kacin cocuklar asi geliyor2

Korona-Bilirüs !

Türkiye yeni bir uğraş buldu.

Tüm sorunlar unutuldu.

Herkes konuşuyor.

Salgın ilk Çin’de görüldü. Sağ olsun, medyamız hemen üstüne atladı. Türkiye’nin gündemine oturttu.

Çinliler her şeyi yermiş. Pis insanlarmış! Bakalım ne olacakmış?

Dünyadan da eleştiriler yükseldi.

Çin’in yardım çağrılarına çoğu ülke ilgisiz kaldı.

Türkiye kutlanacak bir anlayışla Çin’e elinden gelen yardımı esirgemedi.

Ardından virüsün dünyaya hızla yayılmaya başladığını gördük.

Şimdi olağanüstü önlemler alınıyor.

Üç aydır ana konumuz bu hastalık…

Önlemler alınmadığı zaman, çok hızla yayılabilen ve zatürrieye yol açarak kısa sürede öldürebilen bir hastalık…

*** *** ***

İki buçuk ay içinde, Çin salgının önünü aldı.

Dünya ve bizdeki medya soytarıları aşağılayıp küçümsedikleri Çin’e övgüler düzmeye başladılar.

Ve…  İşler tersine döndü.

Hızla yayılan hastalığa karşı, Çin dünya ülkelerine doktor ve malzeme yardımına başladı. Gönüllüler yolladı.

Hastalık dünyaya hızla yayılmaya ve can almaya devam ediyor.

Kuzey yarımküre ülkelerinde 1-2 ay daha yoğun olarak devam edeceği konusunda fikir birliği var.

Salgın, -şimdiye değin- 3 bin kadarı Çin’de olmak üzere, dünyada on bin dolayında insanın ölümüne yol açtı. Bu sayıya yeni on binlerin ekleneceği neredeyse kesin gibi…

*** *** ***

Bu yazı, KOVİD 19 salgını nedeniyle Türkiye’de yaratılan korku ve panik ortamı üzerine yazıldı.

Tam bilmediğim konularda yazmak ilgi alanım dışındadır.

Ama başta belirttiğim gibi, ağzı olan herkesin iki buçuk aydır (75x24 saat) konuştuğu konuda aklıma takılan soruları paylaşmadan da olmazdı.

Soruyorum:

1)      Koronavirüs (kovid19) gerçekten yeni bir virüs müdür? İlk kez 2019 Aralık ayında Çin’de mi görülmüştür?

2       Virüse Kovid19 adının verilmesi, bu virüsün önceki yıllarda görülmediği, hatta olmadığı anlamına gelir mi?

3)      Önceki yıllarda ABD’de bu virüsten ölenlerin olduğu, sonradan bu bilginin saklandığı yanlış mıdır?

4)      Wuhan’da 2019 Ekim ayında yapılan askeri yarışmalarda ABD askerlerinin bu virüsü bulaştırdığı yalan mıdır? Kore’deki bir ABD askerinde görülmesinin Wuhan’la bağlantısı nasıl kurulabilir?

5)      Türkiye’de grip, zatürrie vb. hastalıklar nedeniyle ölenlere otopsi yapılıp, hangi nedene bağlı olarak hayatını yitirdiği tam olarak tespit ediliyor mu? Mikrobiyolojik tanı tam olarak konuluyor mu?  Ölenlerin büyük çoğunluğu, tek doktor tarafından bile görülmeden, basit bir rapor imzalanarak gömülür. Bunu hepimiz biliriz.

6)      Bu durumda, geçtiğimiz yıllarda kimi ölümlerin koronavirüs yüzünden olmadığı şeklinde bir savunma doğru kabul edilebilir mi?

7)      Yakın geçmişte Türkiye’de görülen kuş gribi, domuz gribi vb salgınlarda ölümlerin daha çok olduğu biliniyor. O zamanlarda da toplumda panik yaratılmış, dahası Uğur Dündar tavuk çiftliğinde röportaj yapıp, tavuk eti yiyinceye kadar halkımız tavuk eti yememişti.

8)      Durumun böyle olduğu bilindiği halde, kovid19 üzerinde yaratılan korku, dayatılan baskının çok daha büyük boyutta olmasına anlam verilebilir mi? İnsanları evlerinde yarı-açık cezaevinde gibi yaşarlarken, olağanüstü hal önerilerinin, sokağa çıkma yasağı istemlerinin nedenini bilen var mıdır?

9)      Ekonomik yaşam durmak üzereyken, halkı daha çok açlığa, yokluğa, yoksulluğa mahkûm edecek önerilerden kimlerin yararı olabilir?

10)     Yoksa kimilerinin dediği gibi, BU VİRÜS BAŞLATILAN KÜRESEL BİYOLOJİK SAVAŞIN BİR SİLAHI MIDIR?

En kötüsü budur.

Eğer böyleyse tüm dünya devletlerinin İNSANLIK SUÇU olarak kabul ettiği NBC (nükleer-biyolojik-kimyasal) silahlar kullanılmaya başlanmış demektir.

Karşılık verildiği anda akla gelmesi bile düşünülemeyecek bir kıyamet yaşanır.

Savaşın sonucunu merak etmeye gerek yok:

Çünkü, DÜNYADA İNSAN SOYUNUN BİTİŞİ OLUR.

Dünyanın yok olduğu kurgubilim filmleri masum kalır.

Sonuç:

Bu en kötü senaryolara karşı bile, şu anda halk için koronavirüs ciddi bir tehlike değildir.

Çünkü; salgın hastalıklara karşı genel korunma yöntemleri bellidir.

Temel hijyen kurallarına tam uymak ve bireyler arasında toplumsal aralığa (1,5-2 m) dikkat etmek…

Bunun için her gün 24 saat boyunca koronavirüs yayını yapmak, yayıncılık değildir. Zaten evlerine kapanan, hapis yaşamı sürdüren insanlara daha çok korku ve panik yüklemek olsa olsa zalimliktir.

Yayın aralarında zorunlu korunma tanıtımlarına sıkça ve sürekli olarak yer vermek yeterli bir duyarlılıktır.

Bu kadar basit bir şekilde korunabileceğimiz koronavirüs için 83 milyon insanın yaşamını zindan etmeye, onları her gün 24 saat boyunca korkutmaya kimsenin hakkı yoktur.

Bu kadar yaygara yapmadan da korunabiliriz.

Altan ARISOY – 21 Mart 2020

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Son Yazılar