Küba’nın Biyoteknoloji Devrimi

Küba, ABD’li ilaç devleri gibi parayı kellik ilaçları, iktidarsızlık hapları, kırışıklık kremlerinden kazanmıyor. Küba ilaç sektörünün odaklandığı üç alan var; kanser tedavisi, AIDS ve hijyen hastalıklarının aşıları.

Küba yeni bir sektörde dünya pazarlarında rekabete hazırlanıyor: Biyoteknoloji. Küba bugün ABD ambargosuna karşın, Latin Amerika’daki en büyük ilaç ihracatçısı, 50’den fazla ülkeye ilaç satan Küba’nın listesinde Avrupa ülkeleri de bulunuyor. Bunlar arasında kanser aşısı da bulunuyor. Küba, Çin, Malezya, Hindistan ve İran’a teknoloji transferi yapıyor; Kübalı uzmanlar bu ülkelere kendi laboratuvarlarını açmaları için yardım ediyor. Kısaca bir üçüncü dünya ülkesinden bir diğer üçüncü dünya ülkesine teknoloji transferi gerçekleşiyor.


SOSYALİST DEVRİMİN LOKOMOTİFİ
Küba’nın ilaç sektörü dışarıdan satın alınan patentler yerine yerli ArGe’ye dayanıyor. Kübalılar, ilaç endüstrisinde çalışan araştırmacılar için “Küba Devrimi’nin kahramanları” tanımını kullanıyor.    

Küba Devlet Başkanı Fidel Castro, biyoteknolojiyi yıllar önce sosyalist devrimin lokomotif endüstrisi ilan etmişti. Fikri mülkiyet haklarının teşvik edilmesi ve sıkı sıkıya korunması sonucu ilaç sektöründe ArGe’nin önü açılmış oldu. Kübalı araştırmacılar şimdiye dek 100’den fazla patent aldılar, bunların 26’sı da ABD’den geldi. Küba ilaç sektörü şimdi gelişmiş ülke pazarlarına açılmanın yollarını arıyor.

ÜÇÜNCÜ DÜNYA’YA ŞİFA GÖTÜRÜYOR
1959’daki Küba Devrimi’nden sonra ilaç ve hastalık tedavisi, fakir halkın sağlık ihtiyacının karşılanması en ciddi problem olarak ortaya çıktı. Aradan geçen 45 yıl sonunda Küba bugün sağlık ihracatı yapan bir ülke haline geldi. Binlerce Kübalı doktor, diğer geri kalmış üçüncü dünya ülkelerindeki hastalara ücretsiz bakım ve tedavi hizmetleri veriyor. Düşük maliyetli ancak kaliteli Küba hastaneleri de Afrika ve Latin Amerikalı hastalara yönelik sağlık hizmeti veriyor.

SOVYET BLOĞUNUN ‘ECZANESİ’
Küba’nın biyoteknoloji öyküsü 1980’lere gidiyor. 1981 yılında bir grup Kübalı bilim adamı, virüslerle mücadele eden protein interferon’ları üzerine ihtisas yapmak için Finlandiya’ya gönderiliyor. Bu doktorlar Castro’nun emriyle gönderilen parayla bir laboratuvar dolusu eşyayı ülkeye getiriyor. Castro, başkent Havana banliyölerinde bir pansiyonu bu doktorlara tahsis ederek bir ArGe merkezi kurduruyor. İlk olarak bu merkezden büyüyen Küba ilaç sektörü 10 yıl içinde Sovyet bloğunun adeta ‘eczane’si olmuştu.
İlaç ticareti diğer komünist ülkelerle barter sistemi ile yürütülüyordu, örneğin Küba gönderdiği ilaç karşılığında makine veya başka bir ürün alıyordu. 1990’ların başında barter yoluyla olsa da, Küba’nın ilaç ihracatının 700 milyon dolar düzeyinde olduğu tahmin ediliyor.

KİMİLERİ ANLAMIYOR AMA AŞI ORTADA

İhracatının yüzde 80’ini karşılayan Sovyetler Birliği’nin 1990’ların başında çökmesiyle Küba, diğer üçüncü dünya pazarlarına yöneldi. Bu gelişmeyi tetikleyen Fidel Castro’nun biyoteknoloji alanına milyonlarca dolar yatırım yapılması emri oldu.
Gerek Küba’nın dışa kapalılığı gerekse komünist ekonomik yapısı nedeniyle Batılı ekonomi uzmanları, Castro’nun bu yatırımları nasıl finanse ettiğini tam olarak kestiremiyor.
Küba’nın yatırımları boşa gitmedi ve Finlay Institute adlı bir kurum dünyanın ilk Menenjit B aşısını geliştirdi. Kurumun başaraştırmacısı Concepcion Campa Huergo, aşıyı deneklere vurmadan önce kendisi ve çocukları üzerinde denedi. Campa Huergo, Küba’nın biyoteknolojiye verdiği önemi şöyle özetliyor: “Bir keresinde Fidel’e bir tanesi 70 bin dolar değerinde olan santrifüjör (karışımdaki ağır sıvıları veya maddeleri ayrıştıran cihaz) makinesi istedim. İki gün sonra 10 tane birden gelmişti”.

AMBARGOYA KARŞI YERLİ ÜRETİM
Kübalı araştırmacılar araç gereçlerini Avrupa, Brezilya veya Japonya’dan temin ediyor. Ülkenin hemen yanı başındaki ABD’nin ambargosu yüzünden ABD çıkışlı eşya görmek zor. Birkaç ABD çıkışlı cihaz da ancak üçüncü ülkeler üzerinden ithal edilmiş durumda. Kübalı bilim adamları birçok malzemeyi kendi olanakları ile üretiyor; örneğin, enzimler, doku kültürleri, virüsler ve diğer laboratuvar gereçleri gibi. Her kurumun kendi labortuvarı bulunuyor; sonuçlar devlet hastanelerindeki kliniklerde deneniyor.
ABD ambargosu ciddi bir problem olarak bilimin karşısına çıkıyor. Sorun sadece ABD ile ticaret yapamamak değil, Küba ABD’li bir şirketin üçüncü ülkeden bir partneri ile de ticaret yapamıyor. Küba limanlarına demir atan bir gemi ABD karasularına sokulmuyor. Kısaca tüm ticaret damarları kesilmiş durumda. Uluslararası pazarlardaki şirket evlilikleri de Küba’yı vuruyor. Ticaret yapılan bir şirketin ABD’li bir dev tarafından satın alınması demek, artık bu partnerin yitirilmesi demek. Küba Bilimler Akademisi Başkanı Ismael Clark, son 10 yılda bu nedenle birçok tedarikçiyi kaybettiklerini vurguluyor.

KANSER AŞISI İÇİN AMBARGO DELİNDİ
ABD ambargosunun tersine döndürüldüğü durumlar da olmuyor değil. ABD’li ilaç şirketi SmithKline Beecham bir İngiliz yatırımcı tarafından satın alındıktan sonra, Campa Huergo’nun menenjit B aşısının lisansını satın aldı. SmithKline ödemesini yine barter yoluyla araç gereç vererek yapıyor, ancak aşı kullanıma geçtikten sonra nakit ödeme yapılacak.
Bir diğer aşı için ise, 40 yılın sonunda bir ilk oldu ve ABD’nin ambargosu şartlı olarak delindi. Kübalı araştırmacılar akciğer kanseri aşısı geliştirdi, aşı bir uluslararası konferansta dünya bilim adamlarına tanıtıldı. Bunu gören CancerVax adlı ABD’li bir şirket tam iki yıl boyunca Washington’da lobi yaparak, sonunda ürünü ABD’de teste etme izni aldı. Bugün milyonlarca ABD’li akciğer kanserinden yaşamını yitiriyor.

KAPİTALİZME İNAT İLAÇ ÜCRETSİZ
Kübalı bilim adamları sadece üçüncü dünya ülkelerine yönelik çalışmakla çok da ileri gidilemeyeceğini biliyor, daha fazla gelişme ve kazanç için Küba’nın uluslararası kapitalist pazarlara açılması şart. Ancak, Küba biyoteknoloji alanında Batı devlerinden farklı bir iş modeline sahip. Laboratuvarlar broşür basmıyor, ilaçlarını satmak için pazarlama uygulamıyor, pazarlama elemanı ordusu beslemiyor. İlaç lisansları satılmıyor, laboratuvarlar arasında paylaşılıyor.
Küba’yı yakından takip eden uzmanlar, Küba’da ‘kâr’ fikrine hala olumsuz bakıldığını, kapitalist mekanizmaların hala bilinçli olarak uygulanmadığını belirtiyor. Bir ABD’li diplomat Küba’nın sosyalizmde direnmesini şöyle tanımlıyor; “Küba’da ekonomi uzmanları internetten dünya para piyasalarını, borsaları ve Wall Street Journal’ı takip ediyor, ama hep içten içe gülerek”.
Küba’nın bir pazara girmesi bugün anlaşıldığı kapitalist anlamında bir ‘dış yatırım’ değil. Kübalı bilim adamları partner ülkedeki üniversitelere giderek meslektaşlarına teknoloji transferi yapıyor, partner ülkedeki yoksullara ilaçları ücretsiz olarak dağıtıyor.

‘BİLİM BU, TİCARET DEĞİL’

Uluslararası pazarlarda dünya devleri ile rekabete hazırlanan Küba’nın sosyalist üretim sisteminde diretmesi birçoklarını hayrete düşürüyor.
Bir keresinde bilim adamları yeni pazarlara girerken patentlerin korunması gerektiği üzerine konuşurken, içeri Castro girer ve “Ne bu patent mevzusu, delirdiniz mi, biz patentlere inanmıyoruz, bilim bu, ticaret değil” der ve gider. Küba’da laboratuvarların uluslararası arenada rekabet ettikleri Batılı şirketler gibi aylık, yıllık bilançoları, nakit giriş analizleri gibi ölçekleri yok.
Castro’ya göre gerek de yok. Çünkü Küba, ABD’li ilaç devleri gibi parayı kellik ilaçları, iktidarsızlık hapları, kırışıklık kremlerinden kazanmıyor. Küba ilaç sektörü, ya da Küba biyoteknoloji devriminin odaklandığı üç alan var; kanser tedavisi, AIDS ve üçüncü dünyaya has sıtma, tifo, kolera, dizanteri gibi hastalıkların aşıları.

9 Aralık 2004
Kaynak : http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/299459.asp

Son Yazılar