vatan_yahut_silivri_muyesser_yildiz9_225

Ankara’da Silivri-İmralı Mutabakatı mı Yapıldı?

Emperyalizmin, PKK ve “Kürt sorunu”nun çözümündeki son engeli TSK’ydı. Ergenekon, Balyoz operasyonları ile beli kırılan TSK’nın gerçekte Türkiye’nin çözülmesi olan o planlar karşısında sesi soluğu kesildi.

Uzun soluklu bu operasyonda hangi noktaya gelindi? Önce birbiriyle ilgisiz gibi görünen parçaları sıralayalım:

- Başbakan Erdoğan düne kadar asmaktan, kesmekten söz ettiği Öcalan ve BDP’yle bodoslama pazarlığa daldı.

- Oslo’dan ağzı yanan hükümetin bu pazarlık için "MGK bileşenlerinin" de onayını aldığı açıklandı. MGK bileşenlerinden kasıt elbette –on yıllar öncesinden razı- Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan değil, Genelkurmay Başkanı Necdet Özel ve kuvvet komutanlarıydı.

- İmralı’ya BDP heyetinin gönderildiği gün Genelkurmay eski Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı gözaltına alındı. İmralı heyetinin dönüş müjdesi(!) verildikten sonra Karadayı tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Gelişmelere göre(!) her an tutuklanabilir!..

- Ergenekon, bilhassa Balyoz davasında dijital verilerin sahteliğini ortaya koyanlar "Ergenekonculukla" suçlandı... Balyoz’da hiçbir itiraz dikkate alınmadan yüzlerce asker 13 ilâ 20 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı.

Önümüzdeki aylarda Ergenekon’da aynı son bekleniyorken Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, CHP’li Umut Oran’ın dijital delillerle ilgili soru önergesine verdiği cevapla adeta Balyoz davasını çökertti. Balyoz davasında gerekçeli kararın açıklanmasının beklendiği günlerde Bakan’ın bu çıkışının Yargıtay aşamasında etkili ve belirleyici olması kuvvetle muhtemel. Tabii, yine gelişmelere göre!..

Bunlar, Ankara masalarında kartların yeniden karılması, bir tür al-ver yapılmasının sonucu mudur?

En iyisi sözü Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’e bırakalım. Tam 1 yıl önce Özel, "MİT ile PKK arasındaki Oslo görüşmeleri ve görüşmelerin devam edip, etmemesi konusunda" şunları söyledi:

"Bazı devlet görevlileri ile PKK terör örgütü mensupları arasındaki görüşmelere ait olduğu iddia edilen ses kayıtlarını basından öğrendim. Haberin doğruluk derecesi, iddia edilen görüşmelerin nerede, hangi şartlar altında yapıldığı ve kayıtların nasıl basına verildiği konusunda bilgi sahibi değilim. Kaldı ki Türk Silahlı Kuvvetlerinin vazifesi, yetkili makamların talep ve direktifleri doğrultusunda teröristle mücadele etmektir. Terörle mücadelenin güvenlik boyutu dışındaki faaliyetler, TBMM ve hükümetimizin tasarrufunda olan konulardır. Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü sağlamak için yüzlerce yıllık devlet geleneği ve ortak akıl neyi gerektiriyorsa onun yapılması gerektiği düşüncesindeyiz. Atılacak her adımda toplumsal hassasiyet ve değerlerimizin gözetilmesi, şehit ve gazilerimizin anılarına saygı duyulması ve teröristle mücadele eden güvenlik güçlerimizin moral değerlerine dikkat edilmesi yaşamsal önem taşımaktadır."

Özel’e sorularımdır: TBMM’nin tasarrufunda olduğunu söylediğiniz bu tür görüşmeler için MGK’da "olur" verdiniz mi? Bugün atılan adımlarda toplumsal hassasiyet ve değerlerimizin gözetildiğine, şehit ve gazilerimizin anılarına saygı duyulduğuna ve teröristle mücadele eden güvenlik güçlerimizin moral değerlerine dikkat edildiğine inanıyor musunuz?

Genelkurmay Başkanı Özel 25 Kasım 2011’deki bir başka röportajında: "Başta BDP olmak üzere bir kesim tarafından seslendirilen Abdullah Öcalan'ın ev hapsine alınması, bu mücadeleyi nasıl ve ne şekilde etkiler?" sorusuna şu cevabı verdi:


"Hukuku, gerçek ve evrensel anlamıyla içselleştirmiş bir hukuk devletinde suçun cezasız kalması, hele hele cezanın çeşitli saiklerle hafifletilmesi veya değiştirilmesi söz konusu olmamalıdır. Aksi durum, vatandaşlarımızın adalet duygusunu rencide eder ve devlete olan güveni zedeler. Bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde bugüne kadar on binlerce vatandaşımızın ölümünün sorumlusu olduğuna dair kesinleşmiş yargı hükmüne rağmen teröristbaşının cezasının hafifletilmesi anlamına gelen taleplerin gündeme getirilmesini hayretle karşılıyorum. Böyle bir sonucu, Türk kamuoyunun ve vicdanlarının kabul etmeyeceğini düşünüyorum."

Özel’e sorularımdır: İmralı ile yapılan "silah bıraktırma" pazarlıklarının başında teröristbaşının ev hapsi, hatta yeniden yargılanıp "özgürleştirilmesi" şartı var. Görüşmelere MGK’da karar verildiyse bu şarttan haberiniz oldu mu? Olduysa hayretle karşılayıp: "Türk kamuoyu ve vicdanlar böyle bir sonucu kabul etmez." dediniz mi?

Tamı tamına 1 yıl önce 5 Ocak 2012’de de Milliyet’ten Fikret Bila’nın, Özel’e yönelttiği soru şöyleydi:


"PKK terör örgütü ile devletin bazı kademelerinin üçüncü ülkelerde bir süre öncesine kadar görüşmeler gerçekleştirdiği kamuoyuna yansıyan bilgiler arasındadır. PKK ile devlet görevlileri arasında yeniden bir görüşme yürütüldüğü iddiaları gündemdedir. Bu konudaki görüşünüz nedir? TSK bu çerçevede bir katkı sağlamakta mıdır?"

Özel dedi ki:

"Türk Silahlı Kuvvetleri’nin böyle bir süreçle yakından uzaktan ilgisi yoktur, olamaz. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin vazifesi, hükümetin direktifleri doğrultusunda 'teröristle mücadele' etmektir. Terörle mücadelenin güvenlik boyutu dışındaki faaliyetleri hükümetimizin yetkisinde olan konulardır. Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü sağlamak için yüzlerce yıllık devlet geleneği ve ortak akıl neyi gerektiriyorsa, onun yapılması gerektiği düşüncesindeyim. Atılacak her adımda toplumsal hassasiyet ve değerlerimizin gözetilmesi, şehit ve gazilerimizin anılarına saygı duyulması yaşamsal önem taşımaktadır.”

Son soru: TSK, doğrudan Türkiye’nin bütünlüğünü hedef alan son pazarlıkların neresindedir? İçindeyse neden ve niçin kabul etmiştir?

Ve son sözümdür: Ankara’da kim, neyi kabul ederse etsin;

Ne Türk kamuoyu ve vicdanlar,

Ne de Silivri, Hasdal, Hadımköy ve Maltepe’dekiler bu tabloyu kabul etmez!..

Silivri, Hasdal, Hadımköy ve Maltepe’ye kucak dolusu sevgiler...

Müyesser YILDIZ - 04 Ocak 2013
http://www.facebook.com/MuyesserYildiz

***********************************************
Müyesser’in Not Defterinden :

Ne Görüşüyorlarmış, Anladınız mı?


Dün gece BDP’lilerin İmralı’ya gidip, teröristbaşıyla görüştüğünün duyurulması üzerine yazdığım "Teröristbaşı Tak Diyor, Şak Diye Yapıyor" başlıklı yazıda bu programın geçen yıl kotarıldığını, o günlerde AKP Grup Başkanvekili Nurettin Canikli’nin BDP’lilerin İmralı’ya gitme talebine çok kızdığını hatırlatıp, Canikli’ye kendi sözleriyle şunu sordum:

"Sorum Canikli’ye: 'İmralı’ya gönderdiğiniz BDP’liler terör örgütü başıyla ne görüşüyor Allah aşkına?!..'"

Ne tesadüf, bugün Canikli konuştu. Bana cevap vermek için değil, gazetecilerin soruları üzerine tabii. BDP’lilerin teröristbaşına gönderilmesini öyle bir açıkladı ki, maalesef hiçbir şey anlamadım. Siz şu sözlerden siz birşey anladıysanız, "Allah aşkına" bana da anlatır mısınız?

"Bu görüşmeler yeni yapılmıyor. Daha önceki dönemlerde de yapılıyordu. Ama bu görüşmeleri, bu süreci siyasi bir müzakere olarak değerlendirmemek gerekiyor... Bu sürecin daha şeffaf bir şekilde yürütülmesi, bütün herkesin gözü önünde, bütün milletimizin gözü önünde yürütülmesinin daha sağlıklı bir yöntem olduğunu düşünüyoruz. Biliyorsunuz, BDP'nin bugüne kadar bu konuda kendi iradesini ortaya koyamadığını biliyoruz. Bir siyasi partiden beklenmesi gereken ve kendisine destek veren kesimlerin iradesini yansıtma noktasında sınıfta kaldığını ve bunu yapamadığını biliyoruz. BDP'nin bu konuda kendi özel, özgün iradesi yoktur. Onun iradesi ipotek altındadır. Dolayısıyla BDP'nin, böyle yapıdaki bir siyasi partinin bu konuda açıkçası çok fazla katkı sağlayacağını, bugüne kadar olmadı, bundan sonra da düşünmüyoruz. Dolayısıyla BDP'nin açıklamalarını şu andaki tavırları en azından bazı yöneticilerinin ya da yetkililerinin tavırlarının çok iyi niyetli olmadığını, belki biraz bir bölümüyle süreci sabote etmeye yönelik olduğunu da söylememiz mümkün. Mesela Çarşamba günü TBMM Genel Kurulu'nda yaşananlar buna bir örnektir."

Yazarlar

Sunny

18°C

Istanbul