Neo-Osmanlıyla bostan ekenin kıçı hıyardan kurtulmaz

PKK, en az 25 yıldır ‘beyaz’ işiyle iştigal ediyor (de mi le kirvo?)

Amerika da, çoğu batı ülkesi gibi yabancıların mal varlığını denetim altında tutuyor. Office of Foreign Assets Control {Yabancı(ların) Malvarlıklarını Kontrol Bürosu} ABD Hazine Bakanlığı’na bağlı bir birim.
Malvarlıkları kontrol altına alınan yabancı şahıs, dernek, vakıf listesi burada (*), bakarsınız. Çoğu islami dernek, çoğu Arap ismi olmak üzere 428 sayfalık liste.
Vietnam’dan askeri uçaklarla uyuşturucu nakleden,
Afganistan’da afyon tarlalarının başını bekleyen Amerika, PKK’nın -yani bölücü terörün- uyuşturucu kaçakçılığı nedeniyle ipini çekmişmiş de, Amerika’daki malvarlığını dondurmuşmuş da...
Geçeceksiniz bir kalem!

ABD, AKP ile PKK arasında bir seçim yapmak durumunda kalmış ve önümüzdeki 3-5 yıl daha hizmetlerine ihtiyacı olduğu cihetle AKP’yi seçmiştir.


Bildiğimiz kadarıyla, AKP henüz açıktan ‘beyaz’ işine girmedi. Şimdilik, arazi/imar rantı, ihaleden komisyon, medya, altın, elmas, enerji, her türlü pazarlama işi, yardım toplayıp cebellezi etmek gibi faaliyetlerden ekmeğini çıkartıyor (çoh ekmeh yir bunnar). Dolayısıyla, AKP, henüz uyuşturucu pazarında ABD’ye rakip değil.

Oysa PKK, en az 25 yıldır ‘beyaz’ işiyle iştigal ediyor (de mi le kirvo?). ABD bu cihetten, PKK’yı piyasadan silmeye niyet etmiş-niyet eylemiş olabilir, biiiir!

ABD, Kuzey Irak’tan asker çekip, bölgeyi XE (eski adıyla Blackwater) denilen katil ordusuna emanet edeceğinden, askerini de Türkiye üzerinen geri çekeceğinden, şimdiye kadar kendisine hizmette kusur etmeyen AKP’nin hizmetlerine eskisinden fazla ihtiyaç duyacağı bir döneme giriyor, ikiii!

Normal ahvalde 7 hükümeti yıkmaya yetecek yolsuzluk, hırsızlık, hukuksuzluk, ekonomik ve sosyal çöküntü varken, ABD, AKP hükümetini ayakta tutmak için kaynağı belirsiz milyar dolarları TIRlarla Türkiye’ye sokuyor.

Eh, PKK’yı -yani terörü- ortadan kaldırırsa, bu da AKP’nin başarı hanesine yazılacak ki, ‘açılım’ olayını patlatıyor.

ABD, neo-Osmanlıyla bostan ekenin kıçı hıyardan kurtulmaz veciz sözünü bilmediğinden, hesaplarını AKP üzerine kurmaya devam ediyor.

Yalnız ve güzel ve haczedilmiş ülkem öylesine cahil, ehil olmayan ve görev sınırlarını keyfi düzenleyen adamların eline düştü ki, kediyi yıkarken sağ korlarsa sıkarken mutlaka öldürüyorlar.

‘Görev sınırı’ deyince, Macaristan’da şahit olduğum bir kavgayı anlatacağım. Buna ‘kavga’ demek ne kadar doğru olur emin değilim.

Genç bir adam marketin kapısından koşarak çıktı, kaçıyor. Arkasından marketin üniformalı güvenlik görevlisi fırladı. 20 metre sonra adamı yakaladı, birlikte yere düşüp kaldırımda yuvarlanmaya başladılar.

Güvenlikçi, adamın cekedinin içine sakladığı neyse onu almaya çalışıyor, hırsız da o şey neyse onu vermemeye çalışıyor. Birbirlerine asla vurmuyorlar. Bırak vurmayı, küfür bile etmiyorlar. Biri almaya çalışıyor öbürü vermemeye...

On dakika yerlerde yuvarlandılar. Sonunda güvenlikçi hırsızın cekedinin içinden bir şişe şarap çıkarttı, hiçbirşey söylemeden üstünü başını düzeltip dükkana döndü. Hırsız da kalktı, yürüdü gitti.

Güvenlikçi de hırsız da yaptıkları işinin ehliymiş, görev sınırlarının içinde kaldılar. Hırsız sadece hırsızlığını yaptı, çaldı ve geri vermemeye çalıştı. Güvenlikçi de dükkanından çalınan malı geri almaya. Birbirlerine zarar vermek, hakaret etmek, öldürmek gibi niyetleri yoktu.

“İşinin ehli olmak” işte böyle birşey. Büyük ölçüde, işinin sınır çizgilerini ihlal etmemeyi ve insan onurunu zedelememeyi gerektiriyor.

Bir de AKP adamlarına ve kadınlarına bakıyoruz;

“Bilmemne teknolojisi cep telefonu ithaliyle teknolojinin de ebesini halkımıza sunmuş bulunuyoruz” diyorlar, oysa ülkenin Genelkurmay Başkanı dahi cep telefonu kullanmaya çekiniyor.

“Aile bizim için çok önemlidir, üreyin” diyorlar, ev kadınları kerhaneye sermaye olmaya sıraya girdi, bebek cesetleri çöpten toplanıyor, hergün 13 yaşındaki kızını pazarlayan bir başka ailenin haberi medyada...

Herhalde ‘Kürtlerle Dans’ espirisinden hareketle Kevin Costner’ı siyasetlerine malzeme etmeye kalktılar, her zaman kırmızı halıyla karşılanan adam konserini iptal etmek zorunda kaldı.

“Ankara’yı nasıl modern bir şehir haline getirdik” diyorlar, 1950’lerin Ankarası bal dök yala, şimdiki Ankara köhne, yoksul, derme çatma bir şehir. Melih, Ankara’yı batırıp İstanbul’u başkent yapmaya destek misyonunu yerine getirmiş...

Bir yandan “İnternet hızlanacak, şöyle uçacak böyle konacak” diyorlar, ülkenin Cumhurbaşkanlığı makamını işgal eden zat ekip kurmuş, gazeteyi internetten okuyan yorumcunun IP’sini-adını tesbit ettirmeye çalışıyor.

TÜİK çalışanlarına ‘gizlilik yemini’ ettirdiler, rakamlarla istedikleri gibi oynayıp “Kişi başı gelir 10 bin dolar, enflasyon yüzde 9” yalanı söylüyorlar, oysa yoksul insanlar artık 75 milyonun gözü önünde, televizyon stüdyolarında, yalvararak dileniyor (Bkz. Show Tv- “İhtiyacım Var”). En fazla acındıranın sadakayı kapacağı, yalvartan, insanı küçülten, insan onurunu paspas etme konusunda “Yardım edin Mem’dali Bey”i fersah fersah aşmış rezillikler.

AKPlilerin ne ahlakları ahlak, ne hukukları hukuk ve ne de bir vicdanları kaldı.

AKP Genel Başkanı’nın oğlu Burak Sevim Tanürek’in katili.

Eski Bakan yeni muhalif Kemal’in oğlu Abdullah Unakıtan’ın kullandığı arabanın ezdiği dört kişi trafik şehidi (!) istatistiklerinde bir rakam.

Adam aklınca Yahudilere iltifat etmeye kalkıyor, ülkedeki Yahudi azınlığı rahatsız edecek, anti-semitizme cesaret verecek laflar ediyor.

Futbol maçı oynanıyor, 20 bin seyircinin 15 bini seyirci değil, asker-polis.

İSKİ, Teşvikiye Caddesi’ni atık su kanalını rehabilite etmeye kazıyor, yeraltında bin 200 kabloyu kopartınca elektrik, telefon şebekesi çöküyor.

Islah ettikleri her dere yine...yine...yeniden taşıyor.

Sağlığımın Bakanı kızamıkçık aşısı kampanyası açıyor, yanlışlıkla aşılanan 60 hamile kadın küretaj olmak zorunda kalıyor. Meğer; kullanım süresi bitmek üzere olan aşıları bitirmek istemişler.

AKP Genel Başkanı’nın karısı “Haydi Kızlar Okula” kampanyasıyla kadınları okula gitmeye değil, kadınlara mahsus, kısa dönem okuma-yazma kurslarına gitmeye teşvik ediyor.

Aslında “Okuma-yazma bil yeter”deyip, kadınları okuldan uzaklaştıran bir proje.

İnsan hayatının hiç önemi yok gözlerinde. Her sözleri yalan, her icraatlarında ‘sahte’, ‘beceriksiz’ ve ‘yıkıcı-öldüren’ birşeyler var. Hepsi hırsız, ama işinin ehli bir hırsız bile yok içlerinde.

ABD de AB de AKP’yi kullanıyor, AKP her sahtekarlığını, beceriksizliğini, yıkıcılığını, AB’ye tam üyelik ham hayaliyle kılıflıyor. İş geldi Atatürk’e küfretmenin serbest bırakılmasına dayandı.

AB’ye göre “Atatürk’ü Koruma Kanunu” ifade özgürlüğüne aykırıymış.

Mustafa Mutlu’nun (saygılarımla) bir cümlesini alıntılıyorum: “Alın tam üyeliğinizi kulak deliğinize sokun, biz Atamıza küfrettirmeyiz”.

Ben Mutlu kadar kibar değilim. Alın tam üyeliğinizi, münasip her deliğinize sokun. Bu cümlemi de ‘ifade özgürlüğü’ kapsamında değerlendirin bitte, please, s'il vous plait.

Kıymet Nadir BİNDEBİR - 15 Ekim 2009 - Habercek
http://www.habercek.com/
......

Gülizar’a not:

Yazını yenilememişsin. Başlığını ‘Muhallebiciden Başkan Olursa’ diye değiştirdiğin yazıdan sonra 6-7 tane astım şekerim, bakıver. Beğendiğin olursa, sorma al.

www.bagimsizgundem.com a da beklerim. Oradaki “Dükkan Senin- Shop is Yours” yazımı da sevebilirsin. Bana boşver ama, Tuncay Mollaveisoğlu ve Nihat Genç gibi iki ‘sis lambası’ orada. Şu karanlıkta bile ortalık ışıl ışıl.

Bilmem sever misin, Fazıl Say ve piyanosu, Nasuh Mahruki ve kaşları da orada.

Zonguldaklı okura selamlarımı ilet canım. Öperim.

(*) http://www.treas.gov/offices/enforcement/ofac/sdn/t11sdn.pdf

Son Yazılar

Cloudy

20°C

Istanbul