Kendileri, “Kıbrıs, K. Irak, Kürt ve Ermeni açılımların” mimarı, AB’nin yılmaz savunucusu, ABD’nin gözbebeği, AKP’nin Çankaya’daki temsilcisidir.

Her konuda uhulet, suhulet ve teenniyle hareket eden “sakin güç” Gül, İsrail’in de “Kendisine kapımız her zaman açık” dediği bir isimdir.


Kore’ye giderken yine ilginç mesajlar vermiş… “Türkiye’nin ekseninin kaydığı” tartışmalarıyla ilgili söylediklerinden başlayalım. Demiş ki;

“Bu eksen işi, yanlış ortamlarda konuşuluyor. Bakın İngiltere’ye, Fransa’ya, İspanya’ya... Bunların ekseninden bahsediliyor mu? AB’nin ekseni nereye gitti diyen var mı? İspanya’nın Latin Amerika’nın en devrimci ABD’ye en meydan okuyan ülkelerle çok özel anlaşmaları var. Kimse İspanya’nın ekseni nereye kaydı diyor mu? Fransa yine Afrika’da ilişki içinde olduğu eski sömürgelerini hala bırakmak istemiyor. Kimse Fransa’nın ekseni kaydı diyor mu?.. Türkiye’nin komşuları, Türk Cumhuriyetleri ve tüm Müslüman ülkelerle ilişkilerini sadece kalkıp da Türkiye’nin ekseni kayıyor diye değerlendirmek, bilgisizliktir veya kötü niyetli bir yaklaşımdır. Kaldı ki, Türkiye AB’nin dış politikada aldığı kararların yüzde 98’ine katılan bir ülke. Türkiye’nin bölgesindeki ya da yakınındaki bir ülke ile ilişkisine bakıp eksenini tartışmak kadar abes bir şey olmaz. Bir ülkenin ekseni tartışılabilir ama bunu ortak değerler, insan haklarına saygı, demokrasi ve serbest piyasa ekonomisi yönünden yaparsınız.”

Neymiş?

“Türkiye, AB’nin dış politikada aldığı kararların yüzde 98’ine katılan bir ülke” imiş!..

Vallahi bu oran, AB ülkelerinde bile yok. Doğru, güya AB’nin bir ortak dış politika ve savunma rüyası var, ama her bir ülke öncelikle kendi menfaatini gözetiyor, AB’nin aldığı/alacağı ortak kararlarda da çatır çatır pazarlık yapıyor…

Örnek Irak’ı işgal!..

Çoğu AB ülkesi “koalisyon” güçlerine katılmadı. Ya biz ne yaptık? Altında dönemin Başbakanı Gül’ün imzasıyla 1 Mart tezkeresini Meclis’e sevk ettik.

Peki bize ne oluyor? AB üyesi miyiz? O yüzde 98’ine katıldığımız kararlarda söz ve oy hakkımız var mı? Hayır, onlar karar alıyor, bize de uygulamak düşüyor. Zaten Gümrük Birliği’nden sonra tüm alanlarda, bu tek yanlı mekanizmayı başarıyla uygulanmaya başlandı.

Gelin, AB’nin “dış politika”da aldığı kararlara kabaca bakalım…

“Komşularla sorunların çözülmesi” adı altında, “Rum kesiminin tanınması, Yunanistan’la Ege sorununun halledilmesi, casus belli kararının kaldırılması, Ermenistan’la sınırların açılması, tarihi sorunların halledilmesi, Dicle-Fırat sularının uluslararası yönetime devredilmesi” gibi öneriler(!) var. Acaba AB’nin bu konularda izlediği “ortak” politika ve aldığı kararların hangisi Türkiye lehine? Suriye, Irak, İran, Orta Doğu, Kafkaslar ve enerji hatları için Türkiye üzerinden istenenleri ise hiç saymayalım!..

Cumhurbaşkanı Gül’ün “eksen kayması” için koyduğu kriterler de ilginç. “Ortak değerler, insan haklarına saygı, demokrasi ve serbest piyasa ekonomisi” yönünden eksen kaymasından söz edilebilirmiş!..

Ülkemizin iç-dış politikaları ve ekonomisine yönelik tüm “operasyonların” bu “ulvi” kavramlara sığınarak yapıldığını,

Gül’ün Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı iken, “Türkiye 80 yıldır kendi dinamikleri ile gerçekleştiremediği dönüşümü AB sayesinde yapıyor” dediğini, 

Ve Türkiye’yi AB’ye tek yanlı “demirleyen” 17 Aralık 2004 zirve kararları ile 3 Ekim 2005 Müzakere Çerçeve Belgesi’ni hatırlayınca, Cumhurbaşkanı Gül’ün hakkını teslim etmek, hatta “Eksen kayması mı? Hadi canım sizde!..” demek gerekiyor.    

İRAN, IRAK OLACAK HABERİ

Cumhurbaşkanı Gül’ün Kore yolundaki bir diğer önemli mesajı İran’la ilgiliydi.

“Irak ambargosunun, Türkiye’ye maliyeti ortadadır. Sadece ambargo sorunu çözmüyor, çözmedi işte. O kadar savaş oldu. İran’ın bu nükleer meselesi ya diplomasi ile hallolacak veya Irak’ta gördüğümüz şeyler olacak. Irak’ta gördüğümüz şeyleri tekrar görmeye tahammülümüz yok. Dolayısıyla, bu meselenin diplomasi yoluyla hallolması için daha çok uğraşıyoruz. Bizim BM’deki hayır oyumuz aslında İran’ı masada tuttu. Batı’yla ters düşmek diye bir şey yok. Türkiye ile Batı arasında ayrı gayrı yok. Biz İran’ı masada tutmaya çalışıyoruz” demiş.

Görüyorsunuz; “Türkiye ile Batı arasında ayrı gayrı yok”muş!..

Öyleyse ne o ABD’ye “Meydan okuduk… Obama, Erdoğan’a yalvardı” havaları?!.. 

Gül’ün, “Irak’ta gördüğümüz şeyler olacak” sözünün altını çizelim.Türkiye’nin, aynen Irak işgali öncesindeki gibi, aynenABD’den bağımsızmış gibi sanki “olmazları” göstermeye çalıştığı izlenimi yok mu?


Hele de Nisan ayında Türkiye’ye gelip, Cumhurbaşkanı Gül’le görüşen ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Morton Abramowitz’in, “Türkiye Cumhurbaşkanı, İran nükleer silah peşindeyse, onu durdurmalıyız dedi” iddiasıyla,

AKP’ye yakın isimlerden Türkiye uzmanı Henry J. Barkey’in, “Burada bizim sorunumuz, Türkler’den birbirinden tümüyle farklı iki mesaj alıyor olmamız. Bir yandan, kamuoyuna yapılan açıklamalarda sorunların kaynağında İran’ın değil, İsrail’in bulunduğu vurgulanıyor. Ama sahne arkasından, bizlere, Dışişleri Bakanlığı düzeyinde söylenen başka” şeklindeki sözleri orta yerde kalmışken…

İSRAİL’E YUMUŞAMA

Kore yolunda Cumhurbaşkanı Gül’ün İsrail’e yönelik üslubu da iyice yumuşamış… İsrail’in 9 Türk’ün öldürülmesiyle ilgili özür dilemeyeceği açıklamasına, “Nasıl telafi edileceğini onlar bilir” cevabını vermiş!..

“Özür dilemekten” bile kaçınan bir ülkenin “telafisi” acaba nasıl olur ki?

Başbakan Erdoğan PKK için, “taşeron, tetikçi, figüran” demişti.

Gül ise “Terör örgütü bazen kullanılır, bazen motive edilir, bazen de ihale alır” yorumunu yapmış. Akıllara hemen “İsrail” gelince de şu izahatta bulunmuş:

“Elimizde kesin delil olmadan kimseyi kolay kolay suçlayamam. Bunlar büyük suçlamalar. Ben öyle bir şey kastetmedim.”

İnsanın, “Kesin delil olsa ne olur ki?” sorusunu sorası geliyor.

Mesela PKK’nın kullandığı, topuk koparan İtalyan mayınları için ne yapıldı? Mesela 2007’de ABD’nin Irak ordusuna verdiği silahların PKK’nın “eline geçtiği” tespit edildi de ne oldu? Gül, o zamanlar Dışişleri Bakanı idi.

Amerikan ordusunun, Irak ordusuna iyi niyetle silah yardımında bulunduğunu belirtip, “Bu silahların terör örgütünün eline nasıl geçtiğini Amerikan Savunma Bakanlığı da araştırıyor. Bazı Amerikan askerlerinin de karıştığı yolsuzluk olayları belirlendi. Konuyu Iraklı yöneticilerle de görüştük” dedi.

Sonuç?!..

ÇANKAYA “İPTAL”E AYARLI


Gül’ün iç politika, yani Anayasa Mahkemesi Raportörü Osman Can’ın, “Anayasa Mahkemesi paketin bir bölümünü iptal ederse, bu karar yok sayılsın” şeklindeki önerisi üzerine başlayan tartışmaya ilişkin değerlendirmesine gelince…

“Biraz tartışılsın bakalım” demekle yetinmiş.

Demek ki öneriyi, “anormal” bulmuyor, tartışılıp, belki de yavaş yavaş kabul görmesini istiyor.


Bu vesile ile Çankaya Köşkü’nün Anayasa değişikliği konusundaki havasını da verelim. İddia o ki, Köşk’te tüm beklenti ve hazırlıklar “iptal”e göre yapılıyormuş!.
.

Müyesser YILDIZ - 16.06.2010 - Odatv.com

Yazarlar