buyuk cokus225

Genetiği İyileştirilmiş İnsana Giriş!

G-Force adlı çocuk filminde ana karakterler genetiği değiştirilmiş

ve laboratuvarda üretilmiş hamsterlerdir. Hiç bir Hollywood filmi yalnızca para kazanmak için üretilmez, içinde propagandalarla, ahlaki telkinlerle birlikte bir tür toplum mühendisliği takım çantasını barındırır. Konu çok derin, bu yazıda yalnızca işin bir parçasından, çocukları insanın genetik mühendisliğine ısındırma çabasından söz edeceğim.

g forces

Genetiği değiştirilmiş insan fikri bir süredir popüler kültür ürünlerinde gittikçe artan yoğunlukta işleniyor. Çocuk kitaplarında ve çizgi filmlerde genetiği değiştirilmiş, laboratuvarda yaratılmış üstün yetenekleri olan insan örnekleri bol. Anne baba gözetiminden uzakta, televizyonun, Batılı çocuk yayınları tekelinin, çocuklara yönelik eğlence sektörü tekelinin ve bunların yıkıcılığından habersiz kreş bakıcılarının büyüttüğü çocuk, yaşam ve doğa hakkında bolca yalanı o körpe beynine yerleştiriyor. Yeni kuşak bizim kuşağımızdan farklı olarak daha doğar doğmaz zombileştirme işlemine maruz bırakılıyor. Bu insanlığından çıkarma işlemi duygusal yönlendirmenin yanısıra gerçekdışı şeyleri benimsetmeyi içeriyor. Zombi yaşken eğilir. Genetik mühendisliğinin yararları olarak özetlenebilecek bu propaganda yalnızca yetişkinleri değil çocukları da hedefliyor. X-Men çizgi roman ve filmleri, Dark Angel dizisi, Resident Evil filmleri, Halo ve Metal Gear oyunları, G-Force filmi, ahlaki olarak tarafsız gibi görünüp aslında insan genetik mühendisliğini öven, çocuklara yönelik ürünlerden birkaçı. Bu öykülerde genetiği iyileştirilmiş kahramanlar hep üstün yeteneklere sahiptir, insanın bir “üst” modelidir.

x men cizgi roman

Genetik insan mühendisliği konusunda, tıpkı genetiği değiştirilmiş tarım ürünleri konusunda olduğu gibi müthiş bir bilgi kirliliği var. Cilt cilt kitap, makale ve belgeselin hangisinin doğru bilgi verdiğini bilebilmek için ciddi bir okuma yapmak gerekiyor. Ancak ben herkesin bilmesi ve dikkatini toplaması gereken olayını özünü vereceğim:

Pek yakında sahip olacağı çocuğun genetik özelliklerine karar verebilme fikri insanlara çekici gelecek. İnsanlar çocuklarının veya başka insanların genlerini seçecek. Ancak genlerin işlevlerinin bilindiği büyük bir yalandır. İnsan genlerinin sayısı bile bilinmemektedir. Dolayısıyla bilimin adını kullanarak toplumu cahil bırakmak için çalışan dergilerde ve hafta sonu eklerinde gördüğünüz “suç geni bulundu”, “X hastalığı geni bulundu” vb. başlıklı makaleler bilgi kirliliğidir. İnsanların sahip olacakları çocuğun genetiğini seçmeye kalkması gibi körlemesine yapılan seçimlerin bedeli bir kaç kuşak sonra hastalık veya ani ölümlerle (veya kimbilir neyle?) ödenecektir. Bunun yanı sıra arızalı “ürün”lerin nasıl imha edileceği tartışması büyük bir ahlaki çöküş getirecektir.

Genetiği değiştirilmiş tek hücreli, bitki ve hayvanlarda olduğu gibi sıra insana geldiğinde müthiş bir dezenformasyon kampanyası başlayacak. ODTÜ, Sabancı gibi anlı şanlı üniversiteler bugün GD tarım ürünlerini övdükleri gibi genetik insan mühendisliğini övecekler.

Bu işin arkasında olanların ulaşmaya çalıştıkları hedefin insanları genlerine göre doğar doğmaz sınıflandırabilmenin yolunu açmak olduğunu düşünüyorum. Yani bu kalabalıkları köleleştirmenin, adalet arayışının önüne geçebilmenin bir aygıtı olarak kullanılacak. Öyle ya, bir kere doğa adil davranmıyorsa kimi kime şikayet edeceksiniz? Gattaca filminde olduğu gibi bütünüyle uydurma bilimsel verilerle suç genleri, beceriksizlik, aptallık vb. genleri, kimsenin nasıl yapıldığını bilmediği karmaşık bir takım laboratuvar testleriyle (Türkçesi el çabukluğu) saptanacak ve egemenler kurtulmak ve toplumdan dışlamak istedikleri kişi, aile, hatta ulusları savunmasız bırakabileceklerdir.

Yaratılıştaki “eksik” ve “yanlış”ları insanın düzeltmesi gerektiği fikri yeni değil. Ben bu yazıyı yazarken çok okumuş ancak doğasından kopmuş ve zihni kararmış kimi bilim adamı laboratuvarda genetiği değiştirilmiş hayvanlar üretmeye çalışıyor. Mısır ve soya benzeri genetiği değiştirilmiş yaratıkları icat eden de aynı sakat kafaydı. Aynı kafa yapısının bir benzerini –belki bu kadar yıkıcı olmasa da– tarım ilaçlarını üretenlerde gördük.

İnsanlar olarak ekosistemde olup biten yaşam işlevlerinin çok az bir bölümünü biliyoruz. Genetik alanı bir istisna değil. DNA sarmallarının nasıl oluştuğu, hücre bölünmesinde sarmalların nasıl çoklandığı gibi pek çok sorunun yanıtı bilinmiyor. Buna karşın son elli yılda basın-yayın tarafından yaratılan, bilimin ve teknolojinin adeta bir tanrı gibi herşeye gücünün yetebileceği izlenimi cahil kitlelerde bir bilim tapıcılığı oluşturdu. Üreme ve bebek oluşumu süreci hala büyük ölçüde gizlerle dolu. Anne ve babanın genlerinin katışımı, çoğalma ve doğal seçilim süreçlerinin oluşturduğu kaos, insanların biliş düzeyini çok çok aştığı belli olan bir gücün denetiminde. Buna ister Tanrı deyin, ister evrim deyin, evren deyin, doğa ana deyin… sonuç değişmiyor. Bu süreçler hakkında insanın bilgisi ve denetimi çok çok az. Kibirin aptallıkla doğru orantılı olduğunu söylemek yanlış olmaz. Kibirli bir bilim adamı veya yalancı bir ticari girişimci çıkıp daha sayısını bile bilmediği insan genlerini tanımladığını, işlevlerine göre ayırdığını söyler. Bir genin keşfedilen işlevinin tek işlevi olduğunu öne sürer. Oysa gerçekte bir genin kaç işlevi olduğu bilinmemektedir ve birden çok işlevi olduğu konusunda ciddi kuşkular vardır. Bunu bilmeyen, bilmek de istemeyen kibirli yığınlar kendilerine sunulanı sorgulamadan alacaklar, bunu kendilerine hak görecek ve kutsal çocuklarının genlerine karar verecekler. Tasarım ürünü, arızalı, genlerine göre sınıflara ayrılmış insanlar yeryüzünü dolduracak. “Genetik çöküş” mü diyelim?

Şunu akılda tutmakta yarar var: Bir avuç bozguncu, kalabalıkların rızası ve yardımı olmadan bir şeyleri çökertmeye güç yetiremez.

Nurullah ATAY - 01 Mart 2014 - Büyük Çöküş

Y o r u m l a r :

Ercüment BOSUT 01 Mar 2014, 11:23    

25. kare, subliminal mesajlar, araçları, hayvanları ve şimdilerde insanları mikroçiplerle izlemeyi olağan hale getiren toplum mühendisliklerine verilebilecek sayısız örneklerden biri daha… Bu en tehlikelilerinden sanırım çünkü, insanı daha toplumsal birey olmadan önce ele alıyor. Hatasıyla kusuruyla kendi organik çocuklarımızın kıymetini daha bir bilmek lâzımmış:))

Gypsy 02 Mar 2014, 09:12    

İlham ve farkındalık uyandıran yazılarınız için teşekkürler : ) Bu da benden;

Öjenik(eugenic: İyi doğmuş, seçkin) uygarlığını soy-arıtımı yoluyla yeniden yaratmak;

Bunu, yeryüzünde kendiliğinden sürmekte olan organik yaşamı doğal seyrinden kopararak önceden belirlenen ihtiyaçlar doğrultusunda yeniden oluşturma çabası olarak anlayabiliriz.

Böylesi çabalar elbette yeni değil.1930’larda Amerikan ırkçılığı ve Alman Nasyonal Sosyalizminin birlikteliğiyle ‘ırksal hijyen’ adına ortaya atılmış bir seçkinlik ve seçilmişlik nosyonunun ‘sözde bilimsel’ literatüre yazdırdığı bir tuhaf sözcük öncelikle bu “öjenik”…
Öjenik uygarlıkta, yaratılıştaki rastlantısallık, kendiliğindenlik, bilinmeyen, hata ve göreceliliklere hiçbir şekilde yer yoktur.

Öjeni nedir? Öjenikler neyi savunurlar? Sorusunu Psikiyatrist, Doç.Dr. Erol Goka’ “Davranışlarımızın Yeni Sorumlusu Genetik Yapımız (mı ?)” adlı makalesinde şöyle yanıtlamakta:

İnsan genlerinin kalitesini düzeltmeyi amaçlayan tüm etkinlikler öjenik diye tanımlanırlar. Ancak öjeni (eugenics), incelemeye dayalı bir bilimsel bilgi alanını değil, bir tutumu ve niyeti ortaya koyduğundan, sağlıklı nesiller yetiştirmek için insanlığın hizmetinde olan genetik danışma ve taramaları ondan ayırt etmek gerekmektedir.

Kalıtımla ilgili gerçekler bilimsel ilgi alanına girmeye başladığı tarihten bu yana, bilim ve siyaset çevrelerinde öjenik olanlarla, yani insan neslinin soyaçekim yoluyla ıslahının mümkün olduğuna samimiyetle inananlarla, anti-öjenikler yani öjenizmi sahte bilim, öjenikleri bilimci kılığına girmiş kafatasçılar olarak görenler arasında müthiş bir tartışma süregelmektedir. Süregelen yalnızca tartışma değildir; bu alandaki tartışmaların etkileri doğrudan doğruya hükümet politikalarına, istihdamın nasıl düzenleneceğinden, ülkeye göçmen olarak kimlerin kabul edileceğine; kimlerin evlenmeye ve nesillerini yeniden üretmeye hakları olduğundan kimlerin fırınlarda yakılacağına kadar yansımaktadır. Yıllardan beri, insan davranış genetiği alanında bilimin nerede başlayıp siyasetin nerede bittiğini ayırt edebilmenin imkansız olduğu bir keşmekeş yaşanmaktadır.

Davranış genetiği alanında yapılan çalışmaların çoğu zaman araştırmacıların niyetlerinden bağımsız, bazen de apaçık bir biçimde araştırmacının kişisel önyargılarını meşrulaştırma girişimi olarak toplumsal ve hatta politik etkiler yaptıklarını, şimdi de yapabileceklerini gösteren, birçok kanıt ve emare bulunmaktadır. Örneğin Münih Üniversitesi’nde yürütülen psikiyatrik genetik çalışmalarının sonucu olarak, Naziler 1933′te ruhsal rahatsızlığı bulunan insanların kısırlaştırılmaları yasasını çıkarmışlardır. Sözde bilimsel çalışmaların sonucunda, ABD’nde de ruhsal rahatsızlığı olanlar, daha 1950′lere kadar kendi istemlerinin dışında kısırlaştırılıyorlardı. 20. Yüzyılın başlarında Amerikan Psikoloji Birliği’nin kendisine yüklediği en önemli görevlerden birisi, Amerikan toplumunun zeka seviyesini koruyabilmek için beyaz ırkın zencilerle karışmasının önüne geçmeye çalışmaktı.

Yıllar geçti, toplumlar demokrasi ve insan hakları konusunda önemli adımlar attılar, bilim çevrelerinde bilim adı altında basbayağı siyaset yapmak zorlaştı ama bilimsel ırkçılık, genetik biliminin arkasına gizlenerek hep varlığını sürdürmesini bildi.”

Öjenik uygarlık anlayışı, doğal olana antipatiyle yaklaşır. Bu öjeniklerin, karmaşık bütünlüklerin içine girebilme ve karmaşık yapıları devingen bir dengede tutabilme -holistik- yetisine olan korkularıdır. “Dünya Ana’dan” korku, ayralsız gerçeklik anlayışının korkusu. İnsanın kendisinden korkusu. Korku ise yok etme ve bozgunu beraberinde getirir, şu an en son silahı ise ; biyoteknoloji ve genetik bilimi olmuş durumda.

Biyoteknolojinin insana ve tüm diğer canlı organizmalara yoğun olarak uygulanmasını savunuyor öjenikler. Bu mücadele ciddi bir biçimde başlamış durumda = Gen transferi ve klonlama ile mutantlar yaratmak…

2020 yılına kadar “İkinci Yaradılış”ın rayına oturması; ilişkisiz türler arasındaki – bitki, hayvan ve insan- tüm biyolojik sınırların aşılarak sayısız yeni yaşam biçimlerinin oluşturulması ve seri üretimlerin yapılması şu an üstü kapalı ve meşrulaştırılmaya çalışılan pek çok öjenik ve holocaust hedeften yalnızca bir tanesi.

Doğada dolaşıma giren her türlü genetik mühendislik ürünü organizma, ekosistem üzerinde potansiyel bir tehdittir ve genetik kirlenmeye yol açar (Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar).

Çinliler domateslere ve yeşil biberlere çabuk büyümeleri için insan geni yerleştirmekle meşgul (bu da belki 1932’lerde Rockefeller Vakfının Çin’deki insan evrimi araştırmalarına destek çalışmaları ile bağlantılıdır!) böylece hem vejeteryan hem de yam yam olabileceğiz.

Ayrıca insan spermi üretebilmeleri için farelere genetik mühendislik uygulanmaya çoktan başlandı. Babamızın genetik hırdavatçıdan beş dolara alınan bir laboratuar faresi olduğunu öğrenmek ilginç bir duygu olsa gerek.İngiltere’deki bir diğer tartışma da; Yarı insan yarı hayvandı! İnsan genlerini hayvan yumurtalarına yerleştirip embriyolar geliştirmeyi planlıyorlardı. Artık biyomakinalar nanoteknoloji ile iş birliğinde…ve tabi tekno-sapiensler! DARP ve BNN birlikte geliştirecekleri ve bilgisayar üzerinden uygulanacak bir yapay zeka projesini imzaladığını açıkladı bile. Bu proje aslında Amerika’nın 80’lerdeki yıldız savaşları projesinden sonra en çok üzerinde durduğu konudur. Biraz araştırıldığında Facebook’un bu projenin ana tabanını oluşturduğunu görebilirsiniz!…..

dissector 03 Mar 2014, 07:49    

Bize,yani sıradan indanlara;gerçekliğin % kaçının verildiğini çok merak ediyorum doğrusu.Birçok tür hayvanın yıllar önce kopyalandığı gibi,kapalı duvarlar ardında insanın da kopyalanmadığını nerden biliyoruz?”Ömür uzatma” konusunda yapılan araştırmalar ve ulaşılan hedeflerden gerçekten haberimiz var mı?Kanser türlerine yönelik tedaviler ne durumda?Evet,ben tıbbın içinde olduğum halde sizlerden daha fazla şey bilmiyorum.”Project Gılgamesh” ‘i duydunuz mu?Dünyanın bellibaşlı ailelerinin fertlerinin hiçbir ölümcül hastalıktan ölmediklerine dikkat ettiniz mi?Belki de gelecek aslında bugündür,ama yalnızca seçilmişler için…

Son Yazılar

Partly cloudy

16°C

Istanbul