, gerilen Türkiye-Barzani ilişkileri hakkında yaptığı şu açıklamaya geçelim:

“Bunu Barzani bu hale getirdi. Memurlarına maaş ödeyemez hale geldiklerinde onlara biz yardımcı olduk. Başbakanlığım dönemiydi, 2 milyar dolar kredi verdik ki maaş ödesinler. Fakat bunlar kadir kıymet bilmiyorlar. Yoksa bizim onlarla alıp veremediğimiz bir şey yok. Ne ABD, ne Rusya bizim gibi yardım etmedi... İşin tarihi boyutuna girersek, işler değişir. Birilerinin giderek istikametlerini kaybettiklerini görüyoruz.” 

AKP'NİN BARZANİ VE KERKÜK TARİHİ...

Şimdi AKP'nin Barzani ve Kerkük “istikametini” hatırlayalım:

Yıl 2003-2004; Talabani, “Ankara Kerkük'ü gündeme getirirse, Diyarbakır defteri açılır” der. Dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'den, “O lafları söylemeye kimsenin gücü yetmez. Özellikle K. Irak’taki tüm unsurlar. Ümit ediyorum, böyle bir laf söylenmemiştir. Bunlar kolay ağızdan çıkacak laflar değil” karşılığını alır!..

Bu arada bazı “Kürt gruplar” Kerkük ve Musul'a girip, yağmalar... Türkmen şehirlerindeki Türk adlarını değiştirmeye başlar... Tapu ve nüfus kayıtlarını yakar. Gül, ABD'nin onları çıkarttığını/çıkartacağını belirtip, yağmanın “söylendiği boyutta olmadığını” söylerken, Barzani, “Musul'a girmelerini ABD'nin istediğini” açıklar. ABD'li Irak Valisi Jay Garner da, “Artık Kürtlerin zamanı... Kerkük Kürt şehri” şeklinde konuşur.

Süleymaniye’de askerimizin başına çuval geçirilir. Esir askerlerimiz Kerkük'teki cezaevine konur. Peşinden Irak Türkmen Cephesi basılır... Ve o gün Barzaniciler ile patronları, "Kerkük bugün kurtuldu” diye bayram yapar.

Medyamızın bugün keşfedip, “skandal harita” diye sunduğu, Barzani'nin referandum afişlerinde kullandığı Türkiye'nin 26 ilinin yer aldığı harita var ya... İşte bu haritayı 1992'de çizen Edward Mortimer tam o zamanlar Beyaz Saray’a danışman olur.  

AKP iktidarına kadar Kerkük ve Türkmenler, Türkiye'nin “kırmızı çizgisi”dir.

Lâkin Abdullah Gül birden bire, “Irak'taki tüm etnik gruplara eşit mesafede olduğumuzu” açıklar...  Kerkük'teki Türkmenlerin sayısının hiç de “söylendiği kadar kalabalık” olmadığını bildirir... Tepkiler üzerine, kendisini gidip, Kerkük'e, Telafar'a sormamızı ister. 

Gül'ün başlattığı bu politikada bir değişiklik var mı? Hayır. Daha birkaç gün önce Erdoğan da, “O topraklar sadece Kürtlere ait değil. Türkmen’i var, Arab’ı var” demedi mi?

Yıl 2005-2010; Talabani, Irak yönetimi, İngiltere ve ABD temsilcileri Kerkük pazarlığına oturur.  Talabani, “Kürtler hiçbir şekilde Kerkük'ten vazgeçmeyecektir. Kerkük Kürtlerin kucağına dönünceye kadar mücadeleye devam edeceğiz” der ve tarafların imzaladıkları belgelerin içeriğine bağlı kalacaklarına dair kendilerine güvence verdiğini söyler.

İlerleyen süreçte Talabani'nin Irak Cumhurbaşkanlığına en büyük desteği Türkiye verir!..

İktidar, Barzani'lerle görüşmeye çok heveslidir. Dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, “Barzani ile görüşen görüşsün, biz görüşmeyiz… Ben asker olarak PKK'ya yardım edenlerle konuşmam” şeklinde tepki gösterir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın cevabı, “Kuzey Irak'taki Kürt liderlerle görüşme konusunda kişiler kendilerini bağlayan sözler söyleyebilir. Kurumsal bazda son söz hükümete aittir” olur. 

“Türkiye Kerkük'e karışırsa, biz de Diyarbakır'a karışırız” resti çekme sırası Barzani'dedir. Erdoğan-Gül bir yandan, “Bu sözlerin bedeli ağır olacak... Bu sözlerin altında ezilirler... Cevabımızı göreceksiniz” açıklaması yaparken, öte yandan Barzani'yle görüşme konusunda Erdoğan, “Ben görüşmem, ama başka devlet görevlileri görüşebilir” der.

Hemen ardından da MİT Müsteşarı Emre Taner başkanlığında bir heyet Barzani'ye gönderilir. Heyette, Genelkurmay temsilcisinin de olduğu duyurulur, ama Genelkurmay bunu anında yalanlar.

ABD ve Barzani, Irak’ta iş yapmak isteyen Türk firmalarına Kürtlerle ortaklık şartı koyduğunda Gül, “10 sene boyunca K.Irak’ı Bağdat’taki gelişmelerden koruyan Türkiye’dir. Bu süre içinde birçok dostluk gelişmiştir. Şimdi tüm bunların meyvelerinin toplanması zamanıdır” diye sevinir!..

Ve 2009'da Erbil'e giden ilk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu olur. Bu ziyaretin “diplomatik tanıma” anlamına gelip, gelmediği sorulur. Davutoğlu, “Tanıma böyle olmaz. Devletler arasında olur. Biz devlet olarak Irak’ı tanıyoruz. Anayasasında federal yapı var. Tıpkı ABD gibi. Şimdi ABD'de Teksas’a gidersek, orayı da mı tanımış olacağız” gibi bir cevap verir... 2010'da bir daha gider, “PKK’nın Avrupa temsilcilerinin Erbil havaalanından Barzani’nin araçlarıyla ayrıldığını” belgeleriyle ispatlayıp, Barzani'den PKK’ya desteğini kesmesini ister. Oradan da Kerkük'e geçer ve “75 yıl aradan sonra Kerkük’e gelen ilk T.C. Dışişleri Bakanı olmanın gururunu” Twitter hesabından paylaşır.

Sahi, “Kürdistan” ifadesini ilk kullanan Gül bile referanduma itiraz ederken, Erbil-Kerkük fatihi olan, Barzani'ye “KAK-Abi” diye hitap eden, bezini Çankaya Köşkü'nde ilk dalgalandıran Davutoğlu'nun niye hiç sesi çıkmıyor? 

WILSON'LI, SEVR'Lİ SÖZDE ANAYASA NE ZAMAN HAZIRLANDI?

AKP'nin Barzani ve Kerkük tarihine dair yazılacak ciltler dolusu olay ve açıklama var.

Burada kesip, BM katkılarıyla hazırlanan “Irak Kürdistan Bölgesi Anayasa” taslağına bakalım. Taslağın başlangıç bölümünde, özetle şunlar yazar:

“Kürtler, binlerce yıldan bu yana anavatanları Kürdistan’da yaşaya gelen çok eski bir halk, tıpkı dünyanın diğer ulusları ve halkları gibi, ona self-determinasyon hakkını uygulama yetkisi veren tüm nitelikleriyle bir ulustur. Bu hak, ilk kez Birinci Dünya Savaşı sonunda yayınlanan ve ilkeleri uluslararası hukukta da kökleşmiş olan Woodrow Wilson’ın 14 Amacı’nda (Wilson Prensipleri) tanınmıştır… 1920 yılında imzalanan Sevr Anlaşması’nın 62-64. maddelerinde self-determinasyon hakkının tanınmış olmasına rağmen, uluslararası çıkarlar ve siyasal dengeler Kürtlerin bu haktan yararlanmasını ve uygulamaya geçirmelerini engellemiştir… Geride bıraktığımız on yılın tecrübesi, Kürdistan halkına, zulmün ve baskının olmadığı güvenlikli bir ortamda kendi özgürlüklerine ve ulusal haklarına sahip olmayı sağlayan uluslararası korumanın değerini göstermiştir. Bu yüzden, nihai, adil, kalıcı ve uluslararası güvencelere dayalı bir çözüme varılıncaya kadar, böylesi bir korumanın çok önemli olduğu görülmekte, gerekli sayılmaktadır.”

Taslağın 2'inci maddesinde, “Kürdistan” bölgesinin sınırları şöyle çizilir:

“1970 öncesindeki idari sınırlarıyla Kerkük, Süleymaniye ve Erbil Vilayetleri ile Duhok Vilayeti’nin yanı sıra Aqra, Şeikhan (Şexan), Sincar ilçeleri ve Ninova Vilayeti’ndeki Zimar nahiyesi, Diyala Vilayeti’ndeki Xaniqin ve Mandalı ilçeleri ile El-Wasit Vilayeti’ndeki Badra ilçesinden ibarettir.”

4'üncü maddeyle, Türkmenlerin azınlık sayılır.

5'inci maddede de, “Kerkük şehri Kürdistan Bölgesi’nin başkenti olacaktır” denir. 

Sözkonusu taslağın hazırlandığı ve Barzani'ye sunulduğu tarih mi? 2006 sonu...

Yani yine AKP dönemi.

Sözler uçar, yazı kalır!.. Bu kapı gibi “belgeye” rağmen, Barzani bugüne kadar pışpışlandığına göre, geriye tek soru kalıyor:

“İstikametini kaybeden” maalesef kimdir?!.

Müyesser YILDIZ – 24 Eylül 2017 – Odatv

Yazarlar

Partly cloudy

12°C

Istanbul