Ayrıksı, eksantrik, kavgacı

Kavgacı, hırçın, doğru bildiğinden şaşmaz, fikri takipçi ve dobraydı. Bu özelliklerinden dolayı yaşadığı yıllarda edebiyat çevrelerinin en sevilen isimlerinden biri olmasının yanı sıra en çok ürkülen, çekinilen kişilerinden de biriydi. A. İlhan’la herhangi bir konuda polemiğe girmek gerçekten de cesaret isterdi...

Bugün ölümünün 4. yıldönümünü yaşadığımız çok yönlü sanatçı (şair, romancı, denemeci, eleştirmen ve düşünce adamı) Attilâ  İlhan edebiyat ve düşünce dünyamızın ‘nevi şahsına münhasır’  en renkli ve hatta eksantrik kişiliklerinden biriydi. Ürün verdiği alanların tamamında çok etkili olmuştu. Aralarında ‘Pia’, ‘Emperyal Oteli’, ‘Sisler Bulvarı’, ‘Yağmur Kaçağı’, ‘Suna Su’, ‘Üçüncü Şahsın Şiiri’, ‘Maria Missakian’, ‘Bela Çiçeği’, ‘Ben Sana Mecburum’ gibilerinin bulunduğu onlarca şiiri 50-60’lı yıllardan başlayarak günümüze değin çok geniş bir okur kitlesinin dilinden düşmedi, aşk mektuplarını süsledi. Kavgacı, hırçın, doğru bildiğinden şaşmaz, fikri takipçi ve dobraydı. Bu özelliklerinden dolayı yaşadığı yıllarda edebiyat çevrelerinin en sevilen isimlerinden biri olmasının yanı sıra en çok ürkülen, çekinilen kişilerinden de biriydi. A. İlhan’la herhangi bir konuda polemiğe girmek gerçekten de cesaret isterdi.
Evet, geniş kitleleri etkileyen düşüncelerin sahibiydi ama ben kendisini en çok şair olarak düşünürüm. Gerçekten de büyük kitlelere şiirleriyle mal olmuştu. Kendine özgü sentezlere ulaştığı düşünceleri ise daha ayrıksı olarak görülmüştür. Gençliğinin büyük bir kısmını Fransa’da Paris’te geçirmesine karşın Batı’ya ve Batı düşüncesine karşı her zaman kuşkucu ve mesafeliydi. Kendine özgü bir Batı-Doğu sentezi yaratmış, kendine özgü bir ‘milli edebiyat’ düşüncesi oluşturmuştu. ‘Sosyalist gerçekçi’ şiirin mücadelesini verirken ülkemiz şiirini geri dönülmez bir biçimde etkileyen II. Yeni’ye en başından muhalif oldu, II: Yeni şairlerini anlamsızın peşinde koşmakla, özü unutup aşırı biçimci olmakla suçladı. Ona göre ‘Birinci Yeni (yani Garip) İnönü Diktası’nın şiiridir. İkinci Yeni ise Menderes Diktası’nın! Birinci Yeni (Garip) ‘sıcak savaş’ yıllarının şiiriydi, İkinci Yeni ‘Soğuk Savaş’ yılarının!’ Her iki şiirin de devlet tarafından açıkça desteklendiğini, ‘Mavi’ dergisi çevresinde örgütlemeye çalıştığı görüşlerin, sosyal gerçekçilik hareketinin ise her zaman engellendiğini ileri sürüyordu. ‘İkinci Yeni’ Savaşı adlı kitabına yazdığı önsözde şöyle demiştir: “Mavi’nin, sosyal gerçekçilik hareketinin uğradığı inanılmaz suçlamalar, bunların kanıtları sayılmaz mı? Demek ki hesaplaşma hareketi İnönü Cumhuriyeti’nin estetik temsilcilerini sarsmış, fakat ‘soğuk savaş’ın ‘katmerli’ baskısı ‘sosyal gerçekçiliğin’ gelişmesini engellemiştir. Orada bir boşluk doğmuyor mu? İkinci Yeni Sirki işte bu boşluğu dolduruyor. Üstelik, ‘soğuk’ savaşın şart koştuğu bütün olumsuz nitelikleri taşıyarak. İçlem (muhteva) en ürkütücü şey mi sayılmaktadır, İkinci Yeni anlamı gerekli görmez, ‘rastlantısallıkla’ yetinir; dahası, sanatı toplumsal işlevinden çekip alır, getirip ‘kelimeye’ dayandırır. Soyut biçimcilin anasıdır ya, imgeyi yüklenmek zorunda olduğu toplumsal/bireysel içlemden soyutlar, ‘boşa’ çalıştırırlar. Bütün bunlar yetmezmiş gibi, bir de toplumsal gerçekçiliğe karşı, açık tavır takındılar mı, ‘soğuk’ savaş onları desteklemeyecek de, kimleri destekleyecek.” Alıntıladığımız bu satırlarda da görülebileceği gibi Attilâ İlhan o ateş gibi üslubuyla, kimi zaman aşırıya gidip, gereğinden fazla genellendirip, topyekûn itham eder İkinci Yeni şairlerini. Halbuki eleştirdiği yönler İkinci Yeni’nin esas isimlerinin değil, daha çok taklitçilerinin özellikleridir. O dönem de her dönemde her harekette görüldüğü gibi İkinci Yeni’den daha çok ‘İkinci Yeni’ci kesilen isimler olmuştur. Şimdi isimlerini bile hatırlamadığımız o şairler anlamsızlığı en uçlara götürmüşler, biçimi aşırıya vardırmışlar, İkinci Yeni’nin her zaman içinde taşıdığı ‘anlam’ı ve deneyimi ve toplumsal temsili yok saymışlardır. İkinci Yeni’nin esas şairleri hiçbir zaman İlhan’ın hararetle ileri sürdüğü özelliklere sahip değildiler, onlar ‘en yoksul şair kuşağıydılar’. Attilâ İlhan’ın böylesi düşünceleri gözünü budaktan sakınmadan ileri sürmesi onun şematizminden de kaynaklanır biraz. Attila İlhan İkinci Yeni’yi böylesine sert ve serinkanlılıktan uzak bir biçimde eleştirirken kendisi de şiiri sanatı propagandaya alet etmekle suçlanmıştır. Dönemin dergilerindeki tartışmalara bakınca insan şaşırmadan edemiyor, zira bu tartışmalar aşırı sert tartışmalardı. Yıllar sonra 1980’lerde Enver Ercan’la yaptıkları bir söyleşide şunları söyleyecektir: “Ben toplumcu gerçekçi şiiri değil, toplumsal gerçekçi şiirin mücadelesini verdim; izahı şöyle: O tarihte toplumsal gerçekçi diye, Andrey Jdanov’un kurallaştırdığı sosyalist gerçekçi ‘parti’ şiiri anlaşılıyordu; oysa ben, en başta bu dogmatik kurallaştırmaya karşı çıkıyor, diyalektik bir estetiğin böyle kaskatı bir dogma haine getirilemeyeceğini savunuyordum; hâlâ da, Çernisevki/Plehanov tabanı üzerinde geliştirilmiş diyalektik bir estetikten yanayım, Marksist metodun sanatçı için olağanüstü etkili ve yararlı bir tahlil metodu olduğu fikrindeyim. Toplumcu gerçekçi dediğimiz, aslında sosyalist gerçekçi ‘parti’ şiirine gelince iki açıdan talihsiz bir şiir oldu; bir kere ülkemizde bu şiire heveslenenler, hazır bir okur kitlesinin arkalarında olduğuna inandıkları için, işin düpedüz kolayına kaçtılar; öyle ki, ana avrat küfretmek ya da bir hareketin sadece sloganlarını sıralamak ‘iyi şairliğin’ ölçütü haline geldi; ikincisi, bu şiirin ‘fikriyatını’ yapan Jdanov da, Stalin’le ve Stalincilikle birlikte tarihe karıştı.” (Şair Çünkü Onlar, Kavram Yayınları, 1990, s. 110)
Attilâ İlhan biçimciliğe bu denli şiddetle karşı çıkmasına karşın kendisi de bir biçim şiiri diyebileceğimiz Divan şiiri formuyla şiirler yazmıştı; ama kendi deyişiyle biçimi her zaman özün bir uzantısı, sonucu olarak düşünmüştür. Yukarıda andığımız şiirleri ülkemizin yeni yeni kentleşmekte olan kentlilerinin dilinden düşmemiştir. Özellikle ‘Duvar’dan sonraki şiirlerinde her zaman bir samimiyet, delicesine bir coşku, bir gözüpeklik, kentin hızlı ritmi bulunur. Birkaç kuşak Attilâ İlhan bu şiirleriyle âşık olmuş, bu şiirleriyle aşkını ilan etmiş, bu şiirlerle coşmuş, bu şiirlerle hareket etmiştir.
Her ne olursa olsun şurası  kesin ki edebiyatımız bu renkli, kavgacı şairin eksikliğini hissediyor.


***
Attİlâ  İlhan
Şaİr, romancı, denemeci, gazeteci ve eleştirmen Attilâ İlhan 15 Haziran 1925'te Menemen'de doğdu. Tam ismi, Attilâ Hamdi İlhan olan şair ilk ve orta eğitiminin büyük bir bölümünü İzmir'de, kalanını ise babasının mesleği dolayısıyla gittikleri Balıkesir gibi değişik illerde tamamladı. Lisedeyken çeşitli dergilerde şiirleri bazen kendi ismiyle bazen de takma isimlerle yayımlandı. İzmir Atatürk Lisesi birinci sınıfındayken mektuplaştığı bir kıza yazdığı Nazım Hikmet şiirleriyle yakalanmasıyla 1941 Şubat'ında 16 yaşındayken tutuklandı ve okuldan uzaklaştırıldı. Üç hafta gözaltında kaldı, iki ay hapis yattı. Türkiye'nin hiçbir yerinde okuyamayacağına dair bir belge verilince, eğitim hayatına ara vermek zorunda kaldı. Danıştay kararıyla, 1944 yılında okuma hakkını tekrar kazandı ve İstanbul Işık Lisesi'ne yazıldı. Lise son sınıftayken amcasının kendisinden habersiz katıldığı CHP Şiir Armağanı'nda ‘Cabbaroğlu Muhammed’ şiiriyle pek çok ünlü şairi geride bırakarak ikincilik ödülünü aldı. 1946'ta mezun oldu. İstanbul Hukuk Fakültesi'ne kaydoldu. Üniversite hayatının başarılı geçen yıllarında Yığın ve Gün gibi dergilerde şiirleri yayımlanmaya devam etti. Hukuk Fakültesi’ndeki yüksek öğrenimini yarıda bıraktı. 1948'de ilk şiir kitabı Duvar'ı kendi imkânlarıyla çıkardı.

Paris yılları
1948 yılında, üniversite ikinci sınıftayken Nâzım Hikmet'i kurtarma hareketine katılmak üzere ilk kez Paris'e gitti. Bu harekette aktif rol oynadı. Fransız toplumu ve orada bulunduğu çevreye ilişkin gözlemleri daha sonraki eserlerinde yer alan birçok karakter ve olaya temel oluşturmuştur. Türkiye'ye geri dönüşünde başı sık sık polisle derde girdi. Sansaryan Han'daki sorgulamalar ölüm, tehlike, gerilim temalarının işlendiği eserlerinde önemli rol oynamıştır. Birkaç kez gözaltına alındı.

İstanbul - Paris - İzmir üçgeni
1951 yılında Gerçek gazetesinde bir yazısından dolayı soruşturmaya uğrayınca Paris'e tekrar gitti. Fransa'daki bu dönem, Attilâ İlhan'ın Fransızcayı ve Marksizmi öğrendiği yıllardır. 1950'li yılları İstanbul - İzmir - Paris üçgeni içerisinde geçiren Attilâ İlhan, bu dönemde ismini yavaş yavaş Türkiye çapında duyurmaya başladı. Yurda döndükten sonra, Hukuk Fakültesi'ne devam etti. Ancak son sınıfta gazeteciliğe başlamasıyla beraber öğrenimini yarıda bıraktı. Sinemayla olan ilişkisi, yine bu dönemde, 1953'te Vatan gazetesinde sinema eleştirileri yazmasıyla başlar.

Sanatta Çok Yönlülük
1957'de gittiği Erzincan'da askerliğini yaptıktan sonra, tekrar İstanbul'a dönüş yapan Attilâ İlhan sinema çalışmalarına ağırlık verdi. Onbeşe yakın senaryoya Ali Kaptanoğlu adıyla imza attı. Sinemada aradığını bulamayınca, 1960'ta Paris'e geri döndü. Sosyalizmin geldiği aşamaları ve televizyonculuğu incelediği bu dönem, babasının ölmesiyle birlikte yazarın İzmir dönemini başlattı. Sekiz yıl İzmir'de kaldığı dönemde, Demokrat İzmir gazetesinin başyazarlığını ve genel yayın yönetmenliğini yürüttü. Aynı yıllarda, şiir kitabı olarak Yasak Sevişmek ve Aynanın İçindekiler dizisinden Bıçağın Ucu yayımlandı. 1968'de evlendi, 17 yıl evli kaldı.

İstanbul'a dönüş
1973'te Bilgi Yayınevi'nin danışmanlığını üstlenerek Ankara'ya taşındı. Sırtlan Payı ve Yaraya Tuz Basmak'ı Ankara'da yazdı. 1981'e kadar Ankara'da kalan yazar Fena Halde Leman adlı romanını tamamladıktan sonra İstanbul'a yerleşti. İstanbul'da gazetecilik serüveni Milliyet (2 Mart 1982 - 15 Kasım 1987) ve Gelişim Yayınları ile devam etti. Bir süre Güneş gazetesinde yazan Attilâ İlhan, 1993-1996 yılları arasında Meydan gazetesinde yazmaya devam etti. 1996 yılından 2005 yılına kadar köşe yazılarını Cumhuriyet gazetesinde sürdürdü. 1970'lerde Türkiye'de televizyon yayınlarının başlaması ve geniş kitlelere ulaşmasıyla beraber Attilâ İlhan da senaryo yazmaya geri dönüş yaptı. Sekiz Sütuna Manşet, Kartallar Yüksek Uçar ve Yarın Artık Bugündür halk tarafından beğeniyle izlenilen diziler oldu.

11 Ekim 2009  
http://www.birgun.net

 

Son Yazılar

Mostly clear

17°C

Istanbul