hulusi akar hakan fidan225

Akar'ın darbecilere sunduğu plan neydi?

Peki Akar, o gece neden Erdoğan'ı, Başbakan Binali Yıldırım'ı, MİT Müsteşarı'nı aramayı/aratmayı denemedi?

Veya bir televizyona bağlanıp, açıklama yapmadı?

Tek bir darbe davasını izlemeden, sadece iktidar medyasının haberlerine bakarak, yorum yapıp, darbecilerin yeni stratejilerini anlatanları hayranlıkla izliyorum!..

Neymiş; Sanıklar Genelkurmay Başkanı Akar ve kuvvet komutanlarını da işin içine çekmeye çalışıyormuş.

Yalan, dolan, takiyesiyle meşhur “FETÖ'cüler” lafı niye dolandırsın ki; “Komutanlar da işin içindeydi” der, haber bile olmaz veya gülünüp geçilir, olur biter.

Ama bunun yerine, acaba neden “ortada kuyu var, yandan geç” yapıyorlar?

BUNLARI SORMAYALIM MI?

Şuradan başlayalım; Darbe sanıklarının her sözünün yalan olduğunu kabul edelim. Yine de herkesin kafasında bir yığın soru işareti yok mu ve bu sorular azalacağı yerde artmıyor mu?

Mesela;  

Genelkurmay Başkanı Akar'ın o gece “derdest” olduğunu biliyoruz. Öğrendik ki, Akıncı Üssü'nde tutulduğu odada önündeki sehpada bir telefon varmış. Ayrıca Mehmet Dişli'nin telefonları dışarıda tutulsa bile, Akar emrettiği zaman, Dişli gidip bu telefonlardan görüşme yapabiliyordu. Ve ne emir verse, “başüstüne” denip, yerine getiriliyormuş.

Peki Akar, o gece neden Erdoğan'ı, Başbakan Binali Yıldırım'ı, MİT Müsteşarı'nı aramayı/aratmayı denemedi? Veya bir televizyona bağlanıp, açıklama yapmadı?

Bunları yapmayan Akar, kimi aratıyor? Eşini... Kime aratıyor? Birkaç saat önce kafasına silah dayayan emir subayı Levent Türkkan'a!.. Usul böyleymiş, “Hanımefendilerle, emir subayı muhatap olur”muş!..

Mesela;

Mehmet Dişli, Akar'ın “kara kutusu”.

O gece ve ertesi gün de yanından hiç ayrılmayan isim. Daha önceki ifadelerinde Genelkurmay Başkanı Akar'ın kendisi aleyhindeki sözlerini, “Yaşadığı travmaya” bağlamışken, son Akıncı davasında, “O kargaşa ortamında bir fitneye maruz kaldığını düşünüyorum” dedi. Akar, 15 yıldır yanından hiç ayırmadığı bu kişiyle ilgili olarak kim tarafından ve nasıl bir “fitneye” maruz bırakılmış olabilir ki?

Keza Dişli'nin, “Akar hangi konumdaysa, benim de o konumda olmam gerekir” sözlerinin anlamı, “Ben darbeciysem, o da darbeci. O kahramansa, ben de kahramanım” değil midir? 

Veya daha önce ek ifadesinde dillendirdiği ve bugüne kadar inkâr edilmeyen “Çankaya Köşkü'ne gittikten sonra krizi yönettiği” iddiasını Akıncı duruşmasında bir kez daha gündeme getirip, “Madem ben şüpheliydim, neden Sayın Genelkurmay Başkanı, hükümet üyelerinin de önünde 7 saatten fazla bir süre içinde, bu olayın en kritik aşaması olan sonlandırma safhasında, uçakların ateş ettirilmesi, ateşlerin kestirilmesi dahil, çok sayıda kritik konuda, silahlı kuvvetlerin birimlerine onca emri iletmeme müsaade etmiştir. Benim 15-16 Temmuz tarihlerinde bu olayların başlamasından bitimine kadar HTS raporlarına yansıyan 71 adet irtibatım var. Bunların 58’i yani yüzde 82’si bizzat bu krizin sonlandırılması aşamasında, çoğu da Çankaya Köşkü’nde yapılmış” derken de mi yalan söylüyor? Ya, Akar'ın uyarısı değil de Başbakan Binali Yıldırım'ın Özel Kalem Müdürünün, “Hulusi Akar'a kelepçe takarken gördüm” şeklindeki bir dilekçesi üzerine gözaltına alındığı iddiasına ne demeli?  

Hasılı, “Bunlar doğru mu, değil mi?” diye sorulmasın mı? Sorulursa, “Darbecilerin, komutanları işin içine çekme stratejisine” mi hizmet etmiş olunur, yoksa gerçeklerin bir an önce ortaya çıkması mı sağlanır?

AKAR, "HİÇBİR PAZARLIK YOK" DEMİŞTİ!

Darbeciler, Akar ve komutanları mindere çekecek mesajlar mı veriyor? Bir sanık avukatı, bunu açık açık Dişli'ye sordu. Tabii ki, “evet” diyecek hali yoktu yalanladı, ama yalanlarken de şu ilginç ifadeleri kullandı:

“Genelkurmay Başkanının polemik konusu yapılmasını istemem, buna da müsaade etmem.”

“Evladı gibi severken”, kendisini gözden çıkarmış, onun yüzünden “hapiste üzüntüsünden 22 kilo vermiş”, yine de Akar'ın “polemik konusu” yapılmasını istemiyor!..

Acaba? Mesele sanki bunun da ötesinde.

Ne demek istiyoruz?

Önce Akar'ın Savcılığa verdiği ifadeden bir bölüm aktaralım. Erdoğan ve Başbakan Yıldırım'ı televizyonda gördükten sonra darbecilerin tavrının değiştiğini, morallerinin bozulup, umutsuzluğa kapıldığını vurgulayan Akar, “Yeteri kadar batağa battınız, hiç olmazsa bir erkeklik gösterip burada kesin, diğer insanların ölmelerini engelleyin, gün aydınlanmadan ortalıktaki tank top vs.ne varsa çekin, yeteri kadar rezil ettiniz, daha fazla rezil etmeyin, balkan savaşından beter ettiniz, Silahlı Kuvvetlerin tarihine leke sürdünüz, gideceğiniz tek yer Cumhuriyet Savcısı, askeri savcı ve inzibattır, gidip teslim olun, beni de gönderin” diye bağırdığını anlattı. Sabah saatlerine ilişkin olarak da şunları söyledi:

“Saat sanırım 08:30-09:00 sıraları olmuştu. Beni Başbakanımız yahut Cumhurbaşkanımız ile görüştürmelerini söyleyerek, teşebbüsü sona erdireceklerini, adalete teslim olacaklarını ve dışarıdaki tüm askeri unsurları kışlalarına çekeceklerini belirtirsem daha fazla zayiata meydan vermeden bu işi bitirmenin mümkün olacağını anlattım. Zira artık, üs dışarıdan bombalanıyordu. Giderek işin içinden çıkılmaz hale gelebilirdi. Kendileri bu noktada artık bir şey başaramayacaklarını sanırım gördüler ve sizi görüştüreceğiz dediler. Bir cep telefonu getirip Sayın Başbakan ile görüştürdüler. Durumu anlattım, telefonla konuşurken orada bulunan tüm bu hainlerin gözlerinin içine baka baka Sayın Başbakanımıza, 'Hiç bir pazarlık söz konusu olamayacak, askeri savcı, cumhuriyet savcısı, polis ve inzibata teslim olacaklar' dedim. Benzeri şekilde MİT Müsteşarını aradım ve bilgi verdim.”

DİŞLİ, "BİR PLAN SUNDUK" DEDİ!

Lâkin Dişli, Mahkemede epey farklı şeyler anlattı.

Akar'ın saat 06.45'te 1. Ordu Komutanı Ümit Dündar'ın Genelkurmay Başkanlığına vekaleten atandığını televizyondan öğrenince, birlikte bir plan hazırladıklarını ve bunu darbecilere sunduklarını öne sürdü.

O plan neymiş? Dişli'nin ifadesinden aktaralım:

“Harekâtı Silahlı Kuvvetlerin durdurması gerektiğini, polis-asker çatışmasına mani olunmasını, komutanın Cumhurbaşkanı ve Başbakanla görüşerek, onları ikna etmesi imkanının tanınmasını, aksi halde inisiyatifini kullanmasına imkan kalmayacağını değerlendirdik. Sayın Genelkurmay Başkanı da yeni birisinin atandığını, kendisinin 1 yıldır Genelkurmay Başkanı olduğunu, Cumhurbaşkanı ve Başbakan'la diyaloğu olduğunu, üzerlerinde etkisi bulunduğunu, kendi insiyatifiyle bitirilmesi halinde onları ikna edebileceğini anlattı. Değerlendireceklerini söylediler. Bunun üzerine komutanla bir plan yaptık. Bu planlamaya göre, karargaha gidecektik. TSK’ya duyuru yapılarak, emir komutanın devr alındığı, birliklerin kışlalarına dönmelerini, Sayın Cumhurbaşkanı ve Başbakanımızın da polise emir vererek, geri çekilmelerini sağlamalarını, idari, adli ve askeri işlemlerin devreye sokulmasının uygun olacağına karar verdik. Bu şartları oradakilere bildirdim. Bir ikisi itiraz etti ancak ben, 'bu son şans bize bir helikopter verin gidelim’ dedim. Bir süre sonra teklifi kabul ettiler. Bu arada Sayın Cumhurbaşkanı, Başbakan ve MİT Müsteşarını arayarak, Komutanla görüştürdüm. Sayın Cumhurbaşkanımıza ulaşamadık. Karargâha gidişi koordine ettim. Ancak Başbakan, Çankaya Köşkü'ne gelmemizi istedi.”

Bildiğimiz; Akar orada rehin...

Ancak Dişli'nin iddialarına göre, Akar darbecilerle “pazarlık” yapıyor, insiyatifi alıyor ve bir plan sunuyor...

Akar'ın ifadesine göre ise; darbeciler başarısız olduklarını anlayınca, teslim olmaya karar veriyorlar ve kendisi buradan ayrılıyor. Öte yandan Akıncı'daki çatışmaların ertesi gün akşam saatlerine kadar sürdüğü, diğer rehinelerin saatler sonra kurtarıldığı, bir anlamda darbecilerin direndiği de malûm. 

Aylardır devam eden duruşmalarda en merak edilen, ama cevabı bulunamayan sorulardan biri; Darbecilerin Akar'ın gitmesine nasıl ve neden izin verdiği sorusu.

Son alarak Akıncı davasında, Balyoz ve Ergenekon davalarında da görev yapmış olan sanık avukatlarından Erhan Tokatlı, konuyla ilgili olarak Mehmet Dişli'ye şu soruları yöneltti:

- Filmlerden seyrettiğimiz, kitaplardan okuduğumuz şekilde eğer ki, çok sayıda rehine varsa öncelikle taraflar arasındaki iyi niyetin gösterilmesi, pazarlık sürecinin devam ettirilmesi için önce göreceli olarak daha az değerli olan rehinelerden bir veya birkaçı serbest bırakılır, en kıymetli rehine/rehineler en son sona saklanır. Akıncı'daki en kıymetli rehine Genelkurmay Başkanı. Yani mantıken en sona bırakılması beklenen rehine o. Elini zayıflatıp, en değerliyi bıraktıktan sonra nasıl pazarlık yapacak?

- Konumunuz itibarıyla sizin plan yapacak iradeniz yok. Siz rehine iseniz plan yapamazsınız veya plan yapıyorsanız rehine olmazsınız. Siz bu planı kime karşı yaptınız? Yaptığınız bu plan dahilinde kiminle mutabakata vardınız? Bu planınızı kime onaylattınız? Ne karşılığı sizleri serbest bıraktılar? 

Dişli, bu soruları geçiştirdi, o “planı” tekrar anlatmakla yetindi. 

Tüm bunlardan sonra üç soru da biz soralım:

- Böyle bir plan/pazarlık yapıldı mı?

- Eğer doğruysa acaba o planda, “teslim sürecindeki idari, adli ve askeri işlemlerin” ötesinde cezaevi sürecine dair hususlar da var mıydı?

- Darbe sanıklarının, Akar'ı açıktan hedef almak yerine şimdilik bazı mesajlarla yetinmelerinin sebebi bu olabilir mi?

Müyesser YILDIZ – 17 Ağustos 2017 – Odatv

Yazarlar

Partly cloudy

24°C

Istanbul