dersu uzala2

Aşkın ruhu ve Dersu Uzala...

Elli metre otobanın gürültüsünü otuz desibel azaltan, gövdesinde, yapraklarında en az elli kuş türünü ve canlıyı yaşatan,

kırk ton toz emen, ürettiği oksijenle insanları ve toprağında ürettiği humus ile başka canlıların da yaşamasına aracılık yapan olağanüstü bir varlıktan söz etsem...

Alkış tutarsınız değil mi?

Bu sihirli varlık ağaçtır ağaç... Yani her teknolojik gelişim uğruna, rant uğruna kestiğiniz, yaktığınız, yok ettiğiniz ağaç... Hani kıymetli otomobiliniz kirlenmesin diye, otomobilinizin camını açıp dışarı savurduğunuz sigaranızın bile yakıp kül ettiği ağaç...

Günümüzdeki çevre ve hava kirliliğinin yüzde ellisini temizleyen bu olağanüstü varlığı nasıl keser, nasıl yakar insan?

Altın ve taşocakları uğruna binlerce ağacın kesilmesine, yok edilmesine nasıl eli varır insanın?

Hani Nasreddin Hoca’nın ağacı misali bir durum bu.

Hoca bir gün ağacın dallarını buduyormuş. Çıktığı dalı keserken yoldan geçen biri “Aman Hocam, bindiğin dalı kesiyorsun, düşersin!” demiş. Hoca bu, aldırmamış adama, kesmeye devam etmiş bindiği dalı. Biraz sonra da “pattt!” yerde bulmuş kendini. Kırık dökük vücutla koşmuş adamın arkasından. “Aman mübarek adam” demiş, “Düşeceğimi bildin, öyleyse öleceğimi de bilirsin!”

Hocanınki bir ironi elbette. Ama yazan, çizen, uyaran kişinin durumu yoldan geçenden farklı değil.

İnsanın yok ediciliği !

Yıllar önce radyo tiyatrosu kuşağında, sevgili arkadaşım, yazar Eşref Karadağ’ın Yangın kitabından oyunlaştırılan aynı isimli oyunu yönetmiştim. Yayımlandığı zaman önemli bir bilinç oluşturmuştu radyo dinleyicisinde.

Merak öğesi bol bu kitapta, beldenin en güzel tepesi Çamlık’a çıkarır bizi yazar Karadağ. Halkın sığınağı olan bu yeşil alanda her ağaç onlarca canlıya kucak açar. Eteklerinin bir ucu denize uzanan bu alana rantçı kişiler göz diker elbette. Onlar için ne sit alanının ne de ormanın hiçbir önemi yoktur. Oraları yerleşime açmak için tek çözüm yolları vardır: Yangın... Olan bitene tırmandıkları ağacın üstünde tanık olan iki çocuk -Ali ile Mustafa- kötü niyetli adamlarla mücadele etmeye karar verirler.

Perdeyi açmışken, insan ve doğa ilişkisi üzerine eşsiz bir film olan Dersu Uzala’dan da söz etmem gerekir. Filmin yönetmeni, ünlü sinemacı Akira Kurosawa ilk defa kendi ülkesinin dışında bir filme imza atacaktır. Vladimir Arsenyev’in otobiyografik eseri doğaya ve insana değer veren, yalan nedir bilmeyen, naif bir insanın hikâyesini anlatıyordu ve bu hikâye Kurosawa’yı derinden etkilemişti.

1975 yılı yapımı film, Doğu Sibirya bölgesinde bir arazinin haritasını çıkarmak üzere görevlendirilen bir grup Rus askerin bölgede yaşayan ve vahşi bir hayat süren Dersu Uzala adındaki kişiyle karşılaşmalarını, Dersu’nun hayat ve doğa hakkında öğrettiklerini anlatmaktadır. Filmin açılış sahnesi, -orman içindeki inşaat ve yerde kesilmiş yüzlerce ağaç insanın yok edici yanını vurgulayan- olağanüstü bir sahnedir.

“İnsanlar doğanın bir parçası olduklarını unutmuşa benziyor ve onu vahşi bir biçimde yok ediyorlar. Çevre sorunları giderek yaşamsal düzeye tırmanıyor ve hayatımızı tehdit ediyor. Bu sorunu anlatmak istedim. Ayrıca, ikisi de doğa tutkunu, doğaya âşık iki insanın gerçek dostluğunu anlattım filmimde” der Kurosawa.

Canlıların yaşam hakkı !

“Sevinçli bir yol beni heyecanlandırıyor/ Baldıran ağacından bir kar tanesi kalbimi çaldı” diyen Amerikalı şair Robert Frost her canlının yaşam hakkını savunur. Ona göre insan, hayvan ya da bitki eşit olarak gelmiştir bu dünyaya ve bir ruhu paylaşırlar: Aşkın ruhunu...

Lütfen bir ağaç dikmesini, bir ağacı korumasını ve aşkın ruhunu öğrenin ve öğretin çocuklarınıza... Yoksa can ve canan aşkının filizlendiği bu güzelim topraklarda cennet vadileri kapkara kesilecek, haberiniz ola...

Gürol TONBUL (Yazar ve Yönetmen) - 11 Eylül 2019

Son Yazılar