tuz

Tuz ve şeker aklımızı başımızdan alıyor!

Tuz, şeker ve yağ... Ne kadar çok tuzlu, şekerli, yağlı yersek bir o kadarını daha istiyoruz.

Tüketim alışkanlıklarımızı belirleyen ne? Diyetisyen Dr. Yonca Sevim’le kapitalizm ve obezite ilişkisini konuştuk. Gelecek hafta dizimiz toksinlerle son bulacak.

Kapitalizm ve obezite arasında bir ilişki var mı?

Kapitalist sistemde hazır gıda özendiriliyor. Bu ürünlerde şeker, tuz ve yağ daha yüksek. Kişinin gıda başına aldığı kalori ve etken madde miktarı artıyor. Doğal yollarla üretilen gıdaların yerini hazır gıdalar alıyor. Az ve sağlıklı olan daha pahalı hale geliyor. Gelir seviyesi belli olan kesim bu gıdalara ulaşabiliyor. Ama kişi sayısı çok, tarla az. Teknoloji bu insanları beslemeli. Bu durumda sanayi üretimi artıyor. Sanayi üretimi arttıkça kilo aldırıcı gıda tüketimi artıyor. Böyle bir kısır döngü var. Pazarlamanın etkisi çok yüksek, insanlar reklamlarla eş dost önerisiyle tüketime yöneliyor. İşveren para kazanmak için lezzetli üretmek durumunda. Lezzetli yemek için yağı, tuzu, şekeri ve kızartmayı kullanmak zorunda. Tuz, çok çabuk alışkanlık yaratan bir madde. Dildeki tad alma hücreleri tuza çok çabuk alışıyor. Tuzlu bir ürün yediğiniz zaman bir daha yemek istiyorsunuz. O gıdaya yönelim artıyor. Hayatınıza giren tuz miktarı artıyor. Türkiye’de yapılan araştırmaya göre ülkemizde günlük tuz tüketim miktarı kişi başı 16 gram. Bu çok yüksek. Tuz damar yapısının elastikiyetini bozar. Kronik hastalıklar yaratır. Kalp damar şeker hastalıklarını tetikler. Şeker de aynı şekilde. En büyük sorun hazır ürünlerde kullanılan yüksek miktardaki fruktozlu mısır nişastası. Kalori içeriğinden öte yağ metabolizmasında yarattıkları daha önemli. Tüketilen bu hazır fruktoz vücudun yağ mekanizmasını bozuyor ve vücudun daha fazla yağ depolayacak şekilde çalışmasını sağlıyor. Doygunluk hissini çok geç oluşturuyor. Geç doygunluk oluşturduğu için daha fazla ve tekrar tekrar yemek isteği oluşuyor. Bu kadar fazla fruktoz tüketenlerde kan lipitlerinin bozulduğunu ve karın bölgesinin yağlandığını görüyoruz. Mümkün olduğunca tüketmemek gerekiyor. Son 20 yılda yapılan çalışmalar, tuz tüketimi arttıkça kişilerin şeker tüketiminin de arttığını gösteriyor. Yüksek tuzlu beslenince farkında olmadan yüksek şekerli de besleniyorsun. Çocuklarda son 20 yılda fastfood tüketim oranı yüzde 300 artmış. Çocuklarda metobolik sendrom arttı. Hipertansiyonu olan çocuklar var.

Hazır gıda alırken etiket okumak gerekiyor. Ne aldığımızı bilip bunu çok fazla tüketmemeyi hedeflemeliyiz. Aldığım gıda şekerli mi? Ona gerçekten ihtiyacım var mı? Onun yerine bir elma yesem, ayran içsem ya da sandviç yapsam daha mutlu ve keyifli olmaz mıyım? Bilinçli tüketmeliyiz.

TUZ EKLEMEYE İHTİYAÇ YOK!

Tuz ihtiyaç mı? Ortalama tuz tüketimi en çok ne kadar olmalı?

Yüksek miktarda tuz tüketimi kalp hastalıkları, inme ve böbrek hastalıklarına sebep olan hipertansiyon riskini artırır. Tuzu kısarak, hipertansiyonunuzun düzelmesini dolayısıyla sağlığınızın iyileşmesini sağlarsınız. Tüketilen gıdalar çok tuzlu olmayabilir ama asıl tehlike “gizli tuz”larda. Etiket okuma alışkanlığı ile sağlıklı tercihler yapılabilir. Günlük tuz ihtiyacı yetişkinler için 6 gr, 1 tatlı kaşığı, çocuklar için ise daha azdır. Bu tuz miktarı; gıdaların içinde var olan, yemek pişirirken koyduğumuz ve sofrada eklediğimiz tuzun tamamı demektir. Tüketilen tuzun çoğu işlenmiş gıdalardan geliyor. Doğal gıdalarda bulunan sodyum ki tuzun bileşeni sodyum ve klorürdur, vücut sıvılarının elektrolit dengesi için önemli ve yeterli düzeydedir. Dolayısıyla dışarıdan tuz eklemeye ihtiyacımız yok.

KAPİTALİZM ŞİŞMANLATIYOR!

Obeziteyi tetikleyen başka etkenler var mı?

Obezite yalnızca kalori hesabı değil. Uyku, doğru besin ve yemek saati, doğru fiziksel aktivite, genetik yapı, stres, kaygı, aile yapısı, kültürel özellikler de etkiliyor.

Kapitalist sistemde uzun iş saatleri nedeniyle ruhumuz mutsuz. Eve geç gidip sabah çok erken kalkıyoruz. Önce çocuklar, sonra anne, en son baba yemek yiyor. Sofrada kavga edilmezdi, sofra kutsaldı. Ama sofra düzenimiz bozuldu. Babayla ya da anneyle vakit geçiremeyen çocuğun da yemek saati değişti. Çünkü aileyle tek ortak eğlencesi geç vakitte de olsa yemek yiyebilmek. Çocuk gece 12’de, 1’de yatıyor, okul zamanı erken kalkıyor. Şanslıysa, anne hazırlayabiliyorsa kahvalıtısı var, çoğu çocuk bisküvi ile okula gidiyor. Geç yattığı için büyüme hormonları olumsuz etkileniyor. Gece uyurken televizyon izliyor. Bir araştırmaya göre gece 11’de karanlık bir ortamda uyuyup sabah 7’de kalkanların bedeni, geç uyuyup geç kalkanlarla kıyaslandığında daha ritmik çalışıyor. Dolayısıyla da obezite daha düşük. Öbür grupta obezite daha yüksek.

Sonuçta kapitalist düzen en çok uykuyu ve aile bağlarını bozdu. Stres arttığı için sigara, alkol gibi keyif verici maddelerin tüketimi arttı. Kalp damar hastalıkları, akciğer, mesane kanserleri arttı. 1997-1998 yıllarında yapılan Türkiye Diyabet, Hipertansiyon, Obezite ve Endokrinolojik Hastalıklar Prevalans Çalışması 1’den (TURDEP) yaklaşık 12 yıl sonra, aynı yöntemle ve aynı merkezlerde TURDEP-2 çalışması yapıldı. TURDEP-1’den itibaren geçen 12 yıllık süreçte kadınlarda kilo 6 kg, bel çevresi 6 cm ve kalça çevresi 7 cm; erkeklerde ise kilo 8 kg, bel çevresi 7 cm ve kalça çevresi 2,8 cm arttı. Çalışmada obezite sıklığı yüzde 35.9 ve kiloluluk sıklığı ise yüzde 37 bulundu. Türk erişkin toplumunda obezite sıklığı 1998’de yüzde 22.3’ken yüzde 40 artarak 2010’da yüzde 31.2’ye ulaştı. Son 12 yılda kadınlarda obezite yüzde 34, erkeklerde ise yüzde 107 arttı. İlk çalışmanın aksine kentsel ve kırsal arasındaki fark azaldı. Bu da kapatalizmin diğer bir sonucu.

‘ESKİ SOFRA KÜLTÜRÜNE DÖNMELİYİZ’

Çözüm ne?

Kişi olanların farkına varıp sistemin dışana doğru bir adım atmalı. “Ben ne yapıyorum?” diyecek. Hem çocuklarıyla vakit geçirip hem de fiziksel aktivite yapabilir. Ailecek yürüyüşe çıkılabilir. Evden hazırlanan yiyeceklerle bir piknik, kahvaltı yapılabilir. “Ben çocuğuma çok iyi bakıyorum, ne istiyorsa veriyorum” mevzusu değil. Çocuğa her istediği alınıp yedirilmemeli. Ağlıyor diye çikolatayla susturulmamalı. Bu çocuk iştahsız yediği tek şey salam sucuk deyip çocuk bunlara boğulmamalı. Televizyon karşısında yemek yenilmemeli. Eski sofra kültürüne geri dönülmeli. Çocuklara sofra hazırlatılmalı, çocuk yemeğini tabağına kendi koymalı. Yediği tabağın bulaşığını yıkamalı. Sadece kadının çalışmasıyla olmaz. Yemekler, sofralar hep birlikte hazırlanmalı. Mutfağı toparlarsak birçok şeyi toparlayacağız.

TUZ TÜKETİMİNİ AZALTMAK İÇİN...

- Yemeklerde baharatları daha çok kullanın.

- Masadan tuzluğu kaldırın.

- Hazır gıdalar yerine ev yapımı yemekleri tercih edin.

- Sandviç, döner, dürüm vb gıdaların siparişi sırasında tuz eklenmemesini söyleyin.

- Salamura, konserve, işlenmiş gıda, tuzlanmış etler, şarküteri, kuruyemişler, cipsler, bisküviler yüksek oranda tuz içerir.

- Gıdalar tuz içeriğine göre farklı renkte etiketlenmelidir.

Özlem Konur USTA - 25 Haziran 2015 - Aydınlık

Son Yazılar

Partly cloudy

24°C

Istanbul