muyesser yildiz5 

Irak'ta ne olduysa Suriye'de o olacak!

Barzani'yi muhatap kabul etmiyorduk, “ağabey-kardeş” olduk.

Peşmergeyi tanımıyorduk, bizzat eğitip, “ordu”laştırdık.

ABD'nin Irak ordusuna verdiği silahların PKK'nın eline geçtiğini seri numaralarına kadar tespit ettik, belgeleriyle Washington'un önüne koyduk. Barzani'den şüphelendiğimizi bildirdik. ABD, “ciddiyetle araştırdığını” açıkladı. Üstü başarıyla örtülen soruşturmanın akıbetini asla öğrenemedik.

Irak'ın toprak bütünlüğünü savunduk. Ama Barzani'ye “Kürdistan Başkanı” demekle kalmayıp, bezini önce Çankaya Köşkü, sonra havaalanı ve konekevinde dalgalandırdık.

Nihayet Barzani, Kerkük'ü de kapsayacak “bağımsızlık” referandumunun tarihini açıkladı. Erdoğan, “üzüntülerini” ifade etti. Danışmanı İlnur Çevik de üç gün önce, herkesin devlet kurma hakkı olduğunu belirtip, “Eğer bir Kürt Devleti kurulursa, Türkiye boykot uygulamaz” diye buyurdu.

SİLAH DESTEĞİNE EVET DEMEMİZ “MÜMKÜN DEĞİL”Dİ…

Şimdi aynı filmi Suriye'de izliyoruz.

Yıl 2012; PYD Sözcüsü Nevaf Helil, ABD ile 2 yıldır görüştüklerini, ancak Washington’un “Türkiye’yi üzmemek için” konuyu gizli tuttuğunu söyledi. Paris ve Duhok’taki son ABD-PYD görüşmesinde de PYD’nin silahlandırılmasının ele alındığı önü sürüldü.

Dönemin Başbakanı Erdoğan, bu iddialara şöyle tepki gösterdi: 

“Son günlerde bir şeyler dolaşmaya başladı. Nedir o? PYD'ye silah desteği vermek ve PYD'ye verilecek silah desteğiyle IŞİD'e karşı burada bir cephe oluşturmak. Tamam da PYD şu anda bizim için PKK ile eşittir, o da bir terör örgütüdür. Bir terör örgütüne kalkıp da bize dost olan NATO'da beraber olduğumuz Amerika'nın böyle bir desteği, açıktan açığa söyleyerek bizden 'evet' ifadesini, yaklaşımını beklemesi çok çok yanlış olur, böyle bir şeyi bizden beklemesi mümkün değil, böyle bir şeye de biz 'evet' diyemeyiz.”

Erdoğan’ın bu “rest”inden birkaç saat sonra ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı, “Kobani’deki Kürt güçlerine havadan silah, askeri mühimmat ve tıbbi malzeme atıldığını” duyurdu.

5 YIL ÖNCE HAYIR... BUGÜN HAYIRLI OLSUN!

5 yıl önce ABD'nin PYD'ye silan desteği için “evet dememiz mümkün değil” diyen Erdoğan'ın özellikle Trump'la görüşmeden sonra geldiği nokta ortada.

Çok değil 1 hafta önce Portekiz televizyonuna yaptığı açıklamada ABD'nin PYD/YPG'yle ilişkileri konusunda, “Hiç şık bulmuyorum... Çok yanlış bir yaklaşım tarzı” ifadelerini kullanan Erdoğan, ABD askerleri ve subaylarının bu terör örgütüyle beraber hareket ettiğini, bunlara çok ciddi miktarda silah verdiğini anlatıp, şunları söyledi: 

“Amerika gibi güçlü bir devlete bir terör örgütüyle beraber hareket etmek yakışır mı? Bunu kendilerine söyledik ve bunu kabul etmemiz mümkün değil. Ama baktık ki ısrarlılar, bize düşen de hayırlı olsun dedik, o kadar.”

Sonra?

ABD Savunma Bakanı Jim Mattis'in, Savunma Bakanımız Fikri Işık'a mektup gönderdiği müjdelendi. PYD/YPG'ye verilen silahların envanteri ve seri numaraları Türkiye'ye paylaşılacak, böylece o silahların PKK'nın eline geçmesi engellenecekmiş. Ayrıca IŞİD'le mücadele tamamlandıktan sonra PYD/YPG'ye gönderilen silahların toplanacağı sözünü vermişler.

Bunun üzerine Milli Savunma Bakanımız Fikri Işık, mektubun olumlu bir adım ve “yazılı bir taahhüt” olduğunu, ABD'nin sözünü tutmak isterse, büyük oranda tutacağını belirterek, “Belki PYD’ye verilen silahların toplanmasına yönelik birlikte bir mekanizma oluşturabilir miyiz, ona da bakacağız” dedi. 

“Olumlu bir adım” öyle mi?

Ya ABD, seri numarası olmayan silahlar gönderirse? Veya PKK-PYD seri numaraları silerse? Nitekim mektubun mürekkebi kurumadan, Hakkari'de seri numarası kazınmış AT-4 tanksavar silahı bulunduğu ortaya çıkmadı mı? 

Daha ötesi; Velev ki, ABD silahlarının PKK'nın eline geçtiğini ispatladık, ne olacak? Tabii ki, Irak'ta ne olduysa, o!..

Silahların toplanacağı sözüne gelince; Bugüne kadar ABD'nin yazılı veya sözlü, verip de tuttuğu hangi söz var? 

Hasılı, böylece İsrail koridorunun Suriye ayağının kurucusu PYD/YPG'ye silah yardımını kabullenmiş olduk mu, olduk. Sadece bu değil, PKK'nın uzantısı bir terör örgütünün “meşrulaştırılmasını” da hazmettik.

Nitekim bizzat Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın birkaç gün önce, “YPG-PYD üzerinden 'PKK terörünün aklanması, meşrulaştırılması' gibi bir süreci de yaşadık. Bu yeni bir şey değil, yıllardır devam ediyor” demedi mi? 

İŞİMİZ “LÜTFEN”E KALDIYSA

Erdoğan'ın dün Şanlıurfa'daydı. Ceylanpınar'da, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin, silahlı kuvvetleriyle, bütün imkânlarıyla kuzey Suriye'de bir devlet kurulmasına asla müsaade etmeyeceğini” bilmemizi isteyip, şöyle konuştu:

“Bunu biz Amerika'ya da diğer ülkelere de söyledik. 'Asla böyle bir şeye lütfen fırsat vermeyin, verirseniz oradaki mücadele farklı olur ve sizler terör devletleriyle anılırsınız.' Bu konuyla ilgili mücadelemizi de sürdüreceğiz.”

Harran'da da ABD'nin Rakka operasyonunu PYG'yle birlikte yapmaya karar verdiğini anlatıp, “Siz bilirsiniz dedik, şimdi yürüyorlar, bakalım ne yapacaklar” dedi.

Suriye sınırımızda boydan boya “İsrail koridorunun” kurulup, kurulmaması “lütfen”e kalmış, şimdi ne olacağını bekliyoruz.

Haziran başında ABD, PYD/YPG ile Rakka operasyonunu başlattığında, Pentagon Sözcüsü Albay Jeff Davis, operasyonda İncirlik Üssü’nün de kullanıldığını açıklamıştı.

Yani bırakın İncirlik'in ABD'ye kapatılmasını, operasyonda bu üssün kullanılmasını dahi veto etmediğimize göre, gidiş belli değil mi?

Maalesef ki, Irak'ta ne olduysa, o olacak!..

Müyesser YILDIZ – 24 Haziran 2017 - Odatv

Yazarlar

Rain

12°C

Istanbul