vatan_yahut_silivri_muyesser_yildiz9_225

Uçağı Kayseri’ye Kim İndirtmiş?!..

Batılıların pek sevdiği Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız 4 Aralık günü bize söylendiğine göre, petrol ve gaz konferansına katılmak, ABD medyasına göre ise bir takım enerji anlaşmaları yapmak üzere Barzani’nin “başkenti” Erbil’e uçmaya yeltendi.

Beraberinde kocaman gazetecilerimiz de vardı. Ama o da ne, Bağdat yönetiminin uçuş iznini iptal ettiğinin bildirilmesi üzerine kendilerini Kayseri’de buldular.

Ankara Maliki’yle kavgalı olduğu halde pek alttan aldı. Normalde “savaş çizmelerini” giymeleri, en azından Bağdat’a nota vermeleri gerekirken, Bakan Yıldız Maliki’nin yardımcısı Hüseyin Şehristani’yi Boğaz’da yemeğe davet etti, kendisinin de Bağdat’a çorba içmeye gidebileceğini söyledi.

“Bu işte bir bit yeniği var” diye bas bas bağıran bir tablo!..

ABD kendi petrol baronlarının tamamını Barzani bölgesine çekmiş...

Türkiye de ABD’yi takip edip, TPAO’yu Irak’ın kuzeyine taşımış...


ABD şirketleri, Barzani ile her türlü anlaşmayı yapıyor, ama Türkiye’ye izin verilmiyor.

Mümkün mü, bu nasıl iş, bu nasıl “stratejik-model ortaklık”?!..

Üç ihtimal vardı;

Ya ABD Türkiye’ye, “Hoop, o kadar da uzun boylu değil, sana zırnık koklatmam” diyordu.

Ya, “Kardeşim sen Barzani ile petrol-gaz anlaşması imzalayıp, onu Akdeniz’e indirirsen, bağımsızlığını ilân eder. Zaten edecek de daha zamanı gelmedi. Ben ne zaman dersem, o zaman” hatırlatması yapıyordu.

Ya da danışıklı-dövüşle, Türkiye ABD’ye posta(!) koyup, Barzani ile yıllardır hayali kurulan anlaşmaları imzalayacak, bunlar Türk Milleti’ne, “ABD’ye rağmen... Milli politika...” diye yutturulup, emperyalizmin tarihi “Kürdistan” projesi tereyağından kıl çeker gibi halledilecekti.

Konu CHP İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün de merakını celp etti, 25 Aralık’ta Bakan Taner Yıldız’a şu soruları yöneltti:

-Amerikan gazetesinde yer alan iddiada olduğu gibi, Kürt bölgesel yönetimiyle bir petrol anlaşması yapmak için mi Erbil’e gitmeye çalıştınız?

-Uçağınızın Irak’a indirilmemesinin ardından ABD ya da Iraklı herhangi bir makamla bu konuda görüşme yaptınız mı?

-Irak merkezi hükümetinin onayı olmadan Irak’ın kuzeyindeki bölgesel yönetimle petrol anlaşması yapılmaması konusunda ABD tarafından herhangi bir telkin ve tavsiyede bulunuldu mu?

-Hükümetinizin hemen her konuda Irak Başbakanı Nuri El Maliki’nin hamleleri ve açıklamalarına tepki gösterdiği düşünülürse uçağınızın Irak’ın hava sahasına sokulmamasıyla başlayan kriz üzerine, ABD’nin bahsi geçen telkin ve tavsiyeleri nedeniyle mi tepki göstermediniz?

-Tüm bu gelişmelere rağmen, Irak merkezi hükümetinin onayı olmadan, Kuzey Irak bölgesel yönetimiyle petrol ve doğalgaz anlaşmaları yapmaya devam edecek misiniz?

Cevaplar Bakan’dan Değil Büyükelçiden!

Washington Büyükelçimiz Namık Tan’ın dün Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan röportajı adeta uçak macerasıyla ilgili tüm sorularımıza cevap niteliğinde. Tan şunları anlattı:

“ABD ne diyor? ‘Efendim bunu yaparsanız, Irak’ın bölünmesine hizmet edersiniz’ gibi bir ifadede bulunuyor. Peki onların oradaki 40’tan fazla şirketi ne oluyor o zaman? Aklına hangi şirket gelirse hepsi orada ama benim şirketlerim yapmayacak. Bu ikna edici bir söylem değil. Hakikaten anlamsız. Diyorlar ki ‘Bizi ikna edemiyorsunuz’. Biz de diyoruz ki; ‘Siz de bizi ikna edemiyorsunuz’. O zaman biz burada çatışacak değiliz. Beraber konuşup bir ortak zemin bulacağız. Ama buraya sırt çevirip, bu kaynakları şimdilik bir rafa kaldıracağımızı düşünüyorlar ise, bu konuda bizi ikna edemezler...”

“AKP ile ABD’nin arası açılıyor” diye düşünenlerdenseniz, yanılıyorsunuz. Bakın Büyükelçi Namık Tan daha neler söylüyor:

“Suriye, Irak, İran, Kafkaslar, Afganistan, İsrail-Filistin, Kuzey Afrika, Balkanlar, terörle mücadele, enerji işbirliği ve Rusya... Bütün bu konularda iki ülkenin nihai hedefi aynı. Ama bir takım görüş ayrılıkları olması da doğal. O nihai hedeflere giden yolda farklı yöntemler izlenmesi. Bunların ilişkilerde bir huzursuzluğa yol açmaması, ilişkilerin normal seyri içinde müzakerelerle giderilmesi gerekir. Mümkünse her iki ülkenin de aynı yoldan giderek nihai hedefe varması için. Nihai hedef aynı çünkü. Burada gösterilecek ustalık çok önemli. Bazen önceliklerimizde farklılıklar olabiliyor.

”İşte bu; “Nihai hedef aynı” imiş, sadece “öncelik ve yöntem farklılığı” varmış.

Demek, öncelik ve yöntem farklılığını ufak bir uçak ayarıyla giderip, yine “ustalıklarını” konuşturdular.

Acaba bizim “usta” ne diyor bu hususta?!..

Silivri, Hasdal, Hadımköy ve Maltepe’ye kucak dolusu sevgiler...

Müyesser YILDIZ - 08 Ocak 2013
http://www.facebook.com/MuyesserYildiz

************************************************
Müyesser’in Not Defterinden :

N’aptınız Sayın Bahçeli?!..


MHP Lideri Devlet Bahçeli partisinin bugünkü grup toplantısında İmralı pazarlıkları için haklı olarak yağdı esti, gürledi.

Sonunda da şu açıklamayı yaptı:

“Madem İmralı’ya ziyaret sıklaşmıştır, terörist başına gitmek kutsallaşmıştır. O imralı teröristi sizin olsun. Biz de Silivri’ye gidip terörle mücadeledede muazzam bir görev yapmış İlker Başbuğ’la en kısa sürede kucaklaşacağız.”

Tamam, 27 Eylül 2012’de “CHP ve MHP’nin Halleri” başlıklı notumda şunları yazdım:

“Büyük Komutan, MHP milletvekili Engin Alan yıllardır tutuklu. MHP’liler duruşmaların sonlanmasına yakın Silivri’de görüldüler. Ve neredeyse Alan dışında hiçbir tutuklu ile ilgilenmediler. MHP Lideri Bahçeli ise ancak idam fermanı imzalandıktan, atı alan çoktan Üsküdar’ı geçtikten sonra Alan’ı ziyaret etti. Cenaze namazına katılırmış gibi… Ne yalan söyleyeyim, Bahçeli’nin Silivri ziyareti için gönlümden geçen şunlardı: Birileri MHP’yi iyice tüketmeden, Genel Başkanlığı Engin Alan’a teklif etmesi… Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ’a da uğraması… Bahçeli, partisinin Genel Merkezi’nde kendisini ziyaret eden ilk ve tek Genelkurmay Başkanı’nın Başbuğ olduğunu unutmuş olamaz herhalde…”

Tamam, 8 Aralık’ta Ankara Kitap Fuarı’nda karşılaştığım Sayın Bahçeli’yi 13 Aralık’taki Silivri mitingine çağırdım.

Amma, ne yalan söyleyeyim böyle bir çıkış, her türlü yoruma açık böyle bir “dehşet dengesi” kurmasını beklemiyordum.

Neden “dehşet dengesi”?.. Birileri tam da teröristbaşı Öcalan ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Genelkurmay Başkanı’nı aynı kefeye koyup, denkleyip bir yere varma peşinde değil mi?

Bahçeli Başbuğ ve teröristbaşının adını aynı cümlede kullanarak, ne yazık ki büyük bir gafa imza atmış, “denklemcilerin” eline büyük bir koz vermiştir.

*** *** ***
Adım Atacak Yer Bulursan!..

Rum kesiminden sonra Yunanistan AB’nin verdiği gazla Ege ve Akdeniz’i “emperyalist gölü” haline getiriyor. Aylar öncesinden AB bu konuda bir dizi karar aldı, Türkiye’nin her tür müdahalesini “tehdit” saydığını/sayacağını açıkladı. Bizimkilerden tık çıkmadı, Yunanistan da harekete geçti.

Ve nihayet Dışişleri Bakanımız Ahmet Davutoğlu ağzını açıp, Yunanistan’ı şöyle uyardı(!).

“Yunanistan’da aramızda istişare kanalları mevcut. Tek taraflı adımlardan böylesine kritik dönemlerde kaçınılması gerektiği kanaatini taşıyoruz. Çünkü Türkiye ile Yunanistan arasında epeydir yürüyen istikşafi görüşmeler var. Olumlu bir atmosfer var ilişkilerimizde. İlişkiler bu ivmeyi kazanmışken, bütün atılacak adımları istişare içinde birlikte atmamız önem taşır. Herkes kendi ulusal pozisyonunu biliyor. Karşılıklı tezlerimizi biliyoruz. Böyle bir durumda Türkiye de mukabil adımlar atar ama buna ihtiyaç hissedilmeyeceğini ümit ediyorum.”

Bu bol “istikşafli, stratejikli, atmosferli” uyarının çevirisini yaparsak; Yunanistan tarihi “pozisyonunu” asla ve asla değiştirmediği halde, bizimkiler işbirliği-anlaşma için masaya oturuyor. Bu arada Yunanistan arka kapıdan dolanıp, Ege’ye dalıyor. Bilumum emperyalistin arkasında durduğu Yunan tezine göre, Türklere Ege’de yüzmek, adım atmak için bile yer bırakılmıyor.

Acaba Davutoğlu nereye, nasıl “mukabil adımlar” atacak? Bir de bunu söylese!.. Ege’deki askerlerimiz “fuhuş ve casusuluktan” içeri atıldığına, Deniz Kuvvetlerimiz ve komandolarımız Hasdal, Hadımköy’e demirlediğine göre, yoksa ABD’nin hibe edeceği fırkateynleri göndermeyi mi planlıyor?

*** *** ***
Savunma Bakanı Gidici mi?

PKK’yla pazarlıklar hakkında görüş beyan etmeyen kimse kalmadı; sağdan, soldan, ortadan... Çalışma Bakanı Faruk Çelik bile -maden ocaklarında canlar gitmeye devam ederken- topa girdi.

Asıl konuşması gereken biri ise kaç gün geçti hala ağzını açmadı. Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’dan söz ediyorum. Nedir bu suskunluğun hikmet-i sebebi?

Tam da bu günlerde CHP’li Umut Oran’ın soruları üzerine Balyoz’daki "belgelerin" sahte olduğunu açıkladığı için "sus" emri mi geldi?

Yoksa en çok şehit veren TSK’dan sorumlu bakan sıfatıyla, İmralı’daki katilbaşı ile pazarlıklar karşısında bağrına bastığı taştan sesi çıkmaz mı oldu?

Halbuki Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nin yeni akademik yılı açılış töreninde nasıl da kükremişti:

"Terörün gerekçesi olarak gösterilen talepler yerine getirmiş olsa bile terör örgütü hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam eder. Çünkü terör artık birileri için bir meslek, bir geçim kapısı, Kürt insanının sırtından rant yeme vasıtası haline gelmiştir... Terör örgütünü açılım da durdurmaz, demokratikleşme de... Bugün sorun, terör örgütünün nasıl tasfiye edileceği sorunudur. Bugün sorun, tasfiye sonucunda örgüt yöneticileri olan tasfiye memurlarına ne pay verileceği sorunudur. Şundan emin olun ki milletten aldığı destekle bu hükümet, milletin zerre kadar hakkına halel getirecek hiçbir çalışma yapmaz..."

Geldiğimiz noktada Bakan Bey’e şunu sorma hakkımız doğmuştur: tasfiye memurlarına ne pay verileceği konusunda bir fikriniz var mı?!..

*** *** ***
Balyoz Kararı... "Belge" Nedir?

Silivri yargısı, Balyoz davasına ilişkin gerekçeli kararını açıkladı.

Deliller çürütüldüğü ve bunların çoğunun üretildiği ortaya konduğu;

O seminere katılanların çoğu tutuklanmazken, seminer tarihinde dünyanın başka taraflarında görev yapan ya da daha askeri okul öğrencisi olanların tutuklandığı anlaşıldığı halde,

Mahkeme isimsiz, imzasız listeleri "belge" sayıp TSK’nın en seçkin subaylarının "darbeye teşebbüs ettiğine" hükmetti.

Burada sözü Başbakan Erdoğan’a bırakıyorum. PKK’yla yapılan Oslo pazarlıklarına ait "belgelerin" CHP tarafından açıklanması üzerine 26 Eylül 2012’de Kanal 7 ve Ülke Tv’de ortak yayınlanan "İskele Sancak Özel" programında şunları söyledi:

"O aslında bir belge değil. Onların hazırlamış olduğu, kendilerine göre bir uydurma kaleme aldıkları 9-10 maddelik bir yazı. Ama bunu belge olarak sundular. Bu, oradaki görüşmelerden de onun içinde yok mudur, vardır tabii; ama bir evrakın belge olabilmesi için tarafların onun altında imzalarının olması lazım. Böyle bir imza var mı? Yok. Böyle bir belge olsa benim müsteşarım zaten o belgeleri, görüşmeleri filan geliyor bana özetliyor. Orada da bakardım ki imza var vesaire: 'Bu imzayı nasıl attın.' derdim, sorardım zaten bunu. Biz devlet yönetiyoruz, bakkal dükkanı yönetmiyoruz ki."

Uydurma listelerle yüzlerce asker 13-20 yıl hapis cezasına çarptırılıyor. Ama PKK ile müzakere tutanakları altında imza olmadığı için "belge" sayılmıyor.

Sahi birileri devlet mi yönetiyor, bakkal mı?

Yazarlar

Partly cloudy

9°C

Istanbul